
Finansal Sistem “Dot-com krizi” ile çöken dönüşümü tamamlayabilir mi?
Bugünkü yazımızda hayatımızdan çekip alamadığımız teknoloji ve buna bağlı olarak dönüşen sistemden bahsedeceğim. Teknoloji derken yalnızca araçlardan değil; bize dayatılan bir yaşam biçiminden söz ediyoruz. Teknolojinin vazgeçilmez hâle gelişi, kendiliğinden bir ilerlemenin değil, gündelik hayatı yeniden şekillendiren güçlü bir yönlendirmenin sonucudur. Bu yönlendirme, insanı dönüştürmüş; yeni bir toplum prototipi ve onunla uyumlu, gerçek parayı dışlayan türev bir finans anlayışını da beraberinde üretmiştir.
Ortaya çıkan bu yeni zihniyetle toplum, küresel finans sistemini yalnızca kabullenmekle kalmıyor; davranışlarıyla onu onaylıyor ve yeniden üretiyor. Buna karşın, bireysel olarak sıkça dile getirilen “paradigma değişmeli” itirazları, toplumsal ölçekte bir tutum ve davranışa dönüşemiyor. Çünkü pratikte oluşan talep, mevcut düzenin devamından yana bir karakter sergiliyor.
Yaşam tarzları, genellikle paranın biçimini belirlemiştir. Maalesef bugün de farklı bir durum yoktur. Toplum, sosyal ve iktisadi tercihleriyle bu dönüşümü fiilen talep eder konumdadır.
Bu yazının çıkış noktası tam olarak burasıdır. Peki talep edilen bu yapı hak, hukuk ve adalet iddiasını gerçekten taşıyor mu, yoksa sadece işler görünmeyi mi başarıyor?
Dönüşmekte olan sistemik yapı, topraksız devletler, devasa şirketler üretiyor. Bu şirketler üzerinden rekor kârlar açıklanıyor olmasına karşın, alım gücü azalıyor, toplum fakirleşiyor. Çünkü; teknoloji ve dijitale bağımlı bu yeni sistemde para değil, taahhüt var. Gerçek mal ve hizmetler değil, gelecek satılıyor. Bugünün talebi, gelecekte aynı güncelliğini koruyabilecek mi…
Kar var ama para yok. Böyle bir düzen ayakta kalabilir mi?
Son dönemde “Filanca teknoloji devi rekor kâr açıkladı” gibi söylemleri sıkça duyuyor, medyadan takip ediyoruz. Peki aynı anda neden borçlar artıyor, neden orta sınıf daralıyor, neden gençler gelecek planı yapamıyor?
O halde ortada bir çelişki mi, yoksa bilinçli olarak kurulmuş bir finansal kurgu mu var..?
Bugün, dev teknoloji firmalarının açıkladıkları kârların önemli bir bölümü, kasaya giren paradan değil; henüz yapılmamış işlerden, teslim edilmemiş hizmetlerden, geleceğe yazılmış gelirlerden oluşuyor. İşin esası; bu iktisada dayalı gerçek bir üretim başarısı değil, muhasebe usullerine dair sözde bir başarıdır.
Microsoft, Oracle, OpenAI gibi şirketler artık ürün satmıyor; geleceği satıyor. Üç-beş yıllık abonelikler, kullanılmasa bile ödenecek taahhütler ve tahakkuk kârları…
Kâr hanesi dolu, ama ekonomiye dair gerçek pazar boşalıyor.
Tabii ki bu düzen devam ettiği sürece sorun yok gibi görünebilir. Bakalım artarak devam eden bu taahhütler ve abonelikler ne zamana kadar ikna edici olabilir. Finans kapitalin krizler tarihi bize şunu defalarca gösterdi ki; geleceği bugüne doğru fazla çekerseniz, yarınlarınızı çökertirsiniz. Bugünün dijital finans mantalitesi de diğerleri gibi dolaylı/dolaysız geleceğin, yani zamanın fiyatlanmasıdır.
Teknoloji bağımlı sektör temsilcilerinden dijitalleşmeye dair yüceltici ifadeleri, ağız dolusu övünerek anlatılan kârları sıkça duyuyoruz. Bu ifadelerden yarınların olası finansal krizlerinin ne derece kuvvetli olabileceğini de okumak mümkün olabiliyor.
2000 Dot-com krizini hatırlayalım. O yılları hazırlayan şey internet açılımına dair şirketlerin yıllarca hayal satmasıydı, bugünse; taahhütler, sözleşmeler, abonelikler satılıyor. Yöntem değişti, peki ya sonuç!..
Sizce sonuç değişir mi?
2000 yılında Dot-com balonu patladığında herkes şaşkın bir şekilde aynı şeyi söylüyordu: “Bu şirketlerin kârı yokmuş.”
Esasen sistem, bugün de aynı şeyleri tekrar ediyor, ama insanlar rahat. Çünkü bu kez bilançolarda kâr var. Kar görünüyor, ama para yok.
Belki; asıl soru şu olmalıydı: Bu kâr neyin kârı?
2000 öncesi internet şirketleri hayal satıyordu. İnternet şirketleri somut kar üreten işlerle değil, geleceğe dair vaadler satıyordu.
İnternet portalları sitelerin kullanım trafiği üzerinden kazanç umarken; e-ticaret siteleri neredeyse zararına satışlarla büyümeyi öne çıkarmıştı. Reklam ağları tıklamayı parasal bir değer sayıyordu. İçerik üreten siteler, okuyucunun para ödeyeceğini düşünüyordu. Ama olmadı…
Telekom şirketleri de henüz kendini gerçekleştirmeyen bu sistem için devasa borçlarla altyapı kurdu. Bu yapıda şirketlerin değeri, site trafiği ve vaade dayalı, karsız, nakitsiz ve ileride kazanırız varsayımı ile fiyatlanmış, ama beklentiler karşılıksız kalmıştı. Zira toplum bu kafada bir dönüşümü reddetmişti. Buna bağlı olarak 2008 Mortgage krizinin de fişeği ateşleniyordu. Dönüşemeyen sistem, tüm zararını bu firmalara ve Merkez Bankaları eliyle piyasaya sürdürdüğü ucuz paralar üzerinden alım gücüne fatura etti. Ucuz kredi sisteme geri dönmedi, toplum gayrimenkul vb gerçek değerlere yöneldi. Tıkanan dönüşüm paradigması 2008’de Mortgage olarak konutta patladı.
Bugün ise büyük teknoloji şirketleri, geleceği sözleşmelere bağlayarak yine aynı yöntemle satıyor. Belki hukuken sağlam, muhasebe açısından geçerli; ama bu da benzer şekilde iktisaden karşılığı olmayan kırılgan, hastalıklı bir yapıdır.
2000’de Cisco “internetin omurgasıydı”. Bugün Nvidia “yapay zekânın beyni” durumunda. Teknolojiler gelişti, fakat söylem değişmedi. O günden elimizde internet kalabildi, Cisco çöktü. Bugün ise belki yapay zekâ kalacak; ama bugünkü sahiplerin hiç biri kalmayacak gibi…
Bu balon da paradan ziyade finansın (bağlayıcı sözleşmeler, borç vb türevlerin) bolluğu sayesinde ayakta duruyor. 2008’den sonra piyasaya sürülen ucuz para; dönüşüme değil, varlık fiyatlarına yöneldi ve fiyatları şişirdi. Toplum aleyhine dillendirilen felaket senaryoları da beklentileri boşa çıkaracak potansiyele sahip. Büyük oranda dijital yapılar da yıkılacaktır.
Geçmişten günümüze bu tip krizler gösterdi ki; küresel finans sistemi her kademede biraz daha merkezileşme eğilimindedir. Dolayısıyla; krizler yıkımdan ziyade, servet transferi şeklinde gerçekleşiyor. Tabi; Krizler herkesi eşit biçimde vurmuyor. Aksine, bu tip krizler servetin el değiştirdiği zamanlar olarak kendini tamamlıyor. Tıpkı hegamonik geçişler gibi, (özellikle bretton woods sonrası) finansal krizler de parayı merkezileşme yönlü bir kurguya hapsediyor. Sistemin olağan hastalığının sonucu kılığında sunuluyor. Talep edilen, kurgulanan “paket krizler” şeklinde toplumu şekillendirmeyi vaad ediyor.
Borçsuz olanlar, reel değerlerde duranlar ile altyapıyı elinde tutan büyük aktörler böyle dönemlerden güçlü olarak çıkabilirler. Kaybedenler ise bellidir. Borca dayatılan finansal yapı zaten bunun üzerine kuruludur. Esnaf, küçük yatırımcı, orta sınıf, yapay zekâ rüyasıyla kurulmuş ama gerçek değer üretemeyen şirketler…
Bütün bunlara rağmen kimse teknolojiden vazgeçemez. Ama çoğunluk, bu teknolojilerin sahibi olmaktan dışlanarak, sadece sistemin kullanıcısı durumuna indirgenecektir. Tıpkı para gibi, teknoloji de para işlevi görür niteliğe bürünmektedir. Asıl felaket; sistemin çökmesi değil; olup biteni fark etmeden borçlanarak, programlı fakirleşmeyi kabullenerek yaşamaktır.
Dolayısıyla; gerek büyük ölçekte, gerekse bireysel bağlamda meseleyi ele aldığımızda neler yapılabilir?
Borçla büyüme masalından uzak durulmalıdır. Bu düzenin ilk tuzağı borçtur. Borç, yalnızca ekonomik bir araç değil; insanlığın geleceğini bugünden rehin alan bir mekanizmadır. Faizli ya da faizsiz fark etmez. Geliri belli, geleceği belirsiz bir insan için borçlanmak, lehe tüm planları bozar, kırılganlığı arttırır.
Kâğıttan ya da dijital kar ile gerçek değeri ayırmak gerekir. Tahakkuk kârı ile gerçek değerleri (para, kıymetli madenler, stratejik mallar vb ) ayırt etmeyi öğrenmeden hiçbir tablo refaha dönüşemez.
Toprak, gıda, enerji, barınma gibi varlıklar kriz dönemlerinde gerçek değeri ortaya çıkaran varlıklardır. Herkes dijital ekranda rakam kovalarken, gerçek varlıklara bağlı değerler sessizce önem kazanır.
…
Bu yazıda teknoloji eleştirisi değil; paranın, gücün ve geleceğin kimlerin elinde toplandığını anlatmaya çalıştım. Yaşadığımız çağda asıl mesele teknoloji değil, bu teknolojinin öncesinde de nasıl finanse edildiği ve kimin lehine çalıştığı, meselesidir.
Bugün rekor karlarla sunulan tabloların büyük kısmı, üretimin değil; geleceğin bugünden yazılmasının sonucudur. Sözleşmelerle öne çekilmiş gelirler, tahakkuk kârları ve beklenti üzerinden şişirilmiş değerlemeler, sistemi ayakta tutan ana kolonlar hâline gelmiştir. Bu kolonlar sağlam görünür; fakat gerçek, bu kolonların üzerine yük bindiğinde anlaşılır.
Elbette dünya batmıyor, teknoloji durmuyor. Ama finansal sistem insanlığı tehdit ediyor. Bu tehdit, merkezileşme adı altında daha da sertleşiyor. Eski reflekslerle, eski ezberlerle ayakta kalmak zorlaşıyor.
Nihayetinde dijital dönüşümü aşama aşama yaşamaktayız. Bu gürültülü akış devam ederken, “gerçek para düzenini” yapılandırıcı nitelikte iktisadi alternatifler üretmeden, olup biteni kabullenmek, elbette erdemli insanlara yakışır bir durum olmayacaktır.
* Dot-com : “dot commercial” .com uzantılı, ticari amaçlı internet şirketleri
* Cisco : Cisco System, ABD merkezli küresel bir ağ teknolojileri (networking) şirketi. Router (yönlendirici) ve swich (anahtar) üretiminde lider şirket.
* NVidia : Grafik işlemcileri (GPU) üreten ABD merkezli Yapay Zeka çağının altyapı şirketi.
Sadık USLU
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”