
Anma mı, Dayatma mı?
Bir çocuğa kimi seveceğini, nasıl anacağını öğretmek; ona sevgiyi değil, itaati öğretmektir. Oysa sevgi, ancak özgür bir kalpte filizlenir.
Geçtiğimiz günlerde 6-8 yaşlarında iki çocuğun konuşmasına kulak misafiri oldum.
Küçük olan coşkuyla, “Ben dünyada en çok Galatasaray’ı seviyorum!” dedi. Diğeri ise ciddi bir edayla uyardı:
“Hayır, öğretmenimiz bize dünyada en çok Atatürk’ü sevmeliyiz dedi.”
O an çok şaşırdım.
Hâlâ şaşırabiliyor olmama da üzüldüm.
Demek ki hâlâ bu ülkede bir öğretmen, çocuklara en çok kimi sevmeleri gerektiğini öğretiyor.
Eğitim sistemi, sevgiyi bile dayatmayla vermeye çalışıyor.
Hem de bunu “yaşasın özgürlük” sloganları altında yapıyor.
Bu yıl 10 Kasım ara tatile denk geldi.
Ama okul günü olsaydı, yine velilere aynı mesaj gönderilecekti:
“Tüm öğrenciler siyah giyinecek, çelenk önüne bırakılmak üzere karanfil getirilecek.”
Yıllarca kız kardeşlerimle birlikte okul işlettik.
Her türlü anma ve kutlama töreni yaptık.
Anmak istediklerimizi anlattık, kutlamak istediklerimizi kutladık.
Ama hiçbir şeyi putlaştırmadık.
Dinimizde ve kültürümüzde olmayan hiçbir uygulamayı da zorunlu kılmadık.
Peki, bu okullar ne yapmaya çalışıyor?
Henüz anaokulu çağındaki çocuklardan karanfil getirmeleri isteniyor.
O karanfiller büstün önüne bırakılıyor, ardından şiirler okunuyor.
Doğa ve canlı sevgisini öğrenen çocuklara, bu kez canlı karanfillerin büst önünde soluşu izlettiriliyor.
Bu manzara, bir anmadan çok bir tapınma öğretisini andırıyor.
Modernleşmeyi savunanların bu kadar ilkel bir ritüeli kutsallaştırmaları nasıl bir çelişki?
Bir de “siyah giyinme” talebi var.
Töreni “yas havasına” sokmak için.
Oysa bizde, bazı sanatçı cenazeleri dışında böyle bir gelenek yoktur.
Bu alışkanlık, Ortaçağ Avrupa’sında ölülerin ruhlarının insanlara musallat olacağı inancıyla ortaya çıkmış bir kilise uygulamasıdır.
Ne dinimizle ne de kültürümüzle ilgilidir.
Ama okullarımız, farkında olmadan Batı’yı taklit ediyor.
Üstelik bunu ilerleme zannediyor.
Tüm bunların bir de psikolojik boyutu var.
Henüz soyut kavramları anlayamayan okul öncesi bir çocuğu yas havasına sokmak doğru değil.
Bu yaşta çocuklara gerekmedikçe ölümle ilgili bilgi vermek bile önerilmez.
Okullarımızda psikologlar var ama bazen o kadar şekilci davranıyoruz ki, çocuğun ruh sağlığı gözden kaçıyor.
Sonuç olarak; bir çocuğun bir kişiye saygı duyması, onu sevmesi zorlamayla değil, bilinçle olur.
Tarihini doğru kaynaklardan okuyan, özünü bilen, ecdadını tanıyan çocuk; zaten saygıyı davranışlarıyla gösterecektir.
Çünkü gerçek sevgi, empoze edilmez; gönülde yeşerir.
Şeyma Demircan Namazcı
Yazarımız ‘’Şeyma Demircan Namazcı’nın’’ DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”Tıklayın”
Milli eğitim bu başarılı sonucu büyük törenllerle kutlamalı.