islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,2207
EURO
50,5377
ALTIN
7.136,03
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
11°C
İstanbul
11°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
9°C

Hamile Hanne’nin Duası ve Gençlerin Modern Tutsaklıktan Kurtuluşu

Hamile Hanne’nin Duası ve Gençlerin Modern Tutsaklıktan Kurtuluşu
07/02/2026 12:14
A+
A-

Hamile Hanne’nin Duası ve Gençlerin Modern Tutsaklıktan Kurtuluşu

Ali İmran sûresi 35-36. ayetleri üzerinde tekrar düşündüm. Nereye gidiyoruz diye sordum kendi kendime. Dünya ile ilişkimizden aile hayatımıza, çocuk eğitiminden ticaret ve daha birçok faaliyetlerimizde ciddi savrulmalar yaşadığımızı hatırladım. Ayetlerde mealen şöyle buyrulmaktadır:

“Hani, İmran’ın karısı, “Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” demişti”.

“Onu doğurduğunda, Allah onun ne doğurduğunu bilirken “Ya Rabbi! Kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir, ben ona Meryem adını verdim, ben onu da soyunu da kovulmuş şeytandan sana emanet ediyorum” dedi”.

Ayetlerde Hz. Meryem’in annesi Hanne’nın hikâyesi anlatılmaktadır. Kur’an yaklaşık iki bin sene öncesinden bahsederek hayatımıza yine ışık tutmaktadır. Hanne, din hizmetine ve Allah yoluna kendilerini adamış asıl bir soy ve mümtaz bir aileden gelmektedir. Allah’ın bu güzel kulu Hanne, örnek hayatıyla dindarlık, takva, ilahi aşk ve Allah yoluna adanmanın nasıl olması gerektiğini bizlere öğretmektedir.

Hanne’nin uzun zaman çocuğu olmamıştı, neticede hamile kaldı. En içten duygularla Mevla’ya sığındı, adeta karşılıklı konuşur gibi O’na derdini anlattı. Çünkü Allah Teala’nın onu işittiğini, niyetini ve durumunu çok iyi bildiğinin farkındaydı. En büyük arzusu, doğacak çocuğun erkek olması ve Kudüs’teki Mabet’te (Beytü’l-Makdis)de hizmet etmesiydi. O dönemlerde hamile kadınlar arasında bu yaygındı. Hanne’nın bütün hayallerini de böyle bir gelecek süsledi. Dualarında en içten yakarışlarla bunun için yalvarıp yakardı.

Hanne çocuğunu Allah yolunda hizmet için bağışlarken hiçbir dünyevi gaye gütmemişti. Çocuğu üzerinden maddi manevi herhangi bir çıkar ve itibar beklentisi yoktu. Öyle ya! Çocuklar zaten Allah’a ait değil miydi, ebeveynlerine emanet olarak verilmemiş miydi onlar? Öyle ise en güzeli, O’nun yoluna adanmaları ve O’nun dinine hizmet etmeleriydi.

Bugün Hanne gibi hanımlar yok mu? Elbette ki vardır. Anneler doğal olarak dünyaya gelecek çocukları için “hayırlı evlat” niyazında bulunurlar. Çünkü bu fıtrî bir duygudur. Dolayısıyla önemli olan “hayırlı evlat” ifadesine yüklenen anlamdır. İşte bu, benimsenen ideolojiye, dünya görüşüne ve dindar olup olmamaya göre değişmektedir. Bugün dünyacı hayat felsefesi, benliklerimize ve ruhumuza işlemeye devam ediyor. Ahirete inanan ancak adeta inanmıyor gibi yaşamaya devam eden insanların sayısı gittikçe çoğalmaktadır. Hayal ve beklentiler dünyanın ötesine geçemez, sonsuz mükâfatı göremez oldu. Dolayısıyla doğacak çocukla ilgili gaye ve projeler de ahireti göz ardı etmektedir. Artık anne rahmindeki ceninle ilgili hayaller de sahip olunan hayat felsefesine, ideoloji ve dinle olan ilişkiye göre şekillenmektedir. Dolaysıyla bugün anneler, çoğunlukla dünyayı merkeze alarak temenni de bulunmaktadırlar. Çünkü güzel bir kariyer, bol para ve göğüslerini kabartacak başarılar öncelikli hale gelmiştir. Bugün yarışanlar, maalesef çoğunlukla sadece bunun için yarışmaktadır.

Ahlaklı bir insan, iyi bir kul, kendini Allah yoluna adayan bir evlat ideali bugün çoğunlukla unutuldu. Çünkü bunlar, dünya akçesiyle pek bir değer ifade etmiyor. Evlatlarımızı bizlere kim emanet etti, biz onları hangi niyet ve amaçlarla yetiştiriyoruz? Bu sorular bugün pek sorulmamaktadır. Oysa rahimde o cenini rahmetiyle kuşatan, mucizevi bir şekilde aşama aşama onu yaratan, dünya hayatında da bir an olsun dahi onu yalnız bırakmayan Allah Teâlâ’nın onun üzerinde bir hakkı yok mudur?

Çocuğun iyi bir kariyer yapması, ileride mal mülk, makam, mevki, şan şöhret sahibi olması esas gaye olarak görülüyor artık. Aile böylece, kendi hayatında gerçekleştiremediklerini çocukları üzerinde denemektedir. Bu uğurda anne baba yoğun bir çaba içine girmektedir. Ama bu, ifade ettiğimiz gibi çoğunlukla onun ahlaklı bir insan olması, helali haramı bilen, sevgi, saygı ve merhamet sahibi, dinin yayılıp yaşanması için çaba sarf eden birisi olması için değildir.

Hanne, canından ve kanından bir parçanı, en değerli varlığını Allah yoluna adamıştı. Hem dünyaya gelmeden önce hem de dünya sonrasını düşünmüş, Rabbine onu teslim etmişti. Tek beklentisi onun Allah yolunda hizmet etmesiydi. Peki bizler, sahip olduğumuz meziyet ve değerlerden hangilerini ve ne kadarını bu uğurda harcıyoruz. Yetkilerimizi, imkanlarımızı, ilmimizi, bilgi ve becerilerimizi, kariyerimizi, mesleğimizi Allah rızası için ne kadar kullanıyoruz. Yoksa bunlar, dünyevi hesaplarla sadece tanınmak, bilinmek takdir edilmek, güç ve itibar sahibi olmak, nüfuz alanımızı genişletmek için mi iş görüyor.

Hanne, doğacak çocuğun “muharrer/özgür” olmasını niyaz etmişti. Yani kendini Allah’tan uzaklaştıracak dünyevi bağ ve bağımlılıkların tutsağı olmamasını dilemişti. Sadece Allah’a bağlanan dolayısıyla özgürlüğüne kavuşan birisi olmasını niyaz etmişti. Modern hayat açısından bu dua çok anlamlıydı. Çünkü bugün gençler çok değişik yönlendirme ve etkilere maruzdur. Hayatları adeta kapitalist kültür tarafından programlanmaktadır. Kendileri olma şansı zor bir hale gelmiştir. Çoğunlukla hayata kendi gözlükleriyle değil yabancı gözlüklerle bakmaktadırlar. Kapitalist kültür, adeta onların ellerini kelepçelemiş, ayaklarına zincir vurmuştur. Sinema, diziler, moda, marka, kitle iletişim araçları ve reklamlarla insanlar tek tip bir yaşantıya sürüklenmektedir. Ayni hayat felsefesi, aynı tüketim, aynı yeme içme ve giyim kuşam alışkanlıkları. O bakımdan anne ve babalar, daha ilk andan itibaren evlatlarının hem böyle bir tutsaklığa kapılmamaları için tedbirler almalı hem de dualarında bunu Rablerinden niyaz etmelidirler.

Kısa vadeli dünyevi beklenti ve hesaplar dolayısıyla Allah’ın insana lütfedeceği dünya ahiret büyük mükâfatın ne olacağı pek dikkate alınmamaktadır. Hanne’nin hayatı bu konuda da bizlere bir ışık tutmaktadır. O, Allah yolunda hizmet eden birisini Rabbinden istemişti. Ama Allah Teala onun bu niyazına hayal etmediği bir karşılık vermişti. Önce ona tarih boyunca Allah’a gönül vermiş kadınlara örnek, iffet abidesi Meryem’i bahşetmişti. Daha sonra da ondan dünya ve ahirette büyük şeref sahibi İsa’yı dünyaya getirerek (Al-i İmrân 3/45) insanlık tarihinin akışını değiştiren bir süreci başlatmıştı.. .

 Prof. Dr. İbrahim Hilmi Karslı   

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE 

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.