
Modern dünya, zihniyet yapısını keskin sınırlarla bölmüştür: Bir tarafta siyasi, iktisadi ve hukuki alanı yöneten otorite; diğer tarafta ahlaki ve manevi alana sıkıştırılmış din. Oysa İslam’ın kurucu asrına bakıldığında, bu iki alan tek bir şahsiyette eritilmiştir. Hz. Peygamber, hem vahyin rehberliğinde dini alanın hem de iman temelli bir toplumsal sözleşmeyle (biat) kurulan siyasi alanın mutlak otoritesiydi. Onun yönetim modelinde istişare en temel unsurdu ve inanç, toplumsal hayatın ta kendisiydi.
Peygamber’in vefatıyla vahiy kesilmiş ve dini otorite nihayete ermişti. Ancak ümmetin idaresi, yani siyasi otorite meselesi istişare yoluyla, derin krizler yaşanmadan raşit halifeler (Çeharyâr-ı Güzîn) eliyle çözüldü. Tarihsel süreçte iddia edilen Ben-i Sakife komploları veya “hak yeme” iddiaları, işin özünü kavrayamamış, oryantalist veya patrimonyal akılların ürünüdür. Raşit halifeler, saltanata özenmemiş, çocuklarını veliaht tayin etmemişlerdir. Onlar, genişleyen coğrafyalarda yerel örfleri ve kültürel detayları istişare ederek çoğulcu bir idare tarzı benimsemişlerdir. Hukuk okullarının (mezheplerin) doğuşu da tam olarak bu sivil, bölgesel ve esnek içtihat ihtiyacından kaynaklanmıştır.
Asıl büyük dönüşüm, Raşit Halifeler sonrasında yaşandı. İslam’ı derinlemesine hazmedememiş güçlü aileler, Bizans ve İran tarzı monarşileri ümmete transfer ettiler. Halife-sultanlık, yerini sultan-halifeliğe bıraktı. Siyasi güç hanedanın eline geçse de, iktidarlar dinde otorite olmayı başaramadılar. Tam bu kırılma noktasında sivil ve salih alimler devreye girdi. Geçimlerini devletten bağımsız sağlayan, ahlak abidesi bu alimler; eğitim, yargı ve bürokrasiyi ellerinde tutarak siyasi erkin dini yutmasını engellediler. Sultanlar ve şehzadeler, “Bu biat geçersizdir” diyerek saltanatlarını sarsabilecek bu bağımsız ulemayla iyi geçinmek zorunda kaldılar. Medreseler, çoklu hukuk düzenini (müslim ve gayrimüslimlerin özerkliğini) koruyan sivil kalelerdi.
1450’lere gelindiğinde, Fatih Sultan Mehmed dönemiyle birlikte ulemanın sivil bağımsızlığı ilk ciddi yarasını aldı. Devlet, Bizans tarzı merkezi bir imparatorluğa dönüşürken alimler giderek devlet bürokratı haline getirilmeye başlandı. Bu durum, eğitimin resmileşmesine ve zamanla ilmi üretimin durarak şerhlerle yetinilen bir duraklama dönemine girilmesine yol açtı. Yine de devlet, hala İslam’ın müdafii olma misyonunu koruyordu.
Nihai kopuş, II. Mahmud ile başlayıp Cumhuriyet’le zirveye ulaşan modernleşme hamleleriyle gerçekleşti. Batı bilim paradigmasını ve Fransız usulü seküler hukuku benimseyen modern ulus devlet, İslam’ın müdafii olmaktan çıkıp, kendi bekasının müdafii haline geldi. Mecelle gibi dini hukuku koruma çabaları, sistemin sekülerleşen çarkları arasında eriyip gitti. Laiklik adı altında din, eğitim, vakıflar ve cemaatler tamamen devlet tekeline alındı. Din artık hayatı düzenleyen bir nizam değil, sınırları devlet tarafından çizilen, milliyetçiliğe hapsedilmiş vicdani bir “inanç” seviyesine indirgendi.
Bugün gelinen noktada İslam, küresel pazarın indirim reyonlarında satılan ucuz bir ticari emtiaya dönüştürülmüştür. Dünyadan kopuk medreseler ümmeti cehalet ve tekfirciliğe mahkum ederken, Batı medeniyetinin şubesi haline gelen üniversiteler ise ahlaki ve fikri bir yozlaşmayı beslemektedir. İslam coğrafyası, hem siyasi erke hem de Batı aklına bağımlı olmayan o eski “bağımsız ve salih alim” karakterini yeniden inşa etmediği sürece bu çift taraflı kuşatmayı yaramayacaktır.
CUMHURBAŞKANIMIZA FAİZCİ POLİTİKA VE FON VURGUNCU ÇEVRE DÜŞMAN OLARAK YETER Dokuz yıllık yayın hayatımız boyunca…
Hürmüz'de Bir Kıvılcım, Dünyada Bir Fırtına: Enerji Güvenliğinin Görünmeyen Bedeli Hürmüz Boğazı'nda tırmanan askerî gerilim…
TÜRKİYE BARIŞ İÇİN BASTIRIYOR: BÖLGESEL DİPLOMASİDE KRİTİK ROL ANKARA – Orta Doğu'da artan gerilimi azaltmak…
Londra’da Filistin İçin Yükselen Ses: Macklemore’dan Vicdanlara Çağrı! Filistin halkına desteği nedeniyle turne programından çıkarılan…
METE YARAR, Türkiye, Azerbaycan İçin Ne Yaptı? Güvenlik uzmanı Mete Yarar, Türkiye’nin Azerbaycan’a desteğini silah…
DÜNYEVİ İKTİDARLARIN DİN SİYASETİ İnsanlık tarihi boyunca din, dünyevi güçlerin kendilerini meşrulaştırmak için başvurduğu en…