islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,2207
EURO
50,5377
ALTIN
7.136,03
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

İMANI ÇALINAN GENÇLİK

İMANI ÇALINAN GENÇLİK
13/01/2026 03:00
A+
A-

İMANI ÇALINAN GENÇLİK

İmanı çalınan ve boşlukta yüzen gençlik, son günlerde yeni bir akım geliştirdi. Adına “eğilim” anlamına gelen “trend” diyorlar. Bir grup genç namaz pozisyonunda secdeye varıyor. Derken içlerinden biri kendini yere bırakıyor, diğerleri de gülüyor.

İslam’da ibadetle alay etmek, hafife almak ya da onu eğlence malzemesine dönüştürmek, “şaka” kapsamına girmez. Niyet “eğlenmek” olsa bile dinî değerler hafife alınarak küçümsenemez, eğlence aparatı olarak kullanılamaz. Kullanılırsa kişi dinden çıkar. Kâfir olur.

2022 yılında Antalya’nın Serik ilçesinde, bir lisede gençlerin sınıfta Kur’an-ı Kerim’i top yerine kullanıp oyun oynamasının görüntüleri de sosyal medyada paylaşılmış ve haklı olarak büyük tepki çekmişti.

Gerçekte gençlerin takındıkları bu tavır; “Gençlik bu hale nasıl geldi?” diye bizleri ciddi olarak düşündürmelidir. Aslında bunlar bir sonuçtur. Bunun elbette sebepleri vardır. Bunu iyi sorgulamamız gerekir. Bu gençler gökten zembille inmediler. Bin yıldan fazla İslam’a analık etmiş bu Anadolu topraklarında yetiştiler. İnsan, bulunduğu toprağın ürünüdür. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Rüzgâr ekmiş olmalıyız ki fırtına biçiyoruz. Biz Türklerin en önemli özelliği, kutsala karşı saygıdır. Bunu da kaybettiysek, artık tuz kokmuş demektir. Bu saygıyı ve inancını kaybeden gençlik; pek yakında plajda, parkta, hatta caddenin ortasında hayvanlar gibi çiftleşmeye başlarsa şaşmayın.

Pekiyi, burada suç kimindir? Bu gençlerin mi? Onları yetiştiren anne babaların mı? Eğitim sisteminin mi? Biz hocaların mı? Bunların iyi tahlil edilmesi gerekir.

Birinci olarak; her şeyden önce Allah, çocukların cehennem ateşinden korunmasını, aile reisi olarak biz velilere veriyor. Hayat Kitabımız bu konuda: “Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.(66/Tahrim:6) buyurmaktadır.

Çocuklarımızın dünya geleceğini düşündüğümüzden daha çok ahiret geleceğini de düşünmek zorundayız. Sadece onların bu dünyadaki refahlarını değil, ahirette cehennemin yakıtı olmamalarını da düşünmeliyiz. Çünkü Allah bize aile yönetiminin sorumluluğunu yüklemiştir. Aile efradımızın bilgi eksikliğini tamamlamak, onları Allah’ın istediği biçimde cennete gidebilecek bilgilerle donatmak ve şuurlandırmak zorundayız.

Ben ne yapabilirim ki? Ben inşaatçıyım, ben doktorum, ben öğretmenim, ben marangozum, ben kunduracıyım…” mazereti bizi sorumluluktan kurtarmaz. Ya imam olacağız, ya da imam bulacağız. Üniversite sınavında sorulan soruları çocuğumuza biz öğretemiyoruz, ama öğrenmesi için dershaneye gönderiyoruz, test kitapları alıyoruz. En az aynı gayreti ahiret sınavını başarması için de göstermeliyiz. Çünkü herkes emri altındakilerden sorumludur. “Hepiniz idarecisiniz. Hepiniz idareniz altındakilerden sorumlusunuz… Erkek ailesinin idarecisidir. Kadın da evinin ve çocuklarının idarecisidir…” diyen Rasûlullah (sav) bunu açıkça beyan etmiştir. (Buhârî, Ahkâm 1; Müslim, İmâre 20).

Aile reisi, idaresi altındakilere öğrenilmesi farz olan bilgileri, sevdirerek öğretmeli ve böylece onları ayeti kerimede belirtildiği üzere, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden korumalıdır. Çocuk dört yaşında dini eğitimi en elverişli bir şekilde, anlayarak almaya başlar. Çocuğun kişiliğinin üçte ikisi yedi yaşına kadar gelişir. Çocuk da yedi yaşına kadar ağırlıklı olarak aile yuvasındadır. Dolayısıyla ailenin, çocuğun yetişmesinde, gelişmesinde ve eğitiminde etkisi ve önemi asla inkâr edilemez. Aile, ilk mekteptir.

İşte bu ilk mektebin akabinde çocuk okula gitmeye başladıktan sonra da anne ve babalar, okuldan gelen çocuğunu karşılarına alarak “Oğlum veya kızım! Bugün okulda neler öğrendin?” diye sorup onu konuşturmalıdır. Bu uygulama, hem çocuğa değer ve önem verdiğimizi gösterir, hem de çocuk kendini ifade ederek kişiliğini geliştirir. Anne ve babanın saygınlığını üzerinde hisseder. Çocuk, o gün öğrendiklerini anlatmaya başlayınca anne veya babamız, inanç değerlerimize aykırı olan bilgileri ayrıştırarak; “Bak çocuğum, şu anlatılanlar Allah’ın ve Rasûlü’nün şu buyruklarıyla çelişir. Bunu sakın doğru olarak bilgi dağarcığına ekleme” diyerek rafineri görevi yapmalıdır. Bu şekilde, yanlışı ayıklanarak eğitim süzgecinden geçen yavrumuz, mukaddes değerlerine bağlı, haram-helal hassasiyetine göre hareket eden Hıra dağının çocuğu olarak toplumsal hayatta yerini alacaktır..

Böyle yapmaz da “Saldım çayıra, Mevla’m kayıra” anlayışı ile laik-seküler-kemalist eğitim sisteminin hâkim olduğu okullara bu işi havale edersek, onlar bize, her türlü kutsal değerden kopmuş, heva ve hevesini/arzularını ilah edinmiş, namazla dalga geçen,  Kur’an’a tekme atan, duvarlara “Zulüm 1453’te başladı” sloganı yazan Olympos dağının çocuğu olarak toplumda fesat çıkaran acube bir nesil yetiştirecektir. Böyle acı reçeteyi kullanmak istemiyorsak aile reisi/veliler olarak, “ekilmesi gerekenleri zamanında ekmek, sökülüp atılması gerekenleri de zamanında söküp atmak” için çocuğumuzun eğitimi ile yakından ilgilenmemiz gerekmektedir. İş işten geçip imanı çalındıktan sonra ağıtlar yakmanın, lanetler dizmenin, kahırlar yapmanın hiçbir anlamı olmayacaktır.

İkinci olarak da; çocuklarımızın eğitilmesi için gönderdiğimiz eğitim sistemi, kemalizmin sultasından kurtarılmalıdır. Siz ne yaparsanız yapın bu sulta varlığını devam ettirdiği sürece kemalist sistem kendi neslini üretecektir. Bu üretimin sonlanması için, koruma kanununun kaldırılması şarttır.

Koruma kanunu kalksın” diye önceki makalelerimde defalarca yazdım. Bir yazımda yetkililere: “5816 sayılı koruma kanunu yürürlükte olduğu sürece Mustafa Kemal’i hep kullanacaklar ve onun üzerinden birçok zulme teşne olacaklar. Bu millete bir mevta üzerinden zulüm üretenlerin sonunu getirmek için acilen bu koruma kanununun kaldırılması gerekmektedir. Kahramanlar ve ülke kurtaranlar korunmazlar. Milletin sinesinde yerlerini alırlar. Eğer Mustafa Kemal, vatan kurtaran bir kahramansa, onun saygınlığını kanunla korumak en büyük züldür. Kaldırın şu kanunu da milletin kalbindeki yeri ortaya çıksın. Diktatörler hariç dünyada hangi ülkenin vatan kurtaran kahramanları kanunla korunuyor? Bilen varsa beri gelsin” demiştim. Aynı çağrımı, altını çizerek yineliyorum.

Sen Türkiye’yi mamur hale getir, çöpten kurtar, suya kandır, her tarafını yemyeşil hale getir, binlerce km. bölünmüş yollar yap… İHA’mız, SİHA’mız ve TOGG’umuz olsun… Teknolojide birçok alanda millileş… Cumhuriyet döneminde yapılan yol ve raylı sistemi on katına, yirmi katına çıkar, dört saatte gidilecek yeri yarım saatte kat edilir hâle getir, hızlı trenle Konya-İstanbul arasını dört buçuk saate indir… Bunlar, kemalistlerin umurunda değildir. Sen yönetici olarak ne kadar dindar olursan ol, kültürel iktidarı hâlâ ellerinde bulunduran mevcut kemalist rejim sahipleri, laik nesil üretmeye tam gaz devam etmektedir. 

Efendiler! Müslümanlar; istikameti laiklik rotasında sabitlenmiş geminin kaptanlığına geçince, davasını unutup mevcut kemalist/laik/seküler rejimi makyajlayarak, İslam’ı kendine dert edinen İslamcı bir neslin üreteceklerini sanmasınlar. Belki Reis ve yanındaki çok az bir grup bunun farkında ama Reis’in rüzgârıyla iktidar erkinde olanların ezici çoğunluğu yani Ak Parti içindeki AKP’lilerin bunun farkında olduğunu sanmıyorum.

Son söz olarak deriz ki; bu acûbe gençler, uzaydan gelmedi. Onlar, ailenin ihmal ettiği gençliği yetiştiren eğitim sistemimizin ürünüdür. Onun için rotası yüz yıl önce belirlenmiş devlet aygıtının başına ne kadar dindar birini getirirseniz getirin, 5816 sayılı koruma kanununu kaldırıp rotayı kemalizmden İslam’a doğru kırmadıkça, müfredatı kemalist-laik kuşatmadan kurtarıp gençlerimizin kafasını, İslam ve İrfanla doldurmadıkça, firavunun piramitlerine taş taşımaya ve Olympos nesli üretmeye devam edeceğiz demektir. Gerisi lâfı güzaf.

Musab SEYİTHAN

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRAT YouTube

Yorumlar
  1. Hayrettin tanık dedi ki:

    Ya imam olacağız, ya da imam bulacağız. Üniversite sınavında sorulan soruları çocuğumuza biz öğretemiyoruz, ama öğrenmesi için dershaneye gönderiyoruz, test kitapları alıyoruz. En az aynı gayreti ahiret sınavını başarması için de göstermeliyiz.
    ALLÂH RAZI OLSUN HOCAM …..

  2. Şenol dedi ki:

    Eline sağlık hocam