islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,9422
EURO
55,7635
ALTIN
6.222,90
BIST
10.759,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
18°C
İstanbul
18°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Çok Bulutlu
19°C
Salı Yağmurlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
16°C
Perşembe Çok Bulutlu
13°C

İran Devrimi ve ABD’nin Rolü

İran Devrimi ve ABD’nin Rolü

1979 İran Devrimi ve ABD’nin Rolü

MAKALENİN SESLİ ANLATIMI

Bu yazıda anlatılmak istenen, İran Devrimi’ni ABD’nin planladığı veya Humeyni’yi iktidara doğrudan ABD’nin getirdiği değildir. Amaç; devrim sürecinde ve öncesinde, başta ABD olmak üzere Fransa’nın kendi stratejik çıkarları doğrultusunda sürece nasıl müdahalelerde bulunduğunu ve hangi hamleleri gerçekleştirdiğini ortaya koymaktır.

Şimdi, Devrim öncesi neler yaşandı istihbarat raporlarına yansımış belgeler ışığında anlatmaya başlayalım:

1979 İran Devrimi, Şah Muhammed Rıza Pehlevi’ye karşı yükselen halk hareketlerinin çok ötesinde, uluslararası diplomasinin ve istihbarat mekanizmalarının da şekillendirdiği bir süreçti. Amerikan istihbarat raporları ve diplomatik yazışmalar, Washington’ın İran ordusuyla yürüttüğü temasları ve Humeyni’nin temsilcileriyle kurduğu ilişkileri gözler önüne sererken, Fransa’nın Humeyni’ye sağladığı siyasi faaliyet alanı da devrimin seyrini doğrudan etkiledi. Bu gelişmeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, ABD ve Fransa’nın Humeyni’nin iktidara yürüyüşünü kolaylaştıran rolleri net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Ekim 2026’da yaptığı açıklama, İran Devrimi’nin uluslararası boyutunu yeniden gündeme taşıdı. Barrack, Şah’ın iktidara gelişini ve devrilmesini Amerika’nın müdahaleleriyle ilişkilendirirken, Humeyni’nin iktidara gelmesinde de ABD’nin rol oynadığını ifade etti. Bu değerlendirme, 1979’da yaşananların arka planını yeniden incelemeyi zorunlu kılıyor; zira Amerikan diplomatik belgeleri, Washington’ın devrimin kritik aşamalarında İran’ın askerî ve siyasi geleceğini yönlendirmeye çalıştığını kanıtlıyor.

CIA’nın 1980 tarihli “İslam’ın İran” raporu, Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin Kasım 1963’te ABD Başkanı John F. Kennedy yönetimine dolaylı bir mesaj gönderdiğini aktarıyor. Tahran’daki Amerikan Büyükelçiliğine ulaştırılan bu mesajda Humeyni, Amerikan çıkarlarına karşı olmadığını bildirmiş ve ABD’nin İran’daki varlığını Sovyetler Birliği ile İngiltere’nin etkisine karşı dengeleyici bir unsur olarak gördüğünü ifade etmişti. Bu kayıt, Humeyni’nin Amerikan yönetimiyle iletişim arayışının devrimden yıllar öncesine uzandığını gösteriyor.

1978 sonbaharında İran’daki gösteriler büyürken Amerikan yönetimi de Şah sonrası dönemi şekillendirme çabasına girdi. ABD’nin Tahran Büyükelçisi William Sullivan, 9 Kasım 1978’de Washington’ə gönderdiği “Thinking the Unthinkable” başlıklı gizli telgrafında, Şah’ın ayrılmasından sonra İran ordusu ile Humeyni’nin temsil ettiği dinî hareket arasında uzlaşma sağlanması gerektiğini savundu. Sullivan, bu tür bir uzlaşmanın Sovyet nüfuzunu sınırlayacağını ve ABD’nin İran’daki stratejik çıkarlarını koruyacağını düşünüyordu.

Ocak 1979’da Jimmy Carter yönetimi, NATO’nun üst düzey komutanlarından General Robert Huyser’i İran’a gönderdi. Huyser, İran Genelkurmay Başkanı Orgeneral Abbas Karabaği ve diğer kuvvet komutanlarıyla görüşmeler gerçekleştirerek, Şah’ın ayrılmasından sonra ordunun bütünlüğünü korumayı ve son başbakan Şapur Bahtiyar hükümetine verilen askerî desteği sürdürmeyi amaçladı. İranlı generaller arasında devrimci hareketi durdurmak için askerî darbe yapılmasını savunanlar bulunsa da, Huyser erken bir askerî müdahaleyi önlemeye çalıştı. Washington böylece Şah yönetiminin en güçlü kurumu olan ordunun kriz karşısındaki tutumunu doğrudan etkiledi.

14 Ocak 1979 tarihli gizli Amerikan telgrafı, Washington’ın girişimlerini somutlaştırıyordu. Büyükelçi Sullivan, Humeyni’nin temsilcileri Mehdi Bazergan ve Muhammed Beheşti ile İran ordusunun üst düzey komutanları arasında görüşmeler düzenlenmesi için çalıştıklarını Washington’a bildiriyordu. Amerikalı General Huyser öneriyi generallere iletirken, Sullivan da toplantının gerçekleşmesi için girişimlerde bulundu. Bu durum, Amerikan yönetiminin Şah’ın ordusu ile Humeyni hareketi arasında siyasi iletişim kurulmasına aracılık ettiğini belgeliyordu.

Devrimin arka planını aydınlatan bir diğer belge olan 27 Ocak 1979 tarihli Amerikan diplomatik telgrafı, Humeyni’nin yakın çalışma arkadaşı İbrahim Yezdi’nin Paris’te Amerikalı diplomat Warren Zimmermann ile yaptığı görüşmeyi aktarıyor. Yezdi, Humeyni’nin mesajını ileterek Washington’dan İran ordusu üzerindeki nüfuzunu kullanmasını, ordunun Şapur Bahtiyar’ın emirlerine uymamasını ve devrimci harekete karşı faaliyetlerini durdurmasını istedi. Humeyni ayrıca Amerikan vatandaşlarının güvenliğine güvence vererek kurulacak yönetimin Amerika’ya özel bir düşmanlık beslemeyeceğini ve komünistlerin iktidarı ele geçirmesine karşı çıkacağını vurguluyordu. Bu talep, General Huyser’in generallerle görüştüğü ve ordu ile temas kurulmaya çalışıldığı bir dönemde iletilmişti.

Devrime giden süreçte Fransa’nın, rolüne gelecek olursak

Amerika orduyla görüşmeler yürütürken Fransa da Humeyni’nin siyasi faaliyetleri açısından uluslararası bir merkez hâline gelmişti. Ekim 1978’de Paris yakınlarındaki Neauphle-le-Château kasabasına yerleşen Humeyni, buradan uluslararası gazetecilere açıklamalar yapıyor, İran’daki taraftarlarıyla haberleşiyor ve Şah yönetimine karşı mesajlarını dünya kamuoyuna duyuruyordu. Fransız makamlarının Humeyni’nin ülkede kalmasına ve siyasi faaliyetlerini sürdürmesine izin vermesi, onun uluslararası etki ve liderliğini sürdürmesini kolaylaştırdı.

16 Ocak 1979’da Şah İran’dan ayrıldıktan sonra, 1 Şubat 1979’da Humeyni Air France’a ait özel bir uçakla Fransa’dan İran’a döndü. 5 Şubat’ta Mehdi Bazergan’ı geçici hükümetin başına getiren Humeyni karşısında, Şah’ın son başbakanı Şapur Bahtiyar görevinden ayrılmayı reddetti. 9 ve 10 Şubat’taki çatışmaların ardından, 11 Şubat 1979’da İran Silahlı Kuvvetleri Yüksek Konseyi ordunun tarafsız kalacağını ilan etti. Bu karar Bahtiyar hükümetinin askerî dayanağını ortadan kaldırarak Humeyni’nin iktidarı ele geçirmesini hızlandırdı.

Tüm bu tarihî gelişmeler, CIA kayıtları, Amerikan diplomatik telgrafları ve Fransa’nın sağladığı imkânlar çerçevesinde değerlendirildiğinde; İran halkının Şah yönetimine karşı mücadelesi devrimin temel dinamiğini oluştururken, ABD’nin askerî ve diplomatik girişimleri ile Fransa’nın yarattığı siyasi alanın iktidar değişiminin koşullarını hazırladığı net bir şekilde görülmektedir. Şah’ın güçlü ordusunun devrilme sürecinde nasıl etkisiz kaldığı sorusu, Washington’ın yürüttüğü görüşmeler ve Humeyni’nin talepleri ışığında anlam kazanmaktadır.

Selam ve Dua ile
NEJDET DEMİREL

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.