
Fransa Ulusal Meclisi, tıp dünyasında ve etik çevrelerde büyük tartışmalara yol açan ve “ölmeye yardım” (yardımlı ölüm) uygulamasını düzenleyen yasa tasarısını onayladı. Avrupa’nın “bireysel özgürlükler” ve “onurlu ölüm” adı altında geldiği bu son nokta, insan yaşamının değeri ve devletin asli görevleri konusunda çok ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
Tasarı, modern toplumun en büyük açmazlarından birini gözler önüne seriyor: Yaşatmak için savaşmak mı, yoksa acıdan kaçmak için pes etmek mi?

Tasarının en çok eleştirilen ve ürkütücü bulunan yönü, sadece ölüm döşeğindeki hastaları değil; tedavisi olmayan ancak uzun yıllar daha yaşama potansiyeli bulunan bireyleri de kapsıyor olması.
Bu durum, tıp biliminin çaresiz kaldığı kronik hastalıklarda, devletin hastayı yaşatmak ve yaşam kalitesini artırmak için kaynak ayırmak yerine, beyaz bayrağı çekip süreci “ölüm randevusu” ile sonlandırmasının önünü açıyor. Sosyal devletin görevi vatandaşına her koşulda yaşayabileceği onurlu bir hayat sunmakken, yeni düzenlemeyle birlikte devlet adeta bir “yaşam sonlandırma ortağına” dönüşüyor.
“Bir devletin asli görevi, vatandaşını her ne koşulda olursa olsun yaşatmak, acısını dindirmek ve ona destek olmaktır. Yaşamı sonlandırmayı yasal ve bürokratik bir prosedür haline getirmek, insan hayatının kutsallığına vurulmuş ağır bir darbedir.”
Fransa’nın attığı bu adım, bireysel bir haktan ziyade toplumsal ve ekonomik bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Muhalifler ve etik uzmanları şu önemli risklere dikkat çekiyor:
Fransa’nın kabul ettiği bu yasa, bireysel otonomi maskesi altında, aslında modern toplumların acı çeken bireylerle başa çıkma konusundaki yetersizliğini ve tahammülsüzlüğünü belgeliyor. İnsanlığın binlerce yıllık “yaşatma azmi”, yerini acıdan kaçmak için sunulan steril bir vazgeçişe bırakıyor. Avrupa, kendi eliyle inşa ettiği bu yeni düzende, yaşamı savunmak yerine ölümü kolaylaştırmayı modernleşme olarak pazarlamaya devam ediyor.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube