
FAİZ DİNSİZLİK VE ZULÜMDÜR
İslam dinini bizler için hayat düzeni kılan yüce Allah’ımıza hamd ederim. Can ve mal dokunulmazlığına özel vurgular yapan Sevgili Pey- gamberimiz, biricik hayat önderimiz Hz. Muhammed’e salat ve selam ederim.
Mal Dokunulmazlığı ve Batıl Kazanç Yolları
Son Peygamberi Hz. Muhammed ve son ilahi kitabı Kur’ân-ı Kerim olan İslâm dininde, özel vurgu yapılan konulardan biri de mal dokunulmazlığıdır; insanlar arasında malların batıl/haram kılınan yollarla kazanılıp yenilmemesidir. Bu gerçek, İslam dininin son ilahi kitabı olan Kur’ân-ı Kerim’in Nisa Suresinin 29. ayetinde şöyle açıklanmaktadır:
“Ey iman edenler; mallarınızı aranızda batıl/haram kılınan yollarla yemeyiniz. Karşılıklı rızaya dayalı meşru ticaretle kazanıp yi yebilirsiniz. (Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeye kalkışarak) birbirlerinizi öldürmeyiniz. Hiç şüphesiz Allah, sizin için rahmet kaynağıdır.”
Batıl Yol Faiz
Sevgili kardeşlerim; malları batıl yollarla kazanıp yemenin en belirgin şekli faizdir. Faiz, bütün peygamberlerin tebliğlerinde yer alan bir haramdır. Kur’ân diliyle özetlersek, faiz ekonomik dinsizliktir. Kul haklarını içeren bir zulümdür. Bir diğer anlatımla faiz yoluyla malları alınan veya paralarının/mallarının değeri düşürülen insanlar; faizli işlemler yapanlar üzerinde hak sahibidir.
Faiz, riba adıyla Kur’ân-ı Kerim’de haram kılınmış yani yasaklanmıştır. Kur’ân-ı Kerim, Kıyamet gününe kadar geçerli kılınan bir hayat düzenidir. Bunun anlamı Kur’ân ayetleri ve bu âyetlerin içerdiği emirler ve yasakların inmeye devam ettiği gerçeğidir.
Faizle ilgili ayetler Mekke toplumunda indirilmeye başlanmıştır. Mekke insanlık hayatının başladığı Ümmü’l-Kura olan -yerleşim merkezlerinin anası- bir şehirdir. Mekke; İstanbul’un, Londra’nın, Paris’in, New York’un ve diğer şehirlerin prototipidir. O, İçinde Allah’a ve ahiret hayatına inanan, helal ve haram bilen insanların da bulunduğu bir şehirdi. Ama bunların sayıları son derece azdı.
Mekke Prototiptir
Mekke toplumunun ana özelliği şunlardı: Bu toplumda Allah yok muş gibi, onun yasaları yokmuş gibi, yargılanma olmayacakmış gibi bir hayat yaşanıyordu. Savaşlar ve baskınlarla insanlar köleleştiriliyor ve iş güçleri sömürülüyordu. Alkol tüketimi fevkalade yaygındı. Flamalı çadırlarda pazarlanan fuhuş sektörü etkili ve yaygındı. Mekke’de insanların kanının emildiği putperest nitelikli turizm hâkimdi. Şairlerin yürüttüğü övgü, kin ve cinsellik temalı edebiyat, bir diğer anlatımla medyasal düzen vardı. Küçük fakat uluslararası ölçekte yürütülen faize dayalı bir de ekonomi vardı.
Bu örnekleri şunun için vermeye çalışıyorum: Kur’ân ayetlerinin ve faiz yasağı ile ilgili ilk âyetlerin indirildiği Mekke toplumunu, tarihte kalmış bir toplum gibi görmemeliyiz. O bir prototiptir. Bu gün yaşadığımız dünyamızda bugün hangi şehri ele alırsanız alın, Mekke toplumunun özelliklerini içerdiğini ama daha bir geniş biçimde yaşanılır olduğunu göreceksiniz.
Mekke toplumunun ana girdileri fuhuş ve faizdi. Benim de yeni öğrendiğim bilgiyi aktarayım; Peygamberimize ilk vahyin indirildiği Mekke döneminin hemen öncesinde, İbrahimî gelenek çizgisinde Kâbe-i Muazzama’yı yeniden inşa etme zarureti doğmuştu.
İslam Öncesi Cahiliye Dönemi Mekke Toplumu
Ebu Vehb isimli Mekke ulularından bir zat Mekke toplumuna şöyle hitap ediyor:
“Ey Kureyş topluluğu, Kâbe’nin inşasına tertemiz kazançlarınızla katılınız. Buraya zina parası girmesin. Faiz kazancı girmesin ve insanlardan zorla aldığınız malları da katmayınız.”
Aziz kardeşlerim yeter miktarda temiz kazanç temin edilemediği için bugün açıkta olan Kâbe-i Muazzama’ya ait Hicr bölümü, Kâbe ile bitiştirilerek bir tavan altına alınamıyor. Faiz yasağı, böylesi Mekke toplumunda inmeye başladı. Ama biz Kıyamet gününe kadar yürürlükte olacak Kur’ân’ın muhataplarıyız.
Faiz Âyetleri İnmeye Devam Ediyor
Bu âyetler; İstanbul’a, İzmir’e, Antalya’ya, Erzurum’a, Rize’ye, Zonguldak’a inmeye devam ediyor. Ediyor ama aziz kardeşlerim; ülkemizde başta Diyanet işleri teşkilatımıza bağlı olarak görev yapan din görevlileri, ilahiyat akademisyenleri ve tarikatlarımız gerekli mücadeleyi yapmadıkları için, halkı Müslüman olan bu toplumda faiz belası alabildiğine yaygınlık kazanmaktadır. Üstelik meşru görünmeye başlanmıştır. Giderek de egemenliğini sürdürmektedir.
Ülkemizde Faiz Faciası
Örneklendirelim: Ülkemizde 51 banka var. 12 bin banka şubesi var. 212 bin banka personeli var. 2026 yılında devlet bütçesinden faize ödenecek miktar 2 trilyon 742 milyardır.
Bu bir felaket-i azîme’dir. Ama bunun birinci derecede sebebi bizleriz yani faize karşı kültürel savaş açmayan din görevlileridir, İslam âlimleridir, ilahiyat akademisyenleridir, tarikatlarımız, tarikatlarımızın şeyhleri ve bilinçli olduklarını ileri süren bağlılarıdır. Faize bulaşan Müslümanlardır.
Hocalar Yahûdilerin Ahbarı Gibi
Biz hocalar İsrail oğullarının Ahbâr’ının yani Allah’ın ayetlerini örten ve insanlara hakkı iletmeyen lanetlenmiş din bilginleri safına girmiş bulunuyoruz. Bu ifadeleri bilerek ve bilinçle kullanıyorum ki, benim konumumda olan insanlar ne büyük sorumluluk altında olduklarını bilsinler.
Öneminden ötürü Maide suresi 62 ve 63. âyetlerinin anlamlarını aktarmak isterim:
“İsrail oğullarından bir çoğunu haram işlere, düşmanlıklara/hak tecavüzlerine ve insanların mallarını haram kılınmış batıl yollarla yemeye koşuşur görürsün. Onlar ne kötü iş yapıyorlar. İsrailoğullarının hak ölçülerine bağlı din âlimleri ve âbidleri bu insanları günah sözlere ve işlere dalmaktan, insanların mallarını batıl yollarla yemekten alıkoymalı değil miydiler?”
Diyanetin Duyarsızlığı
Kendimce bir inceleme yaptım: Son yüz yılda bir buçuk hutbe istisnasıyla Diyanet İşleri Başkanlı’ğımızın yönetiminde faiz sömürüsüyle/zulmüyle ilgili olarak Cuma hutbesi hazırlanıp sunulmamıştır. Benim yaşımda olan insanlar 50 yıldır Cuma namazı kılıyor ve kıldırıyor, böyle bir konuda yalnızca bir Cuma hutbesi okutabildik. İşte budur haramların bu kadar genişlemesi ve toplumumuzu etki altına almasının sebebi.
Oysaki sevgili kardeşlerim; faize karşı olan sadece İslam dini değildir. Olgun akıl bu zulme karşıdır. Bilimsel veriler de bu zulme karşıdır. Hiçbir sağduyulu iktisatçı, faizin gerekliliğinden söz etmemiştir. Bu apaçık bir zulümdür. Ve bu gün, insanlık ekonomik yönden sömürülüyor ise bunun ana yolu faiz düzenidir. Bütün dünyada böyledir.
Şimdi aziz kardeşlerim; Mekke toplumunda inen ve Paris’te, NewYork’ta, İstanbul’da, Kahirede… İnmekte olan ayetleri, Mekke toplumunda olduğu gibi iniş sırasına göre açıklayalım. Bu fevkalade önemlidir. Mücadele stratejisini belirleme açısından.
FAİZİ ANCAK İSLAM KALDIRABİLİR
Faizle İlgili Olarak İnen Birinci Âyet
İlk inen ayet Rum suresinin 39. ayetidir. Bu ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“İnsanların mallarında bir artış olsun diye verdiğiniz faizler Allah katında artmaz…”
Aziz kardeşlerim; Kur’ân dilinde bazı âyetlerde Allah lafzı topluma işaret eder. Buna göre âyetimizin bu bölümü şöylece de manalandırabiliriz:
“İnsanların mallarında bir artış sebebi olsun diye verdiğiniz faizler Allah katında artmaz yani toplum ekonomisine de katkı sağlamaz…”
Âyetin anlamını vermeye devam edelim:
“Allah’ın rızasını kazanmak üzere verdiğimiz zekâtlara gelince. Onlar katlanmış olarak karşılığını alacaklardır.”
Yalnız ahiret hayatında mı, değil. Biz hep böyle anlıyoruz. Ayetlerin anlamını saptırıyoruz. Ayet ahiretten bahsetmiyor, dünyadan bahsediyor. Onlar karşılığını katlayarak alacaklardır. Unutmadan arzedeyim. Bir diğer ayette şöyle buyrulur:
“Allah faizleri mahveder, sadakaları artırır.”
Artırma yalnızca sevap artırması değildir, ekonomik olarak da artırmadır. (Bakara 276) Faizle ilgili olarak ilk inen ayet budur ve şöylece uyarılar içerdiğini de söyleyebiliriz:
Faiz belalı bir uygulamadır, uyanın! Kafalarınızı bu belaya karşı hazırlayın.
Faizle İlgili Olarak İnen İkinci Âyet
Aziz kardeşlerim; İslam’ın siyasi ve ekonomik hakimiyetini sağlayamadığı toplumda faiz yasağı konulamaz ve yaşatılamaz. Faiz yasağını koyabilecek ve yaşatabilecek toplum ancak İslam toplumu olabilir. Bunun dışındaki hiçbir toplum bu yasağı koyamaz, işletemez bu zulmü durduramaz, bu sömürüyü engelleyemez. Bunun içindir ki faizle ilgili yasaklayıcı ikinci âyet “Ey iman edenler” emri ile başlıyor:
“Ey inananlar! Faizi, süreyi uzatma karşılığında üstüne fazlasını ekleyerek, birleşik faiz olarak yemeyin. Rabbinizin bu konudaki yasağına aykırı gitmeyin. (Aykırı gitmezseniz gerçek kazanç ile) mutluluğa erersiniz.” (Âl-i İmran 130)
Burada dikkatlerinizi özellikle çekiyorum, bir sonraki 131. âyette “Kâfirler için hazırlanmış ateş azabından korunun.” buyruluyor.
Ne alaka? Alaka şudur: Çünkü bir toplumda faiz haram bilinerek alınıp verilirse günahkâr kılar ama faizin haramlığına inanılmaksızın ekonomi için gereklidir, kalkınma için zaruridir denilerek faizli işlem yapılırsa kişi kâfir olur.
Faizle kâfirlik arasında derin bir alaka mevcut olduğu içindir ki, Rabbimiz faiz yasağının ardından bu uyarıyı yapmıştır.
Faizle İlgili Olarak İnen Üçüncü Âyetler
Rabbimiz Bakara sûresinin 275. âyetinde alışverişi helal, faizi ise ha ram kıldığını bildirdikten sonra 278 ve 279. âyetlerde şöyle buyurmuştur.
“Ey iman edenler! Rabbinizin faiz yasağına aykırılıktan korunun. … Allah’a inancınız/güveniniz varsa faizden doğan ve doğabilecek olan kazançların bütününden vazgeçin. Vazgeçmezseniz (savaş açmış olacağınız için)Allah ve Peygamberi tarafından; İslam düzeni tarafın dan size savaş açılacağını bilin. Eğer faizden dönüş yaparsanız anapa ranız sizindir. Artık ne faiz alıcı olarak nefsinize zulmedin ne de faiz verici olarak kendinizi zulme maruz bırakın.”
Unutmadan arz edeyim; İslam önce kafaları faize karşı hazırladı. Sonra bileşik faizi haram kıldı. Son merhalede de her bir türünü bütünüyle yasakladı.
Peygamberimiz de Faizi Yasakladı
Aziz peygamberimiz de faiz yasağını şöylece pekiştirdi:
“Allah faizi yiyene, yedirene, yedirtene, faizli işlerin şahitliğini yapana ve kâtipliğini üstlenene lanet etsin.”
Peygamberimiz Veda haclarında bir hamle daha yaparak faiz yasağını uygulamaya faizci amcası Abbas ile başladı:
“Cahiliyet hayatındaki tüm faiz çeşitleri ayağımın altındadır… İlk kaldırdığım faiz de amcam Abbas’ın faizidir.”
Peygamberimizin faiz yasağını uygulamaya amcası faizci Abbas’ın faiz alacaklarını kaldırma ile başlamasında alacağımız dersler vardır.
Yöneticiler ve İslam ahlakiyatçıları uygulamayı önce nefislerinde ve yakınlarında başlatmalıdırlar.
Faiz Cahiliyet Hayatı Nişanıdır
Tam burada Cahiliyet hayatına da değinmek isterim. Bu hayatın iki büyük alamet-i farikası vardır; biri zina diğeri faiz. Zina ve faizin olduğu toplum cahiliye toplumudur, belaya da hak kazanır. Bakınız Peygambe rimiz ne buyuruyor:
“Zina ve faiz bir toplumda yaygınlaştırıldığı zaman, o toplum kendini Allah’ın azabına hazırlamış olur.”
Böylesi bir toplum siyasi, ekonomik ve ahlâkî çoküntülere mahkumdur. Aziz kardeşlerim; her haramda ya ferdi, ya ailevi, ya ahlâki, ya da toplumsal mutlaka ve mutlaka zararlar vardır.
Yaradan Hakîm olan Ra b’dır/Her şeyi yerli yerinde yapan Rab’dır. Kullarına bir şeyi yasak kıldıysa onda zarar var demektir, bunun tek bir istisnai örneği yok. Ama zarar bazen maddî olur bazen manevi olur, bazen ahlaki olur, bazen ruhi olur, bazen toplumsal olur bazen hepsi bir arada olur.
FAİZİN MÂNEVÎ VE MADDÎ ZARARLARI
Faiz yardımlaşma duygularını çökertir. Faize dayalı toplumda yardımlaşma olmaz. Doğasına aykırıdır. Faiz, bencillik, cimrilik ve zaafları sömürmedir, faiz ihtirastır ve maddeye tapmadır, zulümdür. Kişiyi her şerre yatkın hale dönüştürücü fiildir. Faiz insanı insan olmaktan çıkarır. Çünkü insan yaşadığı toplumda verici olabildiği ölçüde insandır, verebilir olduğu kadar Müslümandır. Ama maddî ama mânevi…
Müslüman verici olmalıdır, hiçbir şey veremiyorsak tebessüm etmeliyiz, karşılaştığımız insanlara bir çift gönül alıcı sözle olsun hitap edebilmeliyiz. Faiz çağrışım yapıldığının aksine ekonomik kalkınmaya da yardımcı değildir; bilakis engelleyicidir. Çünkü yatırımcı ödediği faizden çok kazandıracak alanlara yönelir. Büyük ve uzun sürecek yatırımlar durur. Faiz maliyetleri yükseltir. Yükselen maliyetler tüketimi kısar, kısılan tüketim üretimi düşürür, üretim düşünce işsizlik çoğalır, işsizlik çoğalınca adil ücret uygulaması biter.
Faiz düzeninin egemen olduğu bir yapıda sabit gelirlilerin mutlu olması, refah düzeyinin yükselmesi mümkün değildir. Sabit gelirli büyük kitlenin yaşam mücadelesi dayanılmaz hale gelir, rûh köleliği artar. İnsanlar, haklarını savunamaz olur. Sonuçta toplum sosyal patlamaya doğru gider. Peygamberimiz buna işaret etmektedir. O şöyle buyurur:
“Şuhtan kaçının, zira şuh sizden önceki toplumları helak etti. Onları birbirlerinin mallarını yağmalamaya ve namuslarını çiğnetmeye götürdü.”
Şuh maddi kazanç hırsıdır; bir taraftan faize yönelmedir diğer taraftan toplumun hakkı olan zekâtın ve akrabadan aciz olanlara nafakanın verilmemesi olgusudur.
Faizin Zıddı Olan Zekât Artırır
Aziz kardeşlerim; evet, zekât artırır. Zekât faiaizin tersine çalışır, zekâtlar verildikçe harcama imkânları çoğalır. Üretim artar, tüketim çoğalır, tüketim çoğaldıkça üretim artar. Üretim arttıkça iş sahaları açılır. İş sahaları açılırsa her çalışmak isteyen iş bulur. Sosyal refah gelişir. Onun için Kur’ân-ı Kerim’de, “Allah faizleri mahveder. Sadakaları/zekâtları artırır” buyrulmaktadır. (Bakara 276) Evet Allah faizleri mahveder… Faiz öyle bir haramdır ki sonunda alanlarını da verenlerini de yer bitirir. “Faizin sonu iflastır” buyuran Peygamberimiz buna işaret etmiştir. Dünyaya egemen olan faiz düzeni, milletlerin bütçelerini kemiriyor. Peygamberimizin uyarıda bulunduğu bir noktaya daha işaret edelim. O şöyle buyurur:
“Bir dönem gelecek faiz bütün insanları/toplumları kuşatacak. Sordular; Ya Rasûlallah, tüm insanları mı? Evet, tüm insanları, faiz den kaçınanları da faizin tozları bürüyecek.”
Sevgili kardeşlerim; düşünebiliyor musunuz? Halkı Müslüman olan ülkemizde ilahiyat akademisyenleri ve din görevlileri dahi maaşlarını faiz kazançlarından alınan vergilerin katıldığı genel bütçeden alıyor. Yani bütün toplum fertlerini faizin tozları kuşatmıştır.
Faizden Kaçınmalıyız
Sevgili kardeşlerim; bizler Müslüman olarak faizden kaçınmaya mecburuz. Bu imanın gereğidir. Ama kaçınmak yetmez, yatırımlar mutlaka faizsiz olarak yapılmalı. Eğer büyük yatırımlar gerekiyorsa mutlaka şirketleşmeye gidilmeli ve de mutlaka ve mutlaka helal çerçevede etkin bir borsacılık düzeni oluşturulmalıdır. Ve de faizin meşru bir uygulama olmadığını tüm gücümüzle topluma aktarmalı, yetiştirdiğimiz nesilleri bu bilinçle yetiştirmeliyiz.
Namaz ve Zekât Faizle Mücadele Yoludur
Allah Zülcelal faizle ilgili Bakara sûresinin 275 ve de devamında yer alan faizle ilgili âyetlerin arasına faiz belasından nasıl kurtulabileceğimizi, ilk atılımların ne olabileceğini beyan sadedinde namaza ve zekâta vurgu yapmaktadır. (Bakara 277)
Faizle mücadele bilinç ister, enerji ister, bu enerji namazla alınabilir. Zekâtı uygulamaya koyarak kazançtan ödeme yaptırabilirseniz haram olan faizden de sakındırabilirsiniz.
Sözü, faizcileri Cehennem ile tehdit eden ayetle bitirelim:
“Faiz yiyenler özgün bir maddeden yaratılan şeytanın kaldırıp yere çaktığı insanlar konumuna düşerler, ne yapacaklarını dahi bilemez olurlar. Bu durum onların alışveriş faiz gibidir demeleri sebebiyledir. Oysaki Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Her kim Rabbinin öğüdünü dinler de faizli uygulamayı bırakırsa, faiz yasağı öncesindeki uygulamaları geçmişte kalır. İşi de Allah’ın takdirine kalır. Haramlığını bile bile yeniden faize dönenler … onlar ateş yaranıdırlar. Orada ebedi kalıcıdırlar.” (Bakara 275)
ALİ RIZA DEMİRCAN
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Muhterem Hocam,
“Faiz Dinsizlik ve Zulümdür” başlıklı yazınızı dikkat ve ilgi ile okudum. Kur’ân’ın faiz (riba) ile ilgili hükümlerini iniş sırasını gözeterek ele alışınız ve meseleyi yalnız iktisat başlığı altında değil, iman, ahlâk ve kul hakkı çerçevesinde değerlendirmeniz ilim ve irfan bakımından çok kıymetlidir.
Özellikle:
• Faizi kul hakkı ihlâli ve açık bir zulüm olarak temellendirmeniz,
• Ayetleri iniş tertibine göre işleyerek tedricî bir yasak sürecini ortaya koymanız,
• Faizin yalnız kazanç yöntemi değil, bir hayat tasavvuru ve düzen meselesi olduğunu vurgulamanız metne hem derinlik hem bütünlük kazandırmaktadır.
Bu vesileyle benim kaleme aldığım “Anası ile Zina Etmeyi Meşrulaştıran Bir Sisteme Boyun Eğerek Yaşamanın Bedeli” başlıklı yazımla da bir irtibat kurmak isterim. Söz konusu çalışmada modern düzenin bazı temel kabullerinin, ilahî ölçülerle çatışan yönlerini ele almaya gayret ettim. *Yazıma şu adresten ulaşılabilir:*
“Anası ile Zina Etmeyi Meşrulaştıran Bir Sisteme Boyun Eğerek Yaşamanın Bedeli” https://www.aynamayansiyanlar.com/makalelerim/anasi-ile-zina-etmeyi-mesrulastiran-bir-sisteme-boyun-egerek-yasamanin-bedeli/
Her iki metin birlikte düşünüldüğünde, faiz meselesinin yalnız bir para alışverişi hükmü değil; insan, toplum ve medeniyet anlayışı ile doğrudan ilgili olduğu daha açık biçimde görülmektedir.
*Müsaadenizle bazı ilmî hususlara da temas etmek isterim:*
1. Akaid Çerçevesi Faizin gerekliliğini savunmanın itikad bakımından doğuracağı neticelere dair ifadeleriniz dikkat çekicidir. Bununla birlikte klasik kelâm geleneğinde bir fiilin hükmü ile kişinin iman durumu arasında hüküm verirken; bilgi, kasıt, te’vil ve zaruret gibi unsurlar titizlikle ele alınmıştır. Bu başlık, daha açık bir usul çerçevesiyle işlendiğinde, metnin ilmî ağırlığı daha da artacaktır.
2. İktisadî Çıkış Yolları Faizin mahzurlarını ortaya koymanız güçlüdür. Bunun yanında faizsiz ortaklık usulleri, üretim ve paylaşım esasına dayalı sermaye birikimi, zekât ve vakıf müessesesinin yeniden ihyası gibi başlıkların daha geniş işlenmesi, “nasıl bir yol izlenmeli?” sorusuna daha açık cevap verebilir. Böylece metin yalnız tenkit eden değil, yol gösteren bir hüviyet kazanacaktır.
3. Kavramların Açıklığı Metninizde yer alan ağır hükümler, Kur’ân ve sünnet dayanaklarıyla temellendirilmiştir. Bununla birlikte “küfür”, “zulüm”, “harp” gibi kavramların fıkıh ve kelâm geleneğindeki çerçevesine kısa atıflar yapılması, metnin ilim ehli nezdindeki kabulünü güçlendirecektir. Bu, hem kavramların yerli yerine oturmasını sağlar hem de yanlış anlamaların önüne geçer.
Muhterem Hocam,
Kaleme aldığınız yazı, içinde yaşadığımız düzeni vahyin ölçüsüyle yeniden tartma çağrısıdır. Faizi sıradan bir iktisat tercihi değil; iman, adalet ve insan onuru meselesi olarak ele almanız, ilim ve sorumluluk bilincinin bir tezahürüdür. Rabbim kaleminize kuvvet, sözünüze tesir, ömrünüze bereket ihsan eylesin. Hürmetlerimle