
Gezegen de, insan da biriciktir
Kozmosla ilgili seyrettiğim belgeseller bana acziyetimi hatırlatıyor. Bir noktadan sonra aklımın almakta zorlandığı ve esasında alamadığı bir evren ortaya çıkıyor.
Artık bu noktadan sonra “evren tasavvuru” kavramı da anlamını kaybediyor. Zira evreni tasavvur etmenin de mümkün olmadığını anlamaya başlıyorum.
Bu noktada söyleyebileceğim tek şey kalıyor:
“-Rabbim sen ne yücesin!”
Bazı bilimsel verilere göre evrende iki trilyon galaksi mevcut bulunuyor, her bir galakside bin trilyon yıldız var. Ayrıca 10 bin trilyon gezegenden söz ediliyor. Evrende dünyamızın kapladığı yer ve önem yeryüzündeki tek bir atomun kapladığı yer kadardır.
Galaksiler, yıldızlar, gezegenler, uydular ve diğer cisimlerle ilgili verilen sayılar –trilyon, milyar, milyon ışık yılı- bana hiçbir zaman kesin bilgi gibi gelmiyor. Bilim ne kadar ilerlemiş olursa olsun, bu rakamları tam olarak tespit etmek mümkün değil. Benzer şekilde arkeolog ve antropologların da cisimler, olgularla ilgili verdikleri rakamlar öyledir. Bazan rakamlar arasında milyarlar veya milyonlarca sene farkı oluyor.
Lakin insan haddini ve hududunu bilmez, “gayba taş atmak (recmen bi’l-ğayb)” (18/Kehf, 22); ellerinde kesin bilgi olmadığı “dillerine geldiği gibi söyleyip dururlar” (34/Sebe’, 53). Halbu ki, belki de peygamberlerin tümü, insana haddini, sınırlarını öğretmek istemişlerdir.
“El ilmu indallah” (46/Ahkaf, 23) temel bir hakikat olduğuna göre belki Karl Popper’ın dediğine iştirak etmek daha makuldur. Der ki Popper: “Geldiğimiz noktada şunu anlıyoruz ki, biz aklımızla evrenin sınırlarını hiçbir zaman tam olarak çözemeyeceğimizi anlamış bulunuyoruz, işimizi gördükçe yani yanlışlanıncaya kadar bilimden istifade edelim.”
Geçenlerde zihn-i müşevveş bir zatla bu konuyu konuşurken aramızda ilginç bir diyalog geçti. Bu devasa varlık ve ruhumuzda estirdiği heybet karşısında bana şu sualler sordu:
Soru: Bize sonsuz gibi görünen evrenin tamamı “bizi sınamak için yaratıldı ve biz bu gezegende halife kılındık” demek mantıklı mı?
Cevap: Elbette mantıklı. Evren şanı yüce Allah’ın “Kün (Ol)” emr-i ilahisinin tecellisididr, ondan istifade etmemiz O’nun bize musahhar kılınmasıdır. Düşün, 17 milyon 100 bin km karelik devasa Rusya küçük Kremli’nden yönetilir, iyi mi kötü mü yönetildiği ayrı bir konu. Kremlin Sarayının uzunluğu 125 metre, yüksekliği 47 metre, toplam alanı 25 bin metrekaredir…
Soru: “Nasıl olur da uzaydaki cisimlerin hacim ve kütlesi; tinsel (her şeyin özünü teşkil eden madde dışı) bir varlığın yani insanın bu tinsel boyutuna mukayese olarak ortaya konulur ki?”
Cevap: Uzaydaki cisimler dünya gibi cisimdir. İnsan bedeniyle cisim olup, uzayda her ne cisim varsa onunla müşterek elementlere sahiptir. Onun manevi tarafı (tin) cisim olmayan ruhtur ki, menşei İlah Nefha’dır. Bu yüzden insan tür olarak biriciktir ve varlık ağacının cisim olarak da nihayeti yani meyvesidir. Cisimlerin hacim ve kitlesinin tini “Kün (Ol)” emr-i ilahisi ise, insanın da tini, maddi bedeni olmayan Nefha-i ruh’tur. Her ikisi yüce Allah’ın ilim, kudret ve iradesinde birleşir. Böyle olunca insan kainata yabancı değil, ona asli boyutuyla mensuptur.
Dostumuzun sorusunda gizli bir değer yargısı var, yakından bakıldığında cevabının sorusunda gizli olduğu fark edilir.
Şöyle ki: “Evrende dünyamızın kapladığı yer ve önem dünyadaki tek bir atomun kapladığı yer kadardır.” Soru dünyanın “kapladığı yer” şeklinde olsaydı mantıklı olduğunu kanıtlamakla yetinebilirdik. Lakin soruyu soran, “kapladığı yer”den hareketle “önemsiz” olduğunu söylemeye çalışıyor. Bu onun dünyanın yer gibi önemsiz olduğuna inandığı anlamına gelir.
Kısaca insan da, gezegen de biriciktir, en azından bugün evren hakkında ulaşabildiğimiz bilgiler doğrultusunda bunu söyleyebiliriz; biricik ise, belli ki gezegenin de insanın da bir anlamı ve amacı vardır.
“Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak[1] yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır..” (38/Sad, 27.)
“Biz, bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. Eğer bir ‘oyun ve oyalanma’ edinmek isteseydik, bunu, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.” (21/Enbiya, 16-17. Ayrıca bkz. 10/Yunus, 5)
ALİ BULAÇ
DİP NOTLAR
[1] Boş bir çaba veya anlamdan ve amaçtan yoksun.
Yunan Siyasetçi Kyrtsos'tan Atina'ya Sert İsrail Uyarısı: "Katillerle Savunma İttifakı Olamaz" Yunanistan siyasetinin deneyimli isimlerinden…
KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…
Ramallahlı Kadından Arap Liderlere ve Abbas Yönetimine Sert Tepki: "Bizi Gazze’deki Mücahitler Temsil Ediyor" Batı…
Bilal Erdoğan’dan Nüfus ve Aile Yapısı Uyarısı: "2100 Yılında 55 Milyona Düşebiliriz" İlim Yayma Vakfı…
250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE İran'a, Gazze'ye, Yemen'e, Lübnan'a ortak operasyonlar yapan, Siyonist rejime karşı…
ÜÇ FATMA NUR’UN ÖLÜMÜ, TEK BİR GERÇEK: AİLE VE EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ÇÖKÜŞÜ (2) 3. TOPLUM…