
Jeffrey Epstein dosyalarıyla birlikte kamuoyuna yansıyan görüntüler ve belgeler, yalnızca bireysel bir suç ağını değil, Batı’nın uzun süredir pazarladığı “medeniyet, özgürlük ve ahlak” söyleminin içinin ne kadar boş olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Çocuk istismarı, sistematik sömürü ve elit korumacılığına dair deliller, bu yapının münferit değil, kültürel ve kurumsal bir çürümenin ürünü olduğunu gözler önüne serdi.
Batı medyasının dahi “etik skandal” ve “kurumsal başarısızlık” olarak nitelediği bu tablo, aslında yıllardır örtülen bir gerçeğin ifşasından başka bir şey değil.

Ortaya çıkan görüntüler, modernliğin ulaştığı noktayı sorgulatıyor. Kadını, çocuğu ve insan onurunu “özgürlük” adı altında metalaştıran bu anlayış, İslam öncesi cahiliye dönemini dahi mumla aratacak bir ahlaki düşüşü temsil ediyor.
Bugün Batı’nın “bireysel tercih” diye savunduğu birçok pratik, özünde güçlünün zayıfı ezdiği, paranın ve statünün suçu görünmez kıldığı bir düzeni besliyor. Epstein dosyaları, bu düzenin nasıl çalıştığını tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.
Bu noktada tartışma sadece bir skandalın ötesine geçiyor. İnsanlığın hangi ahlaki zemine tutunacağı sorusu yeniden gündeme geliyor. İslam’ın;
-insan onurunu merkeze alan,
-gücü sınırlayan,
-mahremiyeti koruyan,
-suçu meşrulaştırmayan
ilkeleri, bugün Batı’nın içinden çıkamadığı bu kriz karşısında alternatif değil, zorunlu bir ahlaki çerçeve olarak öne çıkıyor.
Özellikle çocukların ve kadınların korunması konusunda İslam’ın net sınırları, “özgürlük” adı altında her şeyi mubah gören anlayıştan çok daha insani bir duruş sunuyor.
Yıllardır İslam’ı ve Müslümanları “gerici”, “çağ dışı” ve “özgürlük karşıtı” olarak etiketleyen Batı söylemi, Epstein dosyalarıyla birlikte kendi ipliğini pazara çıkarmış durumda.
Soru artık şu:
Kadın ve çocuk istismarının elitler eliyle sistematik biçimde örtbas edildiği bir kültür mü ilerici,
yoksa insan onurunu kutsal sayan bir inanç mı?
Bu dosyalar, Batı’nın ahlak dersi verme hakkının fiilen çöktüğünü gösteriyor.
Tüm bu ifşalara rağmen, yıllardır Batı’yı “tek medeniyet ölçüsü” olarak sunan çevrelerin derin bir sessizliğe bürünmesi dikkat çekici.
Normalde en küçük bir olayda İslam’ı hedef alan bu kesimlerin, bu ölçekte bir ahlaki çöküş karşısında suskun kalması manidar.
Bu sessizlik;
-yüzleşmekten kaçışın,
-zihinsel bağımlılığın,
-eleştirel düşünce yerine hayranlığın
açık bir göstergesi olarak okunuyor.
Epstein dosyaları bir istisna değil, bir medeniyetin aynasıdır.
Bu ayna, Batı’nın iddia ettiği gibi evrensel ahlakın temsilcisi olmadığını; aksine, güç ve çıkar uğruna insanlığı feda edebilen bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor.
Bugün yaşananlar, insanlığın yeni değil, kadim ve sağlam değerlere — adalete, ahlaka ve sınır bilincine — her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor.
Ve bu değerler, tüm saldırılara rağmen, İslam’da hâlâ diri ve nettir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”