islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,9422
EURO
55,7635
ALTIN
6.222,90
BIST
10.759,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
16°C
İstanbul
16°C
Çok Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
19°C
Pazartesi Çok Bulutlu
19°C
Salı Hafif Yağmurlu
20°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
16°C

İKTİDARIN GÖLGESİNDEKİ KUTSAL: OTORİTENİN BÖLÜNMESİ VE SEKÜLER İSTİLASI

İKTİDARIN GÖLGESİNDEKİ KUTSAL: OTORİTENİN BÖLÜNMESİ VE SEKÜLER İSTİLASI

İKTİDARIN GÖLGESİNDEKİ KUTSAL: OTORİTENİN BÖLÜNMESİ VE SEKÜLER İSTİLASI

Modern dünya, zihniyet yapısını keskin sınırlarla bölmüştür: Bir tarafta siyasi, iktisadi ve hukuki alanı yöneten otorite; diğer tarafta ahlaki ve manevi alana sıkıştırılmış din. Oysa İslam’ın kurucu asrına bakıldığında, bu iki alan tek bir şahsiyette eritilmiştir. Hz. Peygamber, hem vahyin rehberliğinde dini alanın hem de iman temelli bir toplumsal sözleşmeyle (biat) kurulan siyasi alanın mutlak otoritesiydi. Onun yönetim modelinde istişare en temel unsurdu ve inanç, toplumsal hayatın ta kendisiydi.

Çeharyâr Dönemi: İstişare ve İlk Kırılmalar

Peygamber’in vefatıyla vahiy kesilmiş ve dini otorite nihayete ermişti. Ancak ümmetin idaresi, yani siyasi otorite meselesi istişare yoluyla, derin krizler yaşanmadan raşit halifeler (Çeharyâr-ı Güzîn) eliyle çözüldü. Tarihsel süreçte iddia edilen Ben-i Sakife komploları veya “hak yeme” iddiaları, işin özünü kavrayamamış, oryantalist veya patrimonyal akılların ürünüdür. Raşit halifeler, saltanata özenmemiş, çocuklarını veliaht tayin etmemişlerdir. Onlar, genişleyen coğrafyalarda yerel örfleri ve kültürel detayları istişare ederek çoğulcu bir idare tarzı benimsemişlerdir. Hukuk okullarının (mezheplerin) doğuşu da tam olarak bu sivil, bölgesel ve esnek içtihat ihtiyacından kaynaklanmıştır.

Sultan Halifelik ve Bağımsız Ulemanın Doğuşu

Asıl büyük dönüşüm, Raşit Halifeler sonrasında yaşandı. İslam’ı derinlemesine hazmedememiş güçlü aileler, Bizans ve İran tarzı monarşileri ümmete transfer ettiler. Halife-sultanlık, yerini sultan-halifeliğe bıraktı. Siyasi güç hanedanın eline geçse de, iktidarlar dinde otorite olmayı başaramadılar. Tam bu kırılma noktasında sivil ve salih alimler devreye girdi. Geçimlerini devletten bağımsız sağlayan, ahlak abidesi bu alimler; eğitim, yargı ve bürokrasiyi ellerinde tutarak siyasi erkin dini yutmasını engellediler. Sultanlar ve şehzadeler, “Bu biat geçersizdir” diyerek saltanatlarını sarsabilecek bu bağımsız ulemayla iyi geçinmek zorunda kaldılar. Medreseler, çoklu hukuk düzenini (müslim ve gayrimüslimlerin özerkliğini) koruyan sivil kalelerdi.

Merkezileşme Sancısı ve Fatih Dönemi

1450’lere gelindiğinde, Fatih Sultan Mehmed dönemiyle birlikte ulemanın sivil bağımsızlığı ilk ciddi yarasını aldı. Devlet, Bizans tarzı merkezi bir imparatorluğa dönüşürken alimler giderek devlet bürokratı haline getirilmeye başlandı. Bu durum, eğitimin resmileşmesine ve zamanla ilmi üretimin durarak şerhlerle yetinilen bir duraklama dönemine girilmesine yol açtı. Yine de devlet, hala İslam’ın müdafii olma misyonunu koruyordu.

Ulus Devlet ve Dinin Kamulaştırılması

Nihai kopuş, II. Mahmud ile başlayıp Cumhuriyet’le zirveye ulaşan modernleşme hamleleriyle gerçekleşti. Batı bilim paradigmasını ve Fransız usulü seküler hukuku benimseyen modern ulus devlet, İslam’ın müdafii olmaktan çıkıp, kendi bekasının müdafii haline geldi. Mecelle gibi dini hukuku koruma çabaları, sistemin sekülerleşen çarkları arasında eriyip gitti. Laiklik adı altında din, eğitim, vakıflar ve cemaatler tamamen devlet tekeline alındı. Din artık hayatı düzenleyen bir nizam değil, sınırları devlet tarafından çizilen, milliyetçiliğe hapsedilmiş vicdani bir “inanç” seviyesine indirgendi.

Bugün gelinen noktada İslam, küresel pazarın indirim reyonlarında satılan ucuz bir ticari emtiaya dönüştürülmüştür. Dünyadan kopuk medreseler ümmeti cehalet ve tekfirciliğe mahkum ederken, Batı medeniyetinin şubesi haline gelen üniversiteler ise ahlaki ve fikri bir yozlaşmayı beslemektedir. İslam coğrafyası, hem siyasi erke hem de Batı aklına bağımlı olmayan o eski “bağımsız ve salih alim” karakterini yeniden inşa etmediği sürece bu çift taraflı kuşatmayı yaramayacaktır.

Yakup Döğer

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.