
Hicrî yılın Muharrem ayı ile başlaması, Nebevî Hicret’in fiilen bu ayda gerçekleşmiş olmasıyla ilgili değildir.
Bugün kullandığımız hicrî takvim, Müslümanların ikinci halifesi olan Hz. Ömer’in (radıyallahu anh), hicretin 13. yılında hilâfet makamına geçmesinden sonra yaptığı içtihad neticesinde resmî bir tarih sistemi hâline getirilmiştir.
Kaynaklarda nakledildiğine göre hicrî takvimi ilk defa tesis eden kişi Hz. Ömer’dir (radıyallahu anh). Bu uygulama, hicretin on yedinci yılında yürürlüğe konulmuştur. Hâkim’in Şa‘bî’den rivayet ettiğine göre Ebû Mûsâ el-Eş‘arî, Hz. Ömer’e şu mektubu yazmıştır:
“Tarafınızdan bize gelen bazı yazılarda tarih bulunmuyor.”
Bunun üzerine Hz. Ömer halkı ve ileri gelen sahâbîleri topladı. Kimi:
“Takvimi Peygamber Efendimiz’in bi‘setiyle başlatalım.” dedi.
Kimileri de:
“Hicretle başlatalım.” teklifinde bulundu.
Hz. Ömer ise şöyle buyurdu:
“Şüphesiz hicret, hak ile bâtılı birbirinden ayırmıştır. O hâlde tarih başlangıcı hicret olsun.”
Böylece hicret esas alındı.
Daha sonra yılın hangi ayla başlayacağı müzakere edildi. Bazıları Ramazan ayının ilk ay kabul edilmesini teklif etti. Bunun üzerine Hz. Ömer:
“Hayır; Muharrem olsun. Çünkü insanlar hac ibadetlerini tamamlayıp yurtlarına döndüklerinde yeni bir döneme girmiş olurlar.” buyurdu.
Bunun üzerine sahâbe bu görüş üzerinde ittifak etti.
Hz. Ömer devrinde İslâm Devleti’nin sınırları genişlemiş, resmî yazışmalar ve devlet evrakı için müşterek bir tarih düzenine ihtiyaç duyulmuştu. Sahâbe-i Kirâm bu hususta istişare ederek takvimin başlangıcı olarak birçok mühim hadiseyi değerlendirdi. Resûlullah’ın ﷺ doğumu, peygamberlikle vazifelendirilmesi ve vefatı gibi teklifler gündeme geldi. Nihayet, Mekke’den Medine’ye gerçekleşen Nebevî Hicret’in başlangıç kabul edilmesinde karar kılındı. Çünkü hicret, İslâm tarihinde yeni bir safhanın açılışını, İslâm cemiyetinin ve devletinin teşekkülünü temsil ediyordu.
Her ne kadar hicret hadisesi Rebîülevvel ayında gerçekleşmiş olsa da, hicrî yılın ilk ayı olarak Muharrem seçildi. Bunun başlıca sebepleri şunlardı:
Bu sebeple şu hususu açıkça ifade etmek gerekir:
Hz. Ömer (radıyallahu anh) kamerî ayları ortaya koymuş değildir. Zira bu aylar İslâm’dan önce de Araplar arasında bilinmekteydi.
Ancak o, hicrî takvimi resmî bir tarih sistemi olarak kabul etmiş ve Nebevî Hicret’i bu takvimin başlangıç noktası tayin etmiştir.
Nitekim hicrî takvim, öteden beri kullanılan Arap ayları üzerine bina edilmiş; başlangıç olarak da Resûl-i Ekrem Hz. Muhammed’in ﷺ Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicreti esas alınmıştır. Çünkü bu hadise, İslâm tarihinin en mühim dönüm noktası ve merhamet, müsamaha, kardeşlik ve muhabbet esasları üzerine kurulan yeni bir devrin başlangıcıdır.
Hicrî takvimin ilk günü, hicrî birinci yılın Muharrem ayının ilk günü olarak kabul edilmiş olup, bu tarih milâdî takvimde 16 Temmuz 622 gününe tekabül etmektedir.
Resûlullah’ın ﷺ Hicretinin Tarihi
Mısır’ın eski müftülerinden merhum Şeyh Haseneyn Mahlûf şöyle demektedir:
“Resûlullah ﷺ, bi‘setin on üçüncü yılında Rebîülevvel hilâlinin doğduğu gece, Perşembe gecesi Mekke’den Medine’ye hicret etmek üzere yola çıktı. Sevr Mağarası’nda üç gece kaldı. Ardından Pazartesi gecesi mağaradan ayrıldı ve Rebîülevvel ayının on ikinci gecesi geçtikten sonra Medine’ye ulaştı.”
Bazı kaynaklarda ise şu rivayet yer almaktadır:
Resûlullah ﷺ, Mekke-i Mükerreme’den Cuma gecesi ayrılmış; Cuma, Cumartesi ve Pazar gecelerini Sevr Mağarası’nda geçirmiştir. Daha sonra bi‘setin on dördüncü yılında Rebîülevvel ayının birinci günü, milâdî 16 Eylül 622 tarihinde Medine istikametine hareket etmiştir.
Pazartesi günü Kubâ’ya ulaşmış; bu tarih Rebîülevvel’in sekizinci günü ve milâdî 23 Eylül 622’ye rastlamıştır. Ardından Rebîülevvel ayının on ikinci gününde Medine-i Münevvere’ye teşrif buyurmuştur.
Netice
Hicrî takvimin Muharrem ayı ile başlaması, hicretin o ayda gerçekleşmesinden değil; Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) devlet nizamı ve tarih birliği için yaptığı isabetli içtihattan kaynaklanmaktadır. Takvimin ruhu hicret, başlangıç ayı ise Muharrem olarak belirlenmiş; böylece Müslümanların tarih şuuru, İslâm’ın en büyük dönüm noktalarından biri olan Nebevî Hicret üzerine bina edilmiştir.
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
NOT:
Metnin omurgasını İbn Hacer’in Fethu’l-Bârî, İbn Kesîr’in el-Bidâye ve’n-Nihâye ve benzeri tarih kaynaklarında geçen hicrî takvimin kuruluşuna dair rivayetler oluşturmaktadır.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Hicreti bölümü: Doğrudan Şeyh Hasanayn Muhammed Mahlûf (1890-1990), eski Mısır Müftüsü’nden alıntılanmıştır. (Mütercim)
İSLAMİ HABER “MİRAT”