
İslam’a Sarılmadıkça Felah Yoktur
Dinimiz İslam’ın gösterdiği yoldan her gün biraz daha saptığımızı, gelenek göreneklerimizden uzaklaştığımızı, insani ilişkilerimizin her geçen gün kopup toplumun bireyselleştiğini gördükçe, insanın içi ürperiyor. Ahlaksızlığın, merhametsizliğin, vicdansızlığın ve bunların sonucunda meydana gelen insani zevalin nelere mal olduğunu da her gün gözlerimizle görüyoruz.
Peki, bilgi seviyesi yükselsin diye kurulan yüzlerce üniversitenin ve okuyan yüzbinlerce öğrencinin, on binlerce aydın-akademisyenin, on binlerce diyanet görevlisinin bu millete ne faydası dokunuyor? Ya da neden hiçbir faydası olmuyor?
Her gün gerek TV haberlerinde gerek sosyal medyada insanın içini ısıtacak, azıcık da olsa umut verecek hiçbir haber olmaz mı? Her gün cinayet işleyen bu kadar katil cani, her gün zina yapan bu kadar zinakar, her gün birbirini aldatan eşler, dağılıp giden aileler, ana-babasına asi evlatlar, uyuşturucu müptelası vandal gençlik ne ara türedi?
Toplum nasıl bir tezgâhtan tornadan geçiriliyor, nasıl bir eğitim sistemi ile eğitiliyor ki, inanılmaz hızla kötülük seviyesi yükseliyor. Oysa fiziki görüntüde bu mümkün olmamalı, kötülük seviyesi bu kadar yüksek bir toplum oluşmamalı. Zira memleket aydın entelektüel bolluğunda değil mi?
Fert ve toplum seviyesi böyle olduğu gibi, hami diye memleketin başına geçenler de böyle. Memleketin hamilerinin her biri doymak bilmeyen harami olmuş. Aydın entelektüel takımı dünyevi iktidara yağcılık yardakçılık yapar olmuş.
İktidar ve güce boyun eğenler, Allah’ın hudutlarını çiğnemelerine, haram ve helalleri değiştirmelerine, sıratı müstakimden sapmalarına rağmen siyasi ricale ses çıkarmaz olmuş. Ses çıkaranlar da güç ve iktidardan yararlanamadıkları için ses çıkarır olmuş. İnsanlık namına sesini yükselten, insanlık onurunu muhafazaya yönelik tavır alanlar ise bir elin parmaklarını geçmez olmuş.
Felaket zilleri en yüksek seviyede şiddetle çalıyor, felaketin önüne sözde geçmeye çalışılıyor. Her gün yeni yasa, her gün başka uygulama, cezaları artırma, şiddetle mücadele etme gibi çabalar sergileniyor. İşin garip tarafı, yeni çıkarılan her kanun her yasa, öncekinden daha derin ve daha büyük başka sorunlar ortaya çıkarıyor. Felaketin sebepleri hep başka yerde aranıyor.
Felaketin sebeplerini başka yerde arayanlar büyük yanılgı ile yanılıyor. Bilmiyorlar ki Allah’ın kullarını ancak Allah’ın yasaları ve Peygamberinin sünneti felaha eriştirebilir. Bilmiyorlar demek belki de yanlış olur, aslında biliyorlar da, dünyevi çıkarlarına, dünyevi saltanatlarına, nefsi arzu ve isteklerine aykırı gördükleri için kabul etmiyor, reddediyorlar.
Yaşadığımız felaketlerin sebebi İslam’dan uzaklaşmaktan, İslam’ı hayatımızdan soyutlamaktandır. İslam’a sarılmadıkça felah yoktur. Yaşadıklarımızın sebebi, İslam’a olan sadakatsizliğimizdir, Peygambere olan muhabbetimizin yokluğundandır. Zira yeryüzü insanlığının huzur bulabilmesi için, yaratan Allah’ın, aynı zamanda hüküm sahibi olduğunun da kabul edilmesi gerekmektedir.
Eğer fertten topluma, toplumdan devlete, felaha ermek isteniyorsa, İslam’a sarılmalı, modern cahili siyasi sistemler terk edilerek Peygamber efendimizin Medine’de kurduğu siyasi sistem kurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki Peygamberimiz devlet yönetmiş bir devlet başkanı, ordu idare etmiş bir komutan, aynı zamanda bir iktisatçı ve toplumu eğiten Başöğretmendir. Bu sebepten siyasette, iktisatta, hukukta, eğitimde, içtimai yapılarda, Allah’ın haram ve helalleri gözetilmeli, peygamberimiz rol model olmalıdır.
Felah da, refah da, huzur ve mutluluk da, siyasi istikrar ve iktisadi bereket de, hak hukuk adalet de, Allah’ın dini olan İslam’a sarılmak ve Peygamber efendimizi önder, lider olarak rol model almakla mümkündür. İslam’ın dışında felaha yol arayanlar, milleti kandıran Firavunun sihirbazlarıdırlar.
Okuyucunun aklına belki, “hep aynı sözler söyleniyor” diye gelebilir. Fakat yapacak bir şey yok, hep aynı sözleri söylemeye, öncelikle hakkı ve hakikati hatırlatmaya devam etmeliyiz. Zira felaketin çözüm mercileri başka yerlerde aranıyor ve bu bile isteye yapılıyor.
YAKUP DÖĞER