islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,1930
EURO
50,5631
ALTIN
7.133,73
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

HADİSLERİN KUR’AN’A ARZI MESELESİNİN İSTİSMARI

HADİSLERİN KUR’AN’A ARZI MESELESİNİN İSTİSMARI
A+
A-

HADİSLERİN KUR’AN’A ARZI MESELESİNİN İSTİSMARI

Hadislerin Kur’an’a arzı, İslam’ın iki temel kaynağı olan Kur’an ve sünnet arasındaki uyum ilkesini ifade eder. Hadis ilminin geleneğinde, bu ilke, bir hadisin Kur’an’ın genel ilke ve ruhuna açıkça aykırı olmaması anlamında kullanılmıştır. Tarih boyunca muhaddisler, topladıkları hadisleri bu ölçüte göre titizlikle değerlendirmiş; Kur’an’ın açık hükümlerini aykırı olan rivayetleri eserlerine almamaya özen göstermişlerdir. Ancak onların “Kur’an’a arz” anlayışı, modern bazı çevrelerin iddia ettiği gibi her bir hadisin Kur’an’da lafzen aranması veya birebir karşılığı bulunmayan her rivayetin reddedilmesi şeklinde değildir. İslam âlimleri, sahih kabul edilen hadislerin esas itibarıyla Kur’an ile çelişmeyeceği prensibini benimsemiş, görünürde bir çelişki söz konusu olduğunda ise tevil yöntemine başvurmuşlardır.

Tarihte, hadisler toplanırken her birinin tek tek Kur’an’a arz edildiği bir metod uygulanmamıştır. Çünkü böyle bir metod önemli sorunlar doğururdu. Her muhaddis (hadis âlimi), Kur’an’ı kendi anlayışına göre yorumlayacak ve “Allah’ın muradı budur” diyerek, kişisel yorumuna göre hadisleri sınıflandıracaktı. Bu durumda, bir muhaddisin Kur’an’a uygun bulduğu bir hadisi, bir diğeri aykırı görebilecekti. Sonuçta, herkesin Kur’an’dan ne anladığı ve Peygamber’in konumuna dair yorumları etkin olacaktı, tarafsız bir ölçü kalmayacaktı.

Bu sakıncalardan dolayı, âlimler en isabetli ve güvenilir yolun, bir sözün gerçekten Hz. Peygamber’e ait olup olmadığını tespit etmek olduğuna karar vermişlerdir. Bu tespit ise ancak ve ancak sağlam bir sened zinciri (rivayet nakil zinciri) ile mümkündür. İşte bu gerçeği vurgulamak için büyük âlim Abdullah b. Mübarek şöyle demiştir: “Eğer isnad (sened) ilmi olmasaydı, her dileyen dilediği gibi (Peygamber’e ait olmadığı halde) söylerdi.”

Günümüzde bu geleneksel ilkenin istismar edildiği iki ana yaklaşım dikkat çekmektedir. Birincisi, hadislerin dini hüccet (delil) olma vasfını temelden reddeden ve yalnızca Kur’an’ı kaynak olarak kabul eden “Kur’ancı/Mealci” tayfadır. İkinci grup ise, “Kur’an’a arz” metodunu görünüşte benimseyen, ancak pratikte kişisel akıl ve beğeniyi esas alan bir tutum sergileyenlerdir. Bu ikinci grup, kendi anlayışına uyan hadisleri –uydurma bile olsa– Kur’an’a uygun görürken, mütevatir olsa dahi aklına yatmayan hadisleri reddetmektedirler.

Bu iki yaklaşım da, temelde “hadis inkârcılığı” ortak paydasında buluşmaktadır. Hadis inkârcılığı, hadislerin dinde bağlayıcı bir kaynak ve delil olarak kabul edilmemesidir.. Ancak özellikle ikinci grup, bu reddedişlerini açıkça ifade etmek yerine, sözde bir “Kur’an’a arz” filtresiyle meşrulaştırmaya çalışır. Bunun nedeni, Kur’an’ı anlamak ve yorumlamak için hadislere tarihsel ve bağlamsal bir malzeme olarak ihtiyaç duymalarıdır. Örneğin, “Kur’an ne zaman indi?”, “Surelerin isimleri ve iniş sırası nedir?” gibi Kur’an metninde cevabı bulunmayan birçok soruya ancak hadisler vasıtasıyla cevap bula bilmektedirler.

Bu durumun tipik bir örneği, kendisini hadis inkârcısı olarak tanımlamayan ancak “Kur’an’a uyan hadisi alır, uymayanı reddederim” şeklindeki genel geçer ifadeyi benimseyen bazı modern yazarlardır. Söz gelimi, Mehmet OKUYAN’a hadis inkarcısımısınız diye sorulduğunda ben hadisleri inkar etmem ancak toptancıda değilim Kurana uyan hadisleri alır uymayanları ise red ederim. Hadis inkarcılığının ne olduğunu bilmeyen bir Müslümanda bak sana adam hadis inkar etmiyor kitaplarında konuşmalarında hadis söylüyor yazıyor. Mehmet OKUYAN 30 ciltlik bir tefsir yazmış ve bu eserinde kendi ifadesi ile 3000 nin üzerinde hadis kullandığını söylüyor. Eseri incelediğimizde hadisleri dinin bağlayıcı bir kaynağı olarak değil, yalnızca tarihsel ve destekleyici veriler olarak kullanmıştır. Bu tavır, hadislerin dindeki bağlayıcı rolünü iptal etmekte, ancak ihtiyaç halinde onlardan faydalanma yoluna gitmektedir. Dolayısıyla, bu tutum, hadisleri kabul ediyor gibi görünerek, aslında onların dini otoritesini sistematik bir şekilde devre dışı bırakmayı hedeflemektedir.

Yeni bir hadis külliyatı oluşturmak, günümüzde ne teknik ne de metodolojik açıdan mümkün görünmemektedir. Zira Peygamberimiz on dört asır önce vefat etmiştir ve artık O’na doğrudan ulaşma imkânımız yoktur. Bu sebeple, teknik olarak yeni hadis derlemek mümkün olmadığı gibi, metodolojik olarak da aynı derecede imkânsızdır.

Bu görüşü benimseyenlere göre, hadis âlimleri güvenilir değildir; Kur’an’a tam anlamıyla vakıf olmadıkları gibi, hatta bazılarının Peygamber’e iftira edecek, O’nun ağzından söz uyduracak kadar pervasız oldukları düşünülür – haşâ. Peki, böyle bir durumda hangi hadisleri Kur’an’a arz edeceklerdir? İtibarsız, yalan söylemekten çekinmeyen ve ilimden yoksun kişilerin eserlerine başvurmak, ne aklen ne de ilmen doğru bir yaklaşımdır. Öyleyse, hadisleri nereden bulacak ve nasıl Kur’an ile karşılaştıracaklardır?

Bu gruba, “İbadetler ve bazı dini konular Kur’an’da ayrıntılı olarak açıklanmamışken, siz bunları nasıl uyguluyorsunuz? Bu bir çelişki değil mi?” diye sorduğumuzda genellikle şu cevabı verirler: “Biz sünnete uyarız. Kastettiğimiz sünnet, namazın kılınışı, hac ibadetinin uygulanışı, zekât gibi konularda olduğu gibi, kesin ve yaygın bir şekilde (tevatür yoluyla) bize ulaşan Peygamber uygulamalarıdır.”

Bunun üzerine biz de onlara şunu sorarız: “Peki, Kur’an’da hadislere veya sünnete uymayı açıkça emreden bir ayet veya delil var mıdır?” Bu soruya genellikle net bir cevap veremezler. Çünkü Kur’an’da “Sünnet bağlayıcıdır, hadisler ise bağlayıcı değildir” şeklinde açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Oysa gerçek şudur: Kur’an, Peygamber’i (Ahzab, 21) bizler için örnek gösterir. Peygamber’e itaat etmeyi (Nisa, 80; Maide, 92 ve diğerleri) farz görür. Ayrıca, Peygamber’in helal ve haram koyma yetkisinin olduğunu söyler(Tevbe, 29; A’raf, 157).

Dolayısıyla, “Kur’an bize yeter” diyen veya kendilerini “Kur’an Müslümanı” olarak tanımlayan bu kişiler, aslında Kur’an’ın bu açık emirlerine uymamakta, adeta Kur’an’a rağmen bir “Kur’an’cılık” yapmaktadırlar.
“Mealci” olarak adlandırılan kesimden ise çok fazla bahsetmeye gerek yok. Zira bu grup, işi o kadar ileri götürmüştür ki, Kur’an’ın “apaçık Arapça bir dille” indirildiğini (Yusuf, 2) bildirmesine rağmen, “Biz onu kendi dilimizde okuruz” diyerek meal okumayı Kur’an okumakla eşdeğer görür ve hadisleri de bu meallere göre değerlendirir. Bu yaklaşımın tutarlılığı hakkında söylenebilecek pek bir söz yoktur.

İkinci bir grup daha vardır ki, bunlar hadisleri teşri (kanun koyma) aracı olarak kabul ediyorlar; ancak her hadisi kabul etmezler. Bunların iddiası, hadisleri Kur’an’a arz ettikleridir. Dayanak olarak da İmam Ebu Hanife ve İmam Malik’i gösterirler. Ne var ki, ne İmam Malik ne de İmam Ebu Hanife -hazretleri- bunların anladığı manada bir “arz” yöntemi kullanmamışlardır. Bu konuda çok daha titiz davranmışlardır. Bunu nereden anlıyoruz? Her iki imamı delil olarak getirenler, ne bu iki imamın yöntemini kullanıyorlar ne de bu değerli âlimlerin görüşlerine itibar ediyorlar. Mesela, bu iki imam da şefaati, kabir hayatını, recm gibi konuları kabul ederler. Örneğin recm, Kur’an’da açıkça bulunmamasına rağmen, her iki mezhep imamı da hadislerle amel etmişlerdir. “Kur’an’da recm yok, bu hadisleri kabul etmiyoruz” dememişlerdir; bilakis kabul etmişlerdir. Bu da bize gösteriyor ki, bu konuda da bahsi geçen kimseler samimi değillerdir.

Bunlar, abdestin bozulması, abdestin sünnetleri gibi nispeten basit konularda bu imamların fetvalarına göre hareket ederler; lakin önemli meselelerde, ilim gerektiren hususlarda ise hiçbir usule uymadan, çok rahat fetva verebiliyorlar. Bir ayetten veya hadisten nasıl hüküm çıkarılır, hangi tür hadislerle amel edilir gibi temel konuları bilmezler. Ezberlerinde yüz hadis bile olmayan, hatta senedi ve hadislerin sıhhat derecesini araştırmadan, internete veya kitaba bakmadan on hadis dahi söyleyemezler. Buna rağmen çok önemli konularda fetva vermeye kalkışırlar.

Bu şekilde davranan şahıslara, “Neden böyle davranıyorsunuz?” dediğinizde cevapları şöyle oluyor: “Önceki âlimler birbirlerini taklit ediyorlar, biz taklitçi değiliz.” Bu şahıslar ilimden habersiz oldukları için bu konuyu da iyi bilmiyorlar. Mesela Hanefi fıkhının önemli bir kaynağı olan İbn Abidin’in Reddü’l-Muhtar’ını okumuş olsalardı, Şafii mezhebinde İmam Şirbînî’nin Muğni’l-Muhtac’ını okusalardı ya da Hanbeli mezhebinde İbn Kudâme’nin eserlerini incelemiş olsalardı, durumun hiç de onların sandığı gibi olmadığını göreceklerdi. Nitekim İmam-ı Azam, namazlarda Fatiha’nın okunmasını vacip görürken, talebesi İmam Muhammed farz olduğunu söylüyor. Yine İmam Şafii, ancak kırk kişi ile Cuma namazı kılınabileceğini söylerken, mezhep içi âlimleri on iki, yedi gibi sayılarda da Cuma namazının kılınabileceğine fetva veriyorlar.

Bu görüşlerde olan arkadaşlara söylenecek çok şey var. Alanımız sınırlı olduğu için şimdilik bununla yetiniyoruz. Rabbim bu kardeşlerimize, ölüm gelip çatmadan gerçekleri görmeyi nasip etsin diye dua ediyorum.

M.Emin CAN

YAZARIMIZ  “M.Emin CAN’IN”  DİĞER  YAZILARINA  ULAŞMAK  İÇİN  BURAYA  ”TIKLAYINIZ” 

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

 

Yorumlar
  1. Nusrettin Bolelli dedi ki:

    Selamün aleyküm. Mehmet Emin Can hocayı tebrik ederim. Çok mükemmel bir makalenin. Her Müslümana bu makaleyi okumayı tavsiye ediyorum.

  2. M. N. Yekta dedi ki:

    Allah razı olsun hocam

  3. Sadrettin ATLAY dedi ki:

    KURAN DA HADİS KELİMESİ
    Hadis kelimesinin karşılığı sözdür. Dini bağlayıcılık açısından uyulması gereken tek ve en güzel hadisin(sözün )Allah’ın hadisi olan Kurandır.
    Geleneksel dini algıda Allah merkezli din yerine peygamber merkezli dine ve Allah yerine peygamber ikame edilmiştir. Allaha ait hak ve yetkiler onun elçisi olan Nebi Resule izafe edilmiştir. Geleneksel dini anlayışta dini bir konu konuşulduğun da Kuranın bu konuda ayetleri ne diyor bakmak yerine konu ile ilgili ‘’Peygamberimiz şu hadisi şeriflerinde ŞÖYLE BUYURDU DERLER.’’ Oysa din de buyurmak sadece Allaha aittir. Bu mesajını da insanlar arasında seçtiği Nebisinin elçilik sıfatı ile insanlara tebliğ etmesini murat etmiştir. Resulü de bu vahye ekleme ve çıkarma yapmadan tebliğ etmiş(Hakka 44-47 ) ve bizzat kendisi de bu vahye uymuştur. Kuranda birçok ayette geçtiği gibi Resule düşen görev Allah’ın ayetlerini insanlara iletmektir. Mesaj Kuran, muhatap ise insandır.
    Birçok ayette belirtildiği üzere ben ancak bana gelen vahye uyarım der.(Ahkaf 9 ) Çünkü dinin sahibi sadece Allah’tır. Dinin sınırlarını ve içeriğini ancak o belirler. Resul a.s Allah’ın elçisi olup ortağı değildir. O bir kul ve beşerdir(), Onun dindeki konumu elçilik ve güzel örneklikler ortaya koymaktır.(Ahzap 21) Allaha ait yetki ve sıfatlarını elçisine vermek açıkça şirktir. Bizzat şirki ortadan kaldırmak için gönderilen elçiyi şirke malzeme yapmak ne büyük bir cehalet ve ihanettir. ()
    Hadis bakımından Allahtan daha doğru kim vardır! Nisa 87
    Allah, hadislerin en güzelini, kendi içinde tutarlı birbirine benzeyen ikişerli sistemde bir kitap/Kuran olarak indirmiştir. Rabblerine derin bir saygı duyanların ayetleri karşısında tenleri ürperir, ardından Allah’ın sonsuz rahmetini anınca da kalpleri ve tenleri yatışıp huzur bulur. İşte bu, Allah’ın hidayeti/rehberidir ki dileyen kimse bu hadis ile doğru yola ulaşır.( İsra -9 hatırlat ) Allah, kimin de sapkınlığını onaylamışsa artık ona doğru yolu gösterecek kimse yoktur. Zümer 23
    Bu iki ayette görüldüğü üzere Kuran en doğru ve en güzel hadis olarak tanımlanmaktadır.
    Muhakkak onların (o resullerin) kıssalarında gerçek akıl (ve idrak) sahipleri için üzerinde (durulup) düşünülmesi gereken bir ibret vardır. (Bilin ki) Kur’an, uydurulmuş bir hadis değildir. Fakat kendinden önce gönderilmiş bulunan (İlâhî) kitapları (asli halleri, halâ ihtiva ettikleri gerçekler ve İlâhi kaynakları itibariyle) tasdik eder. Ayrıca o, açıklanması gereken her şeyi açıklayan, (bütün insanlara) bir klavuz (yol gösterici), inananlara da bir rahmettir. Yusuf 111
    Bu ayette Kuranın uydurulmuş hadis olmadığını beyan ediyor. O halde Kuran ayetlerine göre uydurulmuş hadis hangi anlamda kullanılmış ilgili ayetlerden birkaçını yazalım.
    A-) UYDURULMUŞ HADİS NE DEMEKTİR
    Uydurulmuş hadis kelimeleri Kurana göre ne anlama geliyor Kuranın bütünlüğü ve ilgili ayetler ışığında incelediğimizde daha iyi anlaşılacaktır. Kuranın en iyi tefsiri yine Kurandır. (Furkan 33, Hud 1-2 Fussilet 3 )
    Aşağıya alıntı yaptığımız ayette görüleceği Kuran vahyi dışında kulların sözlerinin din diye kabul edilmesi veya din haline getirilmesi din uydurma veya hevasına göre konuşmak olarak geçmektedir.
    ‘’Arkadaşınız sapkın ve azgın değil. Ve o, hevasından konuşmaz. Onun size söyledikleri, kendisine vahyedilen vahiyden başkası değildir.’’ Necm 2-4
    Bu ayetlerde müşriklerin Allah Resulünün vahye çağrısı üzerine kendi şahsı sözleridir veya uyduruyor şeklindeki suçlamalarına cevap vermektedir. Verilen cevapta görüyoruz ki Resul kendi şahsi sözlerini değil ayetleri tebliğ ediyor. O resul olarak yani Allah’ın elçisi görevi nedeniyle kafasına veya hevasına göre konuşmaz, yani din adına şahsi sözleri söylemez, konuştukları ise kendisine gönderilen ayetlerdir. Bu ayette açıkça anlaşılıyor ki dini konuda insan ya hevadan ya da Kurandan konuşur.
    Nebi olsa bile şahsı konuşmaları din değildir. Dinin sadece vahiy olduğu açıkça ifade edilmektedir. Kuran uydurulmuş bir hadis değildir ayetinin aslıdan farklı bir ifadesidir.
    Muhammed a.s resul denmesinin nedeni de kendisine ait olmayan mesajı yani vahyi iletmesidir.
    Aşağıya yazdığımız ayetler birlikte okunduğunda aslında konu kuşkuya yer olmayacak şekilde açıklığa kavuşacaktır. Gerek alıntı yaptığımız ayetler olsun gerek Kuranın birçok ayetinde olsun en önemli vurgu Kuran vahyi dışındaki sözler kimin olursa olsun eğer din olarak kabul ediliyorsa uydurulmuş hadis (söz) olarak ifade edilmektedir. Zira din vazı sadece Allaha aittir.
    (Bu inkârcılar,) az kalsın, sana vahyettiğimiz (Kur’an) dışında birtakım sözler uydurup bize yakıştırman (ve Kur’an’ın ayetleriymiş gibi insanlara okuman) için seni fitneye düşüreceklerdi. (Bunu başarabilselerdi) o zaman seni dost edineceklerdi. Bu durumda, biz sana, hayatında kat kat, ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık; sonra bize karşı bir yardımcı bulamazdın. İsra 73-75
    Ve eğer o (Resul) bizim adımıza birtakım sözler uydursaydı, onu kudretimizle yakalar, sonra da onun can damarını keser koparırdık (onu yaşatmazdık).Hiçbiriniz buna engel de olamazdınız.
    Hakka 44-47
    Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: ‘Bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir.’ De ki: ‘Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım. Yunus 15
    Onlara bir ayet getirmediğin zaman: Kendin bir ayet yapsaydın! derler. De ki:-Ben, ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım, bu, Rabbinizden gelen açık delillerdir. İnanan bir toplum için de yol gösterici ve rahmettir. Araf Suresi 203
    Bu ayetlerde uydurulurmuş hadis kavramın değişik şekilde ve ortamlara hatta varsayım üzerinde Nebi Resule öğretilmektedir. En önemli ortak vurgu Kuran dışından dinin kaynağı yoktur ve insanların dini konudaki konuşmaları din değil uydurulmuş hadis veya söz olarak nitelendirilmektedir.
    Ayetlerde çıkardığımız sonuçları kısaca özetlersek
    1-) Bir insanın Kuran dışında veya karşısında kendisinin veya başka insanın sözlerini din diye sunması velev ki resul veya Nebi olsa bile din uydurmak olarak nitelemektedir. Ki bu ayetlerde ikaz edilen ve uyarılan Resul Muhammed a.s. dır.
    2-) Din uydurmayı Nebi Resul a.s yapsa bile hayatında kat kat, ölümün de kat kat (acısını) tattırmak ve şah damarının koparılması ile tehdit edilmektedir. Din de hüküm koyan ve dinin sahibi sadece Allah’tır.
    3-) Kuranda olmadığı halde kendi uydurduğunu Allaha isnat etmek din uydurmak Allaha iftira ve isyan olarak nitelenmektedir.
    4-) Ahirette umudu olmayan müşrikler Kuranı yetersiz gördükleri için bunun yerine Resulden a-) din uydurmasını(ayet yapmasını ),b-) başka bir Kuran getirmesini veya c-) bunu değiştirmesini istemektedirler.
    5-) Resule din uydur, başka dini kaynak getir veya Kuranı değiştir talebi karşında cevabı bize Resul örnekliğini göstermektedir. ‘Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben Allahtan korkarım diyor.
    6- Nebi resul bile olsa dini kaynak olarak, sadece kendisine vahyolunan Kurana uymak düşer. Resule örnek almak, Kurandaki bu hadisleri örnek almaktır. Yoksa Nebiye isnat edilen çoğu Kurana aykırı olan rivayetler değildir. ‘’ Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım’’ Diyor.
    Resulü örnek Kuranın resule nasıl davranması gerektiğini öğrenmek ve tabi olmaktır. Resulün Kuran karşısında takındığı tavır ve tutumu takınmaktır.
    7-)Art niyetli insanların din uydurmayı Nebi Resul üzerinde bozmaya çalıştığı görülmektedir. Dinde otorite biri olacak ki insanlar aldatılabilsinler. Resulün bu konudaki teslimiyeti ve tavrı müminler için güzel bir örnektir. Ben ancak bana vahiy olunana uyarım.
    😎 Kuranın başka ayetlerinde ise din adamlarının kendi yorumlarını kitaba katmak için dillerini eğip büktüklerini ve bu yorumlarının da Allah katından geldiğini dediklerini ve Allaha iftira ettiklerini öğreniyoruz. (Ali İmran 78-79 )

    B-) O’NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ HADİSE İNANACAKLAR

    Onlar artık bundan (Kur’an’dan) sonra hangi hadise (söze ) inanacaklar. Mürselat 50
    İnsanlardan kimi de vardır ki, bilgisizce (halkı) Allah’ın yolundan saptırmak ve onu alay konusu yapmak için gerçeği boş hadisler ile değişiyor (mesajlarımız üzerinden kelime oyunu yapıyor). İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
    Ve ona (Allah yolundan saptırmaya çalışana) âyetlerimiz okunduğu zaman sanki hiç işitmiyormuş, kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak arkasını çevirir. İşte ona (öteki dünyada) acıklı bir azabın olduğunu haber ver! Lokman 6-7 ??????
    İşte bunlar, Bizim sana hakk olarak anlattığımız Allah’ın ayetleridir. O halde Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi hadise (söz) inanacaklar? Durmadan iftira eden (yalan uyduran, yalana, sahtekârlığa dadanan, yalanda sınır tanımayan), günahkârların vay haline! Casiye 6
    Hadis bakımından Allahtan daha doğru kim vardır! Nisa 87
    Kuran kendisini en güzel ve en doğru hadis olarak nitelendirmektedir. Birçok ayette Kurandan hadis diye bahsedilmektedir. Dini bağlayıcılık açısından Allah’ın ayetlerinden başka hadis kabul edilmeyeceği ayetlerde net ifade edilmektedir. Ayette dediği gibi ‘’ O halde Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi hadise (söz) inanacaklar?(Casiye 6 ) Kuran dışında başka hadisi din olarak kabul değil tam aksine ret etmemiz konusunda açıkça uyarmaktadır.
    Kuranın hiçbir ayetin de Muhammedin, Peygamberin veya Nebinin sözlerine veya ona ait olduğu iddia edilen sözleri din edinin diyen bir ayet yoktur. Tam aksine ayette dediği gibi Allah’ın hadisi olan Kurandan sonra hangi hadise inanacaklar diye sormaktadır. Kuran da Allah ve resule itaat edin derken de ayetlere tabi olun demektir. Çünkü Resul yani elçi kendi adına konuşan biri değil Allah adına ayet tebliğ edendir. Muhammed a.s elçi denmesinin nedeni de Allahın mesajına ekleme ve çıkarma yapmadan insanlara iletmesidir. Ayette dediği gibi o kendi hevasından konuşmaz Onun size söyledikleri kendisine vahyedilenden başkası değildir. (Necm 2-3)
    Kuran dikkatlice okunduğu takdirde İslam dininin peygamber merkezli değil Allah merkezli bir din olduğu açıkça görülecektir. Birçok ayette Allah elçisine din ile ilgili sorular sorulmaktadır. () Bu soruların cevabını De ki diye başlayan ayetler ile bizzat Allah cevap vermektedir. Dinin sahibi ve göndereni Allah, Muhammed a.s bizim gibi bir kul ve beşer olarak Onun elçisi ve Son Nebisidir.
    Bu genel açıklamadan sonra madde halinde bu ayetlerde çıkardığımız sonuçları kısaca özetleyelim.
    1-) Kuran uydurulmuş bir hadis değil Allah tarafından indirilmiş en doğru ve ne güzel hadis kitabıdır. Allah’ın dinin de olanların uymaları gereken en doğru ve en güzel hadis olan Kurandır.
    2-) Kuran dışında dini kaynak olarak kabul edilen sözler Allah dışında hangi dini otoriteye ait olursa olsun velev ki Nebiye veya âlimlere ait olsa bile bu hadisler uydurulmuş hadis olarak kabul edilmektedir. Ayette açıkça ‘’Allah’ın ayetlerinden sonra hangi hadise (söze) inanacaklar ‘’ vurgusu çok açık ve nettir.
    3-)Kuranda olmadığı halde insanlar tarafından uydurulan ve bu uydurulan hadisler ile insanları Allah yolundan saptırıldığı açıkça ifade edilmektedir. Cahilce (halkı) Allah’ın hadisi olan Kurandan alıkoymak veya Kurana yönelmesinler diye boş hadislere sarılarak aldatırlar. Kelime oyunu yaparak, Kur’an ayetlerini anlamlarından uzaklaştırmak ve farklı göstermek için çalışıyorlar. Böyleleri için aşağılayıcı bir azap vardır. Kuran kavramlarının içeriğini tahrif edenler ve farklı anlamlarda kullanarak ayetleri uydurulmuş dine delil yapanlar vs
    4-) Kuranın hakemliğine veya rehberliğine çağrıldıklarında Allah’ın yolundan saptıranlar kendilerine Allah’ın hadisleri olan ayetler okunduğundan sanki duymamışlar veya bilmiyorlarmış gibi ayetlerden yüz çevirirler. Algıları kapalı ve kulakları sağırmış gibi büyüklük taslayarak arkasını çevirirler. Ayetteler rağmen şu dedi bu dedi diye ayetleri etkisiz kılanlar bilmeden Allah’ın azabını çektiklerinin farkında değillerdir.
    5-) Ayetlere uymak yerine Kuran dışında hadis uyduranlar toplum da kendi yalanlarını din diye kabul ettirmek için kendi veya başkasının hadislerini Allah ve Resulü isnat etmek sureti ile iftira edenler, yalana, sahtekârlığa dadanan, yalanda sınır tanımayan günahkârların ve onların peşine takılanların vay haline!
    Dini Allah’ın kitabında okuyup öğrenmek yerine bu iftiracılardan öğrenenler, Kuran mesajına karşı bilgisiz ve kör oldukları halde Elçiye isnat edilen aldatıcı uydurmalara uymak ile doğru yolda olduğunu sanıyorlar.
    BURASI ÖNEMLİ : Bu ayetleri peş peşe okuyup üzerinde düşündüğümüzde iki ihtimal aklımıza gelmektedir. Ya Allah’ın dinin düşmanlarının bu ayetler inerken ki tavırları ile bugün ki müşriklerin tavırlarının hiç değişmediğini kabul edeceğiz. Ya da bu ayetler 1400 yıl önceden bugünkü Allah’ın hadisleri olan Kuranın devre dışı bırakanları bize anlattığını ve bunun bir mucize olduğunu kabul edeceğiz.
    3-) KURAN DA RESULÜN HADİSİ KAVRAMI
    Yukarıda kışça izah ettiğimiz üzere Kuran ayetleri Allah’ın hadisleri olarak nitelemektedir. Fakat bazı ayetlerde ise Kuranın şerefli bir elçinin sözü olduğunu da ifade etmektedir.
    Kuşkusuz o Kur’an, değerli bir elçinin sözüdür. Tekvir 19
    Bu ayette bahsedilen elçinin Cibril olduğu bu surenin 23 . Ayette ‘’Andolsun o Cibril’i apaçık, ufukta gördü.’’ Cümlesi de bahsedilenin Cibril olduğu açıktır.
    Şüphesiz ki o (Kuran), şerefli bir Resulün hadisidir. O bir şair sözü değildir. Ne kadar da azınız iman ediyorsunuz. O bir kâhin sözü de değildir. Ne kadar da azınız düşünüyorsunuz. O, âlemlerin rabbinden indirilmiştir.(Hakka Suresi 40-43 )
    Fakat Hakka suresinde ise bahsedilen elçinin Allah elçisi mi yoksa Cibril mi olduğu konusunda farklı görüşler olsa da her ikisini de bahsetmiş olabilir. Her iki durumda da Kuranın Resulün sözü olduğu ifade edilmiştir. Kurana göre resul ve Nebi kelimelerinin yanlış anlaşılmasının dinin de yanlış anlaşılacağını açıkça bu ayetler göstermektedir. Kuranın Allah’ın hadisi olduğu yukarıda ayetler ile belirtmiştik. Bu ayetler de ise Resulün sözü olarak geçmektedir. Ki burada bir çelişki yoktur. Ayetleri insanlar Allah’ın elçisinin ağzından duyduklarında Ona nispet edilmiştir. Sözün asıl sahibi, şüphesiz Allah’tır. Elçisi Cibril aracılığı ile Nebi Resul ve ondan da insanlara tebliğ edildiğinden, «hadis » elçiye nispet edilmiştir. Elçinin sözü aynı zaman da onu gönderinin sözüdür. Kuran Allah’ın kelamı aynı zamanda onu insanlara tebliğ eden veya ileten ise kendi elçisidir. Onun için ayette elçiye itaat Allaha itaattir.(Nisa 80 ) Muhammed a.s. Allahın elçisi denmesinin nedeni Onun mesajına ekleme ve çıkarma yapmadan olduğu gibi tebliğ etmek ve güzel örneklikler ile ortaya koymaktır.

    1. Mehmet Emin CAN dedi ki:

      “İlmi ve akli hiçbir değeri olmayan, tamamen telbis içeren Kur’an bağlamından kopuk, yukarıdaki cevap mahiyetinde yazılan metne bir soru ile cevap vereyim. Ancak bu soruma cevap verirseniz, bir daha yazı yazmayacağıma söz veriyorum. Siz de söz verin, asla bu tür gereksiz yazılar yazmayacağınıza.

      Soru: Kur’an’da Fatiha diye bir sure var mıdır? Varsa, Kur’an’dan delil getirebilir misiniz? Bir de yukarıda verdiğiniz surelerin isimlerini Kur’an’da gösterebilir misiniz? Soruyu daha açık bir şekilde sorayım: Kur’an’daki surelerin ismini nereden öğrendiniz? Kur’an’dan delillendirmek kaydıyla.”

  4. Sevim sayın dedi ki:

    Ozaman menfaatleri miz için değil bir şeyi olması gerektiği gibi yapmamız lazım. Değerli yazarlarımıza güvenmeliyiz ki kitaplarını alıp okuyalım. EmeğiniE sağlik değerli hocam

    1. Mehmet Emin CAN dedi ki:

      Allah razı olsun değerli kardeşim. Çok teşekkür ederim