
Televizyon kanallarının ana haber bültenleri ve tartışma programları, uzun süredir adeta birer felaket tellalına dönüşmüş durumda. Hangi kanalı açarsanız açın; izleyiciler sürekli cinayet, soygun, fuhşiyat, kaza, ölüm ve dolandırıcılık haberleriyle karşı karşıya kalıyor. Toplumda derin bir ruhsal bunaltı ve karamsarlık yaratan bu yayın politikalarının arkasındaki “kasıtlı” mekanizma, kitle iletişim bilimi ve sosyolojik araştırmalar tarafından tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor.
Medyada olumsuz ve travmatik içeriklerin kasıtlı olarak seçilmesi, ticari haberciliğin en temel kurallarından biri olan “Kan varsa manşettir” ilkesine dayanmaktadır. İnsan beyninin evrimsel olarak tehlikelere karşı geliştirdiği “negatiflik önceliği”, reyting mekanizmaları tarafından açık bir sömürü aracına dönüştürülmüştür.
Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Araştırmaları Enstitüsü’nün küresel raporları, dünya genelinde insanların %40’ından fazlasının sırf yarattığı olumsuz ruh hali ve aşırı yükleme nedeniyle haber izlemekten bilinçli olarak kaçındığını ortaya koymaktadır. Buna rağmen ana akım medya, derinlemesine araştırma gerektiren kültürel, bilimsel veya yapıcı dosyalar hazırlamak yerine; adliye koridorlarından, güvenlik kameralarından ve sosyal medyadan topladığı şiddet içerikli görüntüleri ardı ardına servis etmeyi sürdürmektedir. Çünkü bu yöntem, izleyiciyi ekran başında tutmanın en ucuz ve en garantili yoludur.
Haber programlarının toplum algısını nasıl manipüle ettiğine dair en köklü ve sarsıcı çalışma, ABD’li iletişim profesörü George Gerbner tarafından geliştirilen “Kültürleştirme (Ekme) Teorisi” ve bu teorinin bir parçası olan “Acımasız Dünya Sendromu” çalışmasıdır.
Gerbner ve ekibinin Pennsylvania Üniversitesi’nde uzun yıllar yürüttüğü ve daha sonraki dönemlerde bağımsız enstitülerce de doğrulanan araştırmalar, televizyondaki şiddet içerikli yayınlara yoğun şekilde maruz kalan bireylerin şu ortak özellikleri gösterdiğini kanıtlamıştır:
– Gerçek dünyadaki suç oranlarını ve tehlikeleri olduğundan çok daha yüksek ve ürkütücü algılarlar.
– Çevrelerindeki insanlara karşı kronik bir güvensizlik, şüphe ve paranoya geliştirirler.
– Dünyanın umutsuz, çıkışsız ve her an bir felaketle sarsılacak bir yer olduğuna inanırlar.
Gerbner’in araştırmasındaki en çarpıcı siyasi tespit ise medyanın bu yayını neden “kasıtlı” bir şekilde sürdürdüğünü açıklar: “Korkak insanlar kolaylıkla bağımlı hale gelebilir ve sert kanunlarla kontrol edilebilir. Hatta güvensizliklerinden kurtulmak pahasına baskılanmayı ve özgürlüklerinin kısıtlanmasını da rıza ile kabul ederler.”
Bu yönüyle haber programlarının felaket tellallığı, modern devletin kendi bekası için ihtiyaç duyduğu “güvenlik” politikalarını meşrulaştıran en büyük propaganda aygıtına dönüşmektedir. Sürekli dolandırıcıların, katillerin ve hırsızların kol gezdiği bir atmosfer izleyen kitleler, yapısal ekonomik krizleri veya sosyal adaletsizlikleri sorgulamak yerine; devletten daha fazla denetim, daha fazla gözetim ve daha sert cezalar talep etmeye başlar. Böylece medya eliyle yaratılan yapay korku iklimi, toplumsal muhalefeti ve dayanışmayı felç ederek egemen sistemin ömrünü uzatır.
Müslümanlar Birbirleriyle Uğraşırken İslamofobi Büyüyor! İslam'ı anlatamadık, başkalarının İslam'ı karalamasına seyirci kaldık! Sosyal medyada paylaşılan…
ÇİN YÖNETİMİ: ERDOĞAN'IN, CUMHURBAŞKANI ADAYI OLMASINI İSTEMİYOR. ŞU SORUYU SORMAMIZ GEREKİYOR: ÇİN BUNU NEDEN İSTEMİYOR?…
Sudan Yanıyor, Dünya Neden Seyrediyor? Afrika'nın kalbinde kan, gözyaşı ve küresel çıkar hesapları Sudan'da üç…
KASIM 2026 KİRA ARTIŞ ORANI YÜZDE 31,23 OLARAK AÇIKLANDI Milyonlarca kiracı ve ev sahibinin beklediği…
İSLAMİ SOHBET "Namaz İnsana Şuur Katar" İSLAMİ HABER "MİRAT" YOUTUBE
DOĞRULUK, DÜRÜSTLÜK EN BÜYÜK VE KESİNTİSİZ FARZ İBADETİMİZDİR Dinimizde farz, vacip ve sünnet olan ibadetlerimiz…
View Comments
Sayın Yakub Bey... Hiç kimse haberlerinde karamasar ve kötümser bir tablo çiziilmesin.... İyi güzel de kabak gibi sırıtan olumsıuzşlukalra da bir gözümüz kör, bir kulağımız sğaırmış gib de yaklaşıp, ülkemizde her şeyin toz-pembe olduğunu göstermek te müslüman bir işi asla olamaz diye düşünüyorum.