
Ramazan ayı, yalnızca bireysel bir ibadet mevsimi değil; aynı zamanda ümmet bilincinin, dayanışmanın ve merhametin zirveye çıktığı bir rahmet zamanıdır. Ancak İslam coğrafyasının birçok bölgesinde Müslümanlar bu mübarek aya huzur içinde değil; savaşların, işgallerin, ambargoların ve insani krizlerin gölgesinde giriyor.
Bir tarafta güvenli şehirlerde kurulan bereketli iftar sofraları,
diğer tarafta ise bombaların gölgesinde oruç tutmaya çalışan, temiz suya ve bir lokma ekmeğe ulaşamayan insanlar var.
Bugün dünyanın farklı bölgelerinde milyonlarca Müslüman için Ramazan; manevî huzurdan çok hayatta kalma mücadelesi anlamına geliyor.
Aylar süren saldırılar altyapıyı çökertti. Elektrik üretimi sınırlı, temiz suya erişim son derece zor ve gıda tedariki kesintili. Aileler iftar sofralarını kuramıyor; çoğu zaman tek öğünle günü tamamlamaya çalışıyor.
Uzun yıllardır süren iç savaş, ekonomik düzeni çökertti. Milyonlarca insan yerinden edildi. Kamplarda yaşayan aileler için sahur çoğu zaman kuru ekmek ve sınırlı sudan ibaret.
Para biriminin değer kaybı ve işsizlik halkın alım gücünü düşürdü. Ramazan kolileri birçok aile için hayati önem taşıyor.
Ekonomik yaptırımlar ve yüksek enflasyon özellikle dar gelirli kesimleri etkiliyor. Temel gıda maddelerine erişim zorlaşmış durumda.
Sudan’da süren iç çatışmalar milyonlarca insanı yerinden etti. Temiz su kaynakları zarar gördü, sağlık sistemi çöktü. Açlık ve salgın hastalık riski büyüyor. Birçok aile günlerce düzenli gıdaya ulaşamıyor.
Müslüman Uygur halkı, ağır güvenlik politikaları ve dini kısıtlamalar altında yaşam mücadelesi veriyor. İbadet özgürlüğüne yönelik sınırlamalar, Ramazan ayının manevî atmosferini gölgeliyor.
Yıllardır süren iç savaş ve abluka nedeniyle Yemen, dünyanın en ağır insani krizlerinden birini yaşıyor. Milyonlarca insan açlık sınırında. Çocuk ölümleri ve yetersiz beslenme ciddi boyutlarda.
Arakanlı Müslümanlar sistematik baskılar ve zorunlu göçlerle karşı karşıya. Kamplarda yaşam mücadelesi veren aileler temel insani ihtiyaçlara erişmekte zorlanıyor.
Uzun süren savaşlar ve ekonomik kriz halkı derin yoksulluğa sürükledi. Birçok aile Ramazan ayında temel gıda ürünlerine ulaşmakta zorlanıyor.
Ramazan, insanın nefsini terbiye ettiği kadar vicdanını da uyandıran bir ibadettir. Gün boyu hissedilen açlık ve susuzluk, dünyanın birçok yerinde insanların her gün yaşadığı çaresizliğin küçük bir yansımasıdır.
Oruç bize şunu hatırlatır:
Açlık sadece bedenin değil, adaletsizliğin ve paylaşmamanın sonucudur.
Bir yanda çeşit çeşit yemeklerle donatılmış sofralar,
diğer yanda iftarı bir hurma ile açamayan Müslümanlar…
Ramazan ayı paylaşma ayıdır; fakat modern şehir hayatında iftar sofraları giderek gösterişe dönüşebiliyor.
Kendimize şu soruları sormamız gerekiyor:
• Soframızdaki nimetlerin ne kadarını gerçek ihtiyaç sahipleriyle paylaşıyoruz?
• Dualarımızda mazlum coğrafyaları ne kadar hatırlıyoruz?
• Fitre ve zekâtlarımızı sadece çevremizle sınırlı mı tutuyoruz?
• Yoksa ümmet bilinciyle kriz bölgelerine ulaştırmanın yollarını mı arıyoruz?
Fitre ve zekât; sosyal adaleti sağlayan, zengin ile fakir arasında gönül köprüsü kuran ilahî bir sistemdir.
Bugün yapılacak bir bağış:
• Bir ailenin iftar sofrası
• Bir çocuğun sıcak yemeği
• Bir hastanın ilacı
• Bir kampın temiz su ihtiyacı
anlamına gelebilir.
Ramazan:
• Empati kurmaktır
• Paylaşmaktır
• İsrafı terk etmektir
• Mazlumu hatırlamaktır
• Kardeşliği diri tutmaktır
Oruç, açların hâlini anlamıyorsa; ibadet ruhunu bulmamış demektir.
Gazze’de bombalar altında sahura kalkan bir anne…
Sudan’da açlıkla mücadele eden çocuklar…
Doğu Türkistan’da ibadet özlemi yaşayan Müslümanlar…
Yemen’de bir lokma ekmeğe muhtaç aileler…
Onlar bizim kardeşlerimiz.
Bu Ramazan:
Belki soframızdaki bir çeşidi eksilterek,
Belki bir iftar daveti yerine bir yetimi sevindirerek,
Belki daha içten bir dua ile…
Ramazan’ın ruhuna yaklaşabiliriz.
Çünkü gerçek bereket paylaşıldıkça artar.
Gerçek kardeşlik zor zamanda belli olur.
Gerçek ibadet mazlumun duasında yankı bulur.
İSLAMİ HABER “MİRAT”