
Suriye’de yıllardır kanla yazılan trajedinin en büyük sırlarından biri, tarafların kamuoyu önündeki sert söylemleri ile kapalı kapılar ardında yürütülen diplomatik ve istihbarat trafiği arasındaki keskin çelişki oldu. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği raporlarına ve uluslararası istihbarat belgelerine yansıyan son veriler, rejim lideri Beşşar Esad’ın Tel Aviv ile olan ilişkilerinin, dışarıya gösterilen düşmanca tablonun aksine oldukça pragmatik ve iş birliğine dayalı bir eksende ilerlediğini gözler önüne seriyor.

BM Genel Sekreteri’nin bölgedeki gelişmeleri ve ateşkes gözlem misyonlarını raporlayan belgeleri, İsrail’in sınır hattındaki hareketliliğini ve rejim unsurlarıyla olan pratik temaslarını bir kez daha belgeledi. Rapora göre; sınır hattında yaşanan çatışmalar sırasında yaralanan rejim askerlerinin İsrail topraklarındaki hastanelerde tedavi edildiği ve bu süreçte UNDOF (Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü) transferlerinin kolaylaştırıldığına dair somut bulgular yer aldı.

Bu durum, İsrail’in resmi söylemlerinin ötesinde, Suriye’nin güneyindeki statükoyu kendi güvenlik çıkarları doğrultusunda şekillendirmek için rejimle nasıl bir pratik zemin oluşturduğunu net bir şekilde kanıtlıyor.
Geçmiş yıllarda farklı istihbarat ajansları ve dış politika enstitüleri tarafından ortaya konulan belgeler, iki taraf arasındaki örtülü tematik bağları sık sık gündeme taşıdı. Bu stratejik denklemin en çarpıcı itiraflarından biri, İsrail Askeri İstihbaratının eski başkanı Amos Yadlin tarafından dile getirilmişti.
IDF Askeri İstihbaratının eski başkanı Amos Yadlin: İsrail’in güvenlik kuruluşlarının çoğu Esad’ı destekledi ve ben azınlıktaydım.
İsrail güvenlik bürokrasisi içerisindeki bu derin ayrışma, Tel Aviv’in Suriye’deki kaos ortamında “tanıdık ve öngörülebilir” bir aktör olarak Esad rejiminin varlığını stratejik bir güvence olarak gördüğünü kanıtlar nitelikteydi. Rejim, bir yandan “direniş” söylemiyle kitleleri konsolide ederken, diğer yandan İsrail içerisindeki bu pragmatik akıl sayesinde arka kapı diplomasisinden vazgeçmedi.
Bu gizli denklemin en büyük kırılma noktalarından biri ise müttefikler cephesinde yaşandı. Suriye sahasında rejimi ayakta tutmak için milyarlarca dolar harcayan ve insan kaynağı kaybeden İran ile Tahran yanlısı milis güçler, yıllar içinde rejimin bu ikiyüzlü politikasının farkına vardı. Tahran merkezli çevrelerde ve saha analizlerinde, “Esad bize sırtını döndü, en kritik anlarda dahi kendi dar çıkarları için arkamızdan iş çevirdi” eleştirileri seslendirilmeye başlandı.
İranlı yetkililerin ve Tahran’a yakın stratejistlerin kapalı kapılar ardında dile getirdiği “Esed bize ihanet etti” tespiti, aslında bu gizli ortaklıkların ve Tel Aviv-Şam hattındaki pragmatik paslaşmaların bir neticesiydi. Rejim, hayatta kalabilmek için önce kendi halkına, ardından da onu koruma iddiasındaki müttefiklerine sırtını dönmekten çekinmedi.
Bugün BM raporlarına ve belgelere yansıyan bu gerçeklik, Suriye savaşının sadece bir iç savaş değil, küresel ve bölgesel istihbarat ağlarının ve gizli pazarlıkların merkez üssü olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Beşşar Esad’ın başından beri İsrail’le yürüttüğü bu gizli ortaklık, müttefiklerini arkadan vuran bir hayatta kalma refleksinin ötesine geçemedi; ancak geride tarihin en karanlık ve trajik ihanet defterlerinden birini bıraktı.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube