islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
31,0775
EURO
33,6789
ALTIN
2.018,89
BIST
9.361,76
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
18°C
İstanbul
18°C
Açık
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
Pazar Çok Bulutlu
15°C
Pazartesi Az Bulutlu
13°C
Salı Az Bulutlu
14°C

İslam şiddet değil adalet dinidir IV

İslam şiddet değil adalet dinidir IV

İftiralara Cevaplar 4

Allah’ın Rasûlü Hz. Muhammed’in baskınlar düzenlettiği, bu baskınlar sırasında “öldür öldür” parolasının kullanıldığı ve yüce Peygamberimizin bazı müşrikler için önce yakılmaları, daha sonra da yıkılmayıp öldürülmeleri emrini verdiği doğrudur. Ubna isimli yerleşim bölgesinin ekinlerinin ve Beni Nadir hurmalıklarının yıkılması da Hz. Peygamber’in emirleri arasındadır.

Bunlar doğrudur. Yanlış olan bu doğruların yorumlanışıdır. Niçin ve nedenleri belirtilmeden yıkıcı bir amaçla aktarılmalarıdır.

İnsanların itikadi, siyasi, iktisadi, içtimai, hukuki ve ahlâkî hayatlarını düzenleyen binlerce ayet, hadis ve tarihi vak’a arasından seçilen ve artarda dizilen buyruklar ve hadislerle İslâm’ın şiddeti benimsediği ve teşvik ettiği anlatılmak istenmiştir.

Evet diğer bütün peygamberler gibi insanları insanların zulmünden kurtarmak, hayatı iman, ahlâk, fazilet ve adalet temelleri üzerinde yüceltmek için görevlendirilmiş ve işkencelerin her türlüsüne maruz bırakılmış yüce Peygamberimiz mezkur düzenlemeleri yapmış, gerekli emirleri vermiştir.

Hayatında bir defa olsun şahsı için intikam almamış, değil insanların, hayvanların hukuku üzerinde bile titremiş ve bütün hayatıı bir merhamet şelâlesi altında çağlatmıştır.

Peygamberimiz ruhları diriltirken “öldürünüz”, hayatı düzenlerken “yakınız”, emirlerini vermiştir.

Çünkü haklarında emir verilenler azılı putperestlerdir. Acımasız zalimlerdir. Savunmasız müminleri işkence ile öldürmüş katillerdir. Zulümlerinde berdevam olacaklarını açıkça belirten kan dökücülerdir.

Mantıkları körelmiş, kalpleri katılaşmış, öğüt dinlemez ve hak tanımaz olmuş bu insan görünümlü varlıklara karşı onların tecavüzlerini durduracak sert tedbirleri almaktan başka ne yapılabilirdi?

İslâm devleti ve onun peygamberi Devlet Başkanı Hz. Muhammed masum insanları koruyacak, zalimleri cezalandıracak etkin tedbirleri almayacak da ne yapacaktı?

Evet, o şahsına yönelik zulümlere Mekke fethinde olduğu gibi sağanak sağanak af yağdırdı. Ama kamu düzenini ilgilendiren durumlarda etkili ve adil tedbirler elbette alınacaktı.

Doğu Perincek’in çıkarıp yönettiği 2000 e Doğru dergisi  Buhari’den naklen Hz. Ali’nin kendisine ilâhlık izafe eden Abdullah b. Sebe’nin adamlarını yaktırma emrini verdiğini, sahabi İbn-i Abbas’ın, Hz. Peygamberin ateşle öldürmeyi yasaklayan hadisi ile bu uygulamayı doğru bulmadığını aktarıyor. Bununla da İslâm’ın şiddeti özünde taşıdığı mesajı veriliyor.

Hz. Ali’nin Halife-i Müslümin olarak niçin böylesine bir cezalandırma yoluna gittiğini bilmiyoruz. Ancak olay dosdoğru olsa bile Hz. Ali masum değildir. Onun bir devlet başkanı olarak yanılmış olması yalnızca kendisini bağlar, İslâm’ı sorumlu kılmaz.

Hz. Ebu Bekir (R.A.) ile Hz. Halid B. Velid’in emirleri ve uygulamaları ile ilgili aktarılanlar için İslâm’ı bağlamayacağı görüşünü ileri sürebilirsek de buna gerek duymuyoruz. Zira azılı İslâm düşmanı müfteri papaz Caitany’nin yazdığı ve maruf materyalist Hüseyin Cahid’in tercüme ettiği İslâm Tarihi’nden nakledilen bu olayları ciddiye almak ciddiyetsizlik olur. Kaldı ki Hz. Ebubekir’in Halife-i Müslümin olarak İslâm Harp Hukuku’na verdiği önem cümlenin malûmudur. Onun kumandan Yezid b. Ebu Süfyan’a yazdığı ve kadınların, çocukların, dinadamlarının, yaşlıların öldürülmesini, yemek amacı dışında hayvanların kesilmesini, meyveli ağaçların yakılmasını ve kullanılır eşyanın tahribini yasaklayan ünlü talimatı bütün kaynak eserlerde mevcuttur. Kaldı ki karalamak için verilen örnekler hep harp hali ile ilgilidir.

Harpler kuralların bütünüyle uygulanamadığı müstesna durumlardır. İnsanların inançlarına zıd düşecek uygulamaları zaruret saikasıyla veya gafletle yapabildikleri de bir vakıadır.

***

Doğu Perincek’in yönettiği 2000 e Doğru dergisi Kur’an’da fetih hakkının öngörülmesini de yeriyor. Mekke’nin fethini ve çevresindeki olayları konu alan Fetih Suresi ile İslâm Harp Hukuku’nun ana hatlarıyla verildiği ve üstelik sulhun da hareket noktası kılındığı Enfal Suresi’ne esrarengiz anlamlar yükleniyor.

Kur’an’da fetih hakkının müminlere verilmesinden daha tabii ne olabilir? O, fethin hakkını belirli zümrelere, muayyen milletlere ve bloklara vermiyor, insanları insanların sömürüsünden kurtaracak, ilâhi nizamın taşıyıcılarına sunuyor. Daha açık ifadesiyle Kur’an fetih hakkını İslâm adına icrayı ahkâm edecek insanlara veriyor. Allah’ın arzında Allah’ın ilahlığına karşı çıkan ve insanlar üzerinde ilahlaşan tağuti önderler ve sistemlere sürekli egemenlik hakkını kim veriyor ki Kur’an’ın fetih hakkını vermesi garipsenebiliyor?

Kur’an’ın sunduğu fetih hakkını kullanacak müminler olmadığı içindir ki dünya bunalımdadır. Bu hakkı tağutlar ve sistemleri kullanmakta olduğu içindir ki dünyamız yalnızca 20. asırda milyonlarca insanın katliamına şahit olmuştur. Çıkarlar ve egemenlikler uğruna işlenen mezalimin, dökülen kanların ve çekilen ızdırapların kaynağında beşeri beşer (insanı insan üzerinde üzerinde ilahlaştıran önderler ve düzenlerden başka ne vardır?

2000 e Doğru dergisi İslâm Hukukumun abidevi kurumlarından biri olan Kısası da eleştiriyor. Mahza bir adalet kurumu alan kısası eleştirmelerini de tabii buluyoruz. Çünkü kısasta hayat olduğunu ancak akil sahipleri kavrayabilirler. Yeryüzünde, suçun cinsinden cezayı esas alan caydırıcılık vasfı yüksek böylesine, görkemli ikinci bir kurum gösterilebilir mi?

Ölenin velisine kısas talebi hakkı verilmesinden daha tabii ve adil ne olabilir? Zulmederek bir gayr-ı müslimi öldüren müslümana kısas uygulanmayacağı iddiası ise Kur’an’a bühtandır. Zira yüce Allah inanç ayırımı yapmadan hüre hür buyurmaktadır. Cezanın bireye değil topluluğa verildiği şeklindeki açıklama ise mahza bir cehalettir. Faili meçhul cinayetlerde ölünün varislerine ödenecek diyetin (tazminatın) cinayetin işlendiği bölgenin sakinlerine addettirilmesi şeklindeki hukuki uygulamayı anlamayarak veya kasıtlı çarpıtarak aktaran insanların seviyesizliği ve ard niyetliliğini okuyucularımızın takdirine bırakıyoruz. Müslüman kadının değeri erkeğin yansı kadardır, şeklindeki tesbit de açıklamaya muhtaçtır. Öldürülen kadın için katil erkek kısas olunur: Ancak kısas değil de diyet (tazminat) istenmesi halinde erkeğin diyetinin yarısı ödenir. Bunun sebebi ise İslâm’da ailenin nafakasının erkeğe yüklenmiş olmasıdır. Kadının ölümü ile ailenin ekonomik sorunları artmaz. Erkeğin ölümü ile aile ekonomik krize girebilir. Kaldı ki erkeğin ölümü halinde tam diyeti alacak olan kadın ve diğer varislerdir. Kadının ölümü halinde ise yarım diyeti alacak koca ve diğer varislerdir.

***

Mahud dergi İslâm’ın şiddet dini olduğu şeklindeki düşmanca iddia ve iftirasını kanıtlayabilmek için cehennem tasvirlerini öne sürüyor. Bu tasvirler-deki şiddet ve korku örneklerini sunuyor.

04.07.1987

SÜRECEK

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.