Hz. Muhammed (s)’in Dini ile Bugünkü Müslümanlığın Çatışma Noktaları
Bazen en zor sorular, en gerekli olanlardır. Çünkü insanı incitmezler; insanın uyuşturulmuş tarafını sızlatırlar. Bugün, “
Peygamberi seviyoruz” cümlesi çok söyleniyor. Bu cümlenin doğru olmasını elbette isterim. Fakat
sevgi, sadece dilin süsü değil; hayatın yönüdür. Ve yönü konuşmadan, sevginin hakikatini ölçemeyiz.
Bu yazı kimseyi hedef almak için değil; hepimizin içine dönüp bakması için yazıldı. Dilim yumuşak olacak; ama meseleyi yumuşatmayacağım. Çünkü Hz. Muhammed’in (s.a.v.) dini, hiçbir çağda “rahatlatan” bir din olmadı. O din; konforu bozar, putları sarsar, insanı kendine getirir.
1) Peygamber’in Dini: Tevhid Bir Cümle Değil, Bir Başkaldırıdır
Bugün tevhid, çoğu zaman “Allah birdir” cümlesine sıkıştırılıyor. Oysa Mekke’de tevhid, yalnızca bir inanç beyanı değildi. Tevhid, bütün otoriteleri Allah’ın önünde küçülten, bütün sahte tanrıları reddeden bir duruştu.
Mekke’nin putları sadece taş değildi. Put; servetti, soydu, şöhretti, kabileydi, güçtü. Kur’an, “La ilahe illallah”ı bir “teselli” cümlesi olarak değil, bir devrim cümlesi olarak kurdu.
Bugün ise çoğu zaman tevhidi söylüyor, ama tevhidin gerektirdiği reddiyeyi yaşamıyoruz. Şunu sormadan tevhid tamamlanmıyor:
Kimi Allah’ın yerine koyuyoruz?
Parayı mı? İktidarı mı? Kariyeri mi? Grubu mu? Konforu mu?
Peygamber’in dini, insanı bu soruyla yüzleştirirdi. Bugünkü Müslümanlık ise çoğu zaman bu soruyu ertelemeyi öğretiyor.
2) Peygamber’in Dini: Put Kırar; Bugünkü Müslümanlık Putlara Dokunmaz
Hz. Muhammed (s.a.v.) putlara dokunduğu için düşman kazandı. O putlar yıkılmadan toplum değişmeyecekti. Bugünse çoğu kez putlara dokunmayan bir “dindarlık” türü yaygın:
Faiz düzeni “mecburiyet” diye normalleşiyor.
Haksız kazanç “ticaret zekâsı” diye süsleniyor.
Güç tapınması “devlet aklı” diye kutsanıyor.
Gösteriş “nimet” diye meşrulaştırılıyor.
Zulme yakınlık “hikmet” diye pazarlanıyor.
Peygamber’in dini, bunların adını koyardı. Adını koymadığınız şeyle mücadele edemezsiniz. Mücadele etmediğiniz şey de büyür.
3) Peygamber’in Dini: Adaletin Diniydi; Bugünkü Müslümanlık Bazen Sadece “İbadet”in Dini Gibi
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) davetini “ibadet”e indirgemek, davetin ruhunu eksiltmektir. O, insanlara sadece namazı öğretmedi; zulmün ne olduğunu da öğretti. Hakkı gözetmeyi, emaneti, ölçüyü, yetim hakkını, kul hakkını, malın dolaşımını, güçlünün zayıfı ezmemesini…
Bugün ise ibadet hassasiyeti olan insanların bir kısmında şu zayıflık görülüyor:
İbadet var; ama adalet duyarlılığı zayıf.
Dua var; ama hesap sorma refleksi yok.
Hassasiyet var; ama haksızlığa karşı yüksek ses yok.
Bu, kötü niyetin değil; zamanla oluşmuş bir körlüğün sonucu olabilir. Fakat körlük masum olsa bile, netice değişmez: Adalet zayıflayınca dinin gölgesi küçülür.
4) Peygamber’in Dini: Bedel Üzerine Kuruldu; Bugünkü Müslümanlık Konfor Üzerine
Mekke’de iman edenler bedel ödedi. Medine’de de bedel bitmedi. Peygamber’in dini, “iman ettim” demeyi bir konfora çevirmedi.
Bugün ise çoğu zaman din, bedel üretmek yerine konfor üretmeye başladı:
“Aman huzurum kaçmasın”
“Aman işlerim bozulmasın”
“Aman çevrem kırılmasın”
“Aman güçlülerle aram açılmasın”
Elbette herkes aynı şartlarda değil. Herkesin aynı cesareti göstermesi de kolay değil. Fakat yön önemlidir: Peygamber’in yönü güçlünün yanında değil; hakkın yanındaydı.
Bugün bazı dindarlık biçimleri, hakkı değil düzenin devamını önceleyebiliyor. Bu, Peygamber’in mirasıyla çatışır.
5) Peygamber’in Dini: Ahlakı Merkeze Alır; Bugünkü Müslümanlık Bazen Ahlakı “İkinci Sıraya” Atar
Hz. Muhammed (s.a.v.) “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” dedi. Ahlak, dinin süsü değil; dinin bedenidir.
Ama bugün, “bizden” olana ahlak esnetilebiliyor.
Yalana “siyaset” denebiliyor.
Haksızlığa “strateji” denebiliyor.
Kibre “özgüven” denebiliyor.
İftira “savunma” diye sunulabiliyor.
Peygamber’in dini, ahlakı düşürerek büyümez. Ahlak düşünce din büyümez; dinin sadece gürültüsü büyür.
6) Peygamber’in Dini: Ümmet İnşa Etti; Bugünkü Müslümanlık Bazen “Kabile” Üretiyor
Peygamber (s.a.v.) kabileciliği yıktı. “Bizimkiler” anlayışını kırdı. Müminleri kardeş yaptı.
Bugünse “cemaatçilik”, “particilik”, “grupçuluk” gibi biçimler, bazen dine hizmet etmek yerine dini kendi sınırlarına hapsedebiliyor. Böyle olunca hak, “bizim çıkarımıza uygun olana” dönüşüyor.
Oysa ümmet; hakta birleşmek demektir.
Kabile ise çıkar etrafında birleşir.
Kabileci dindarlık, hakikati büyütmez; aidiyeti büyütür. Aidiyet büyüdükçe de eleştiri ölür, ıslah biter, hakikat susar.
7) Peygamber’in Dini: Merhameti Kamusallaştırdı; Bugünkü Müslümanlık Bazen Merhameti Sadece “Duygu”ya İndiriyor
Peygamber’in merhameti, sadece gözyaşı değildi. Merhamet; yetimi gözetmekti, açın açlığını gidermekti, zulmün önüne geçmekti. Merhamet, toplumda sistem kuran bir ilkedir.
Bugün merhametimiz çoğu zaman duygusal:
izliyoruz, üzülüyoruz, dua ediyoruz
ama
düzenin devamına dokunmuyoruz.
Dua elbette kıymetlidir. Fakat dua, sorumluluğun yerine geçince dua bile zayıflar. Çünkü Peygamber’in duası, aynı zamanda mücadele duasıydı.
Sonuç: Peygamber’i Sevmek, Onun Rahatsız Eden Tarafını da Sevmektir
Hz. Muhammed’i (s.a.v.) seviyorsak, onu sadece “bize iyi hissettiren” yönleriyle sevmemeliyiz. Onun dini, Mekke’nin düzenini bozdu. Medine’de yeni bir toplum kurdu. Kibirle savaştı, zulmü ifşa etti, adaleti merkeze aldı. Bu din, insanı uyutmadı; uyandırdı.
Bugün kendimize yumuşak bir soru soralım:
Peygamber bugün yaşasaydı, bizim dindarlığımızdan memnun olur muydu?
Bu sorunun cevabı ağır gelebilir. Ama ağır gelen sorular, bazen insanı iyileştirir. Çünkü din, sadece “kurtulmak” için değil; doğrulmak içindir.
Ve belki de en hayırlı başlangıç şudur:
İslam’ı savunmadan önce, İslam’ın bizi dönüştürmesine izin vermek.
İslam BAŞARAN
View Comments
1447 Hicri yılı için emri bil maruf Nehyi Anıl münker sorumluluk ağırlılığında kalbimi gecesi gündüzüyle en çok rahatlatan vesile olunmuş bir yazı olmuş Allah c. c razı olsun. İnternetin her alanını sarması duaları ile.
Akleden zihninize yansımaların vahiyle terbiye edilmiş güzel fikirlere dönüşmüş bir yazı olmuş... Allah razı olsun... Yazılarınızdan istifade edeceğim inşallah. Selam eder selamet dilerim.