Makale

HİDAYET VE DALALET ARASINDA İNSAN: İRADE, ARINMA VE İLAHİ İNAYET

HİDAYET VE DALALET ARASINDA İNSAN: İRADE, ARINMA VE İLAHİ İNAYET

Giriş: Hidayetin Mahiyeti ve Bir İstikamet Olarak Tanımı

Hidayet, sadece zihinsel bir tasavvur değil; düşünce ve eylemin aynı potada eridiği, insanın tüm varoluşunu kapsayan bir yol ve istikamettir. Kelime anlamının ötesinde hidayet, insanın hem iç dünyasını hem de dış dünyadaki tavırlarını aydınlatan aşkın bir rehberliği ifade eder. İslam Düşüncesine göre hidayet, muttaki kullar için bir ışık ve kandil mahiyetindedir; bu yolun usulünü, adabını ve nasıl yürünmesi gerektiğini gösteren temel kaynak ise vahiydir. İnsan, kendi aklı ve deneyimleriyle hidayeti bulma potansiyeline sahip olsa da, bu yolun sahih ve sahici bir şekilde tanzim edilmesi ancak ilahi bilgi ve nübüvvetin örnekliği ile mümkündür.

İnsan İradesi ve İlahi İnayetin Kesişimi

Hidayet sürecinde belirleyici olan unsur, insani irade ile ilahi iradenin örtüşmesidir. Bir insanın temel arzusu hidayet üzere olmak olabilir; ancak bu iradeye nihai cevabı verecek olan ilahi iradenin kendisidir. İnsana “fücur” (kötülük) ve “takva” (iyilik) potansiyel olarak ilham edilmiştir; insan bu potansiyeller arasında bir imtihana tabidir. Hidayetin tam teşekküllü gerçekleşmesi için, saf ve samimi bir insani iradenin ilahi inayetle birleşmesi zorunludur. Bu noktada “dilediğimize hidayet veririz” ayetindeki muradın, insanın samimi yönelimiyle Allah’ın bu yönelime verdiği cevap arasındaki o ince kesişme noktası olduğu vurgulanmalıdır. Eğer insan kötülüğe yönelirse, hidayet elinden kayıp gider; çünkü hidayet ancak hak edilince kalıcı bir mahiyet kazanır.

Arınma Süreci: Ruhsal ve Bedensel Tezkiye

Hidayet, insanın sadece düşünce dünyasını değil, aynı zamanda fiziksel ve ruhsal varlığını da arındıran bir mekanizmadır. Ruhsal arınma, ruhun üzerinde ağırlık yapan, onu kirleten ve önüne perdeler çeken günahlardan, nefsanî hazlardan ve dalalete götüren unsurlardan uzaklaşmakla mümkündür. Kaynaklarda kalp (ruh), küçük hataların birikmesiyle kaskatı kesilen bir yapı olarak tarif edilir; bu yüzden en küçük hatadan bile sakınmak ve samimi bir “Tövbe-i Nasuh” ile arınmak esastır.

Bedensel arınma ise ruhsal arınmanın bir mütemmimidir. Beden; birine zarar verdiğinde, zulmettiğinde veya harama bulaştığında kirlenir. Bu kirlilikten kurtulmanın yolu; namaz kılmak, sadaka vermek, oruç tutmak ve Allah’ı zikretmek gibi “tezkiye” edici ibadetlerdir. Dil Allah’ı zikrettiğinde beden arınır; beden arındığında ise ruhun kirlenme ihtimali azalır. Hidayet, bu arınma sürecinde insana neyin “pis” ve “kötü” olduğunu söyleyerek onu sağaltan bir güç olarak devreye girer.

Dalalet: Yoldan Sapmanın Psikolojisi ve Sonuçları

Hidayetin zıttı olan dalalet, “dosdoğru yolun” (Sırat-ı Müstakim) dışına çıkmak ve sapmaktır. Dalalet, ilahi bilginin ve vahyin olmadığı bir zeminde, yani cehaletin karanlığında varlık gösterir. İnsanın ontolojik yapısı, kendi başına bırakıldığında “zalim ve cahil” olmaya meyyaldir. Dalaletle insan arasındaki ilişki, hidayetle olan ilişkiden daha yakın ve çekicidir; çünkü dalalet nefsanî arzuları okşar, haksızlık ve kibir yoluyla kişiye sahte bir güç hissi verir.

Hidayet, dünyayı aşan ve ahiret bilinciyle şekillenen zorlu bir yol iken; dalalet, her şeyi bu dünya ile sınırlı gören, daha “rasyonel” ve kolay görünen bir bataklıktır. Dalalete düşen insan, kendi nefsinin iradesine teslim olur ve bu durum onu içine çeken bir bataklık gibi yavaş, yavaş yutar. Dalaletten kurtulmanın tek yolu, bu sapma halini fark edip durmak ve kendisine uzatılacak ilahi eli (hidayeti) bekleyip ona tutunmaktır.

Hidayet ve Dalaletin Kurumsallaşması: Küfür ve İhlâs

Dalalet ve hidayet arasındaki geçişler insan hayatı boyunca devam edebilir; ancak bu süreçlerin uç noktaları “mühürlenme” ile sonuçlanır. Kalbin tamamen kararması, hakikate karşı işitme ve görme yetisinin kaybolması hali “küfür” olarak tanımlanır ve bu noktadan dönüş çok zordur. Öte yandan, hidayette mesafe kat edip “ihlâs” makamına eren bir kul için de geri dönüş ihtimali ortadan kalkar; bu kişi artık şeytanın vesveselerinden azade olmuş, imanla mühürlenmiştir. Özellikle “Tağut’un” egemen olduğu zeminlerde dalalet kurumsallaşarak topluma sirayet eder; bu toplumsal karanlıktan çıkış ancak Allah’ın hidayetine sığınmakla mümkündür.

Sonuç: İnsan Olma Vasfının Teminatı Olarak Hidayet

Hidayet, insanın sadece dini bir tercihi değil, aynı zamanda anlam, değer, edep ve ahlaka yönelmesidir. Hidayet olmadan insanın gerçek “insan olma” vasfını kazanması mümkün değildir; zira hidayet tüm bu erdemleri kuşatan bir üst şemadır. İnsan hidayete erdiğinde aklını, zekâsını, bedenini ve arzularını disipline eder ve yöneliminin (gidişatının) nereye olduğunu belirler. Netice itibariyle hidayet, tıpkı güneş gibi insanın hayatını aydınlatan, onu dalaletin karanlığından ve nefsin bataklığından koruyan ilahi bir kandildir.

Dalalet, insanları zulmün bataklığında debelendirirken, hidayet ise; insanları, dosdoğru yol üzere adalet ve selam/barış üzere yaşamayı mümkün hale getirir. Hidayet üzere olmak, insana kendi sınırlarını bilmeyi ve ona göre davranmayı mümkün kılar ve böylece tekebbür üzere olmaktan sakınarak ‘emniyet’ içinde varoluşunu sürdürmeye zemin oluşturur. Merhamet ve şefkat üzerinden kurduğu ilişkiler ağında barışı içselleştirir ve ona göre bir ilişkiler ağı geliştirir insan… Dalalet üzere olan insan ise; zulmü meşrulaştırır ve keyfi arzusunu yaşamak için dikte ettiği bir yaşamı diğer insanların da yaşaması için cebir kullanmaktan imtina etmez!

Dünyada sulhun ve barışın ikamesi için hidayet tek çıkış noktası iken, zulüm ve cehaletin beslendiği kaynak ise dalalet üzere olmaktan geçmektedir. Yeryüzünde yaşarken kişi, kendi tercihleri ile birlikte kendisine bir yaşam alanı inşa etmekte ve ölüm sonrasında da bu yaşadığı yaşam alanını inşa ederken kullandığı zeminin mükâfat ve cezasına müstahak olacaktır.

İnsanların yeryüzünde yalnız olmadıklarını bilmeleri ve ona göre hareket etmeleri elzem iken, ilahi inayete olan ihtiyaçlarını doğru idrak ederek ona uygun bir tavır ve niyet içinde var oluşlarını anlamlandırmaları kurtuluşlarına vesile olacaktır. ‘Allah yerin ve göğün nurudur’ ayetini insanın derin bir tefekkür üzerinden anlaması, idrak etmesi ve hayatını buna göre düzenlemesi, onun hidayet ile kuracağı bağda temel bir vasfa işaret edecektir.

Abdülaziz Tantik

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

View Comments

Recent Posts

  • Gündem

Suriye’de Peş Peşe patlamalar: Sabotaj mı, İhmal mi?

Suriye’de mühimmat depolarında peş peşe patlamalar: Sabotaj mı, ihmal mi? Suriye’de silah ve mühimmat depolarında…

1 saat ago
  • Genel

Türkiye’den Mini ve Mikro İHA’lara karşı “Drone Kalkanı”

Türkiye’den mini ve mikro İHA’lara karşı “Drone Kalkanı” Türk savunma sanayisi, savaş alanlarında giderek büyüyen…

2 saat ago
  • Gündem

BOYKOT ET, GAZZE’Yİ UNUTMA!

BOYKOT ET, GAZZE’Yİ UNUTMA! Gazze için ne yapabiliriz? İnsanlık adına ne yapmamız gerekiyorsa, gücümüz yettiğince…

2 saat ago
  • Genel

Türkiye Çatışmayı Değil Kardeşliği Büyütüyor

TÜRKİYE KARDEŞLİK İÇİN DEVREDE MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Afganistan ve Pakistan temaslarının nedeni belli oldu…

2 saat ago
  • Gündem

MEKKE VE MEDİNE ÜMMETİN ORTAK DEĞERLERİDİR

MEKKE VE MEDİNE ÜMMETİN ORTAK DEĞERLERİDİR Mekke ve Medine… Bunlar sadece iki şehir değildir. Mekke,…

2 saat ago
  • Genel

BANKALAR NASIL SÖMÜRÜYORLAR BİLİYOR MUSUNUZ?

BANKALAR NASIL SÖMÜRÜYORLAR BİLİYOR MUSUNUZ? Bankaların bir sömürü yöntemi de kağıt üzerinde yoktan para üretmeleri…

3 saat ago