islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,1634
EURO
53,9889
ALTIN
6.093,10
BIST
13.981,05
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
31°C
İstanbul
31°C
Açık
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
31°C
Salı Parçalı Bulutlu
32°C

İSRAİL’İ DÜNYANIN BAŞINA BELA EDEN ADAM: THEODOR HERZL

İSRAİL’İ DÜNYANIN BAŞINA BELA EDEN ADAM: THEODOR HERZL
22/05/2026 10:45
A+
A-

İSRAİL’İ DÜNYANIN BAŞINA BELA EDEN ADAM: THEODOR HERZL

Herzl’den Günümüze: Siyonizmin Filistin’i Adım Adım Yutma Planı

Gazetecilikten küresel bir siyasi projeye

  1. yüzyılın sonlarında Avrupa’da yükselen milliyetçilik dalgası, birçok ideolojiyi beraberinde getirdi. Bunlardan biri de siyasi Siyonizm oldu. Bu hareketin en etkili ismi ise hiç şüphesiz Theodor Herzl idi.

Herzl, ilk bakışta sıradan bir gazeteci ve yazar profili çiziyordu. Ancak onun kaleme aldığı fikirler, ilerleyen yıllarda Ortadoğu’nun kaderini değiştirecek bir siyasi projeye dönüştü. Avrupa’da Yahudilere yönelik ayrımcılık ve antisemitizm olaylarını bir “devlet kurma fırsatı” olarak değerlendiren Herzl, “Yahudiler için güvenli bir yurt” söylemini uluslararası diplomasiye taşıdı.

Fakat mesele yalnızca güvenlik değildi. Herzl’in hedefi; Filistin’de siyasi, demografik ve ekonomik hâkimiyet kuracak yeni bir devlet inşa etmekti.

Dreyfus Davası ve Siyonizmin hız kazanışı

1894 yılında Fransa’da yaşanan ve tarihe geçen Dreyfus Olayı, Herzl’in düşünce dünyasında kırılma noktası oldu.

Yahudi subay Alfred Dreyfus’un casusluk suçlamasıyla yargılanması sırasında Avrupa sokaklarında yükselen Yahudi karşıtı sloganlar, Herzl’in “Avrupa’da Yahudiler asla tam anlamıyla kabul edilmeyecek” fikrini güçlendirdi.

Bunun üzerine Herzl, 1896’da yayımladığı “Der Judenstaat” (Yahudi Devleti) adlı eserinde açıkça şunu savundu:

Yahudiler dağınık bir topluluk olarak değil, kendi devletine sahip siyasi bir millet olarak örgütlenmelidir.

Bu fikir kısa sürede Avrupa’daki zengin Yahudi sermayedarların ve siyasi çevrelerin desteğini aldı.

Basel Kongresi: İşgal planının siyasi ilanı

1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen Birinci Siyonist Kongre, Siyonizmin dönüm noktası oldu.

Kongrede alınan kararlar yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda stratejik bir yol haritası niteliğindeydi. Filistin’e sistemli göç, ekonomik yatırımlar, toprak alımları ve uluslararası diplomasi adım adım planlandı.

Herzl’in günlüğüne yazdığı şu cümle ise tarihe geçti:

“Basel’de Yahudi devletini kurdum. Belki bugün herkes bunu görmeyecek ama elli yıl içinde herkes anlayacak.”

Gerçekten de yaklaşık yarım asır sonra, 1948’de İsrail resmen ilan edildi.

Osmanlı’nın zayıflayan yapısı nasıl kullanıldı?

O dönemde Filistin, Osmanlı İmparatorluğu yönetimi altındaydı. Ancak imparatorluk hem ekonomik krizlerle hem de siyasi çalkantılarla mücadele ediyordu.

Siyonist hareket tam da bu zayıf dönemi fırsata çevirdi.

Herzl, dönemin Osmanlı padişahı II. Abdülhamid ile görüşmek istedi. Amacı, Filistin’de Yahudi yerleşimine resmi izin koparmaktı. Karşılığında Osmanlı borçlarının ödenmesine destek vaat edildi.

Ancak Sultan Abdülhamid bu teklifi reddetti ve şu sözlerle tarihe geçen tavrını ortaya koydu:

“Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Çünkü bu vatan bana değil, millete aittir.”

Resmî izin alınamasa da süreç durmadı. Bu kez farklı yöntemler devreye sokuldu.

Tapu oyunları ve demografik mühendislik

Filistin’de toprakların önemli bölümü doğrudan köylülerden alınmadı. Süreç çok daha karmaşık ve organize ilerledi.

Siyonist fonlar aracılığıyla:

  • Lübnan ve Suriye merkezli büyük toprak ağalarından geniş araziler satın alındı.
  • Osmanlı tapu sistemindeki boşluklar kullanıldı.
  • Bazı bölgelerde rüşvet ve usulsüz işlemlerle mülkiyet devri gerçekleştirildi.
  • “Çorak arazi” veya “devlet arazisi” olarak görülen bölgeler düşük fiyatlarla toplandı.

Toprağı satın alan yapılar yalnızca ekonomik yatırım peşinde değildi. Kurulan yerleşimler, ileride askeri ve siyasi merkezlere dönüşecek şekilde planlanıyordu.

Bu süreçte Filistinli köylüler zamanla üretim alanlarından uzaklaştırıldı. Ekonomik baskı ve göç hareketleriyle bölgenin demografik yapısı değiştirilmeye başlandı.

Göç dalgaları ve paralel yapıların inşası

1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet sonrası Osmanlı bürokrasisinde ciddi bir otorite karmaşası yaşandı.

Bu dönem, Yahudi göçlerinin hızlandığı yıllar oldu.

Resmî yasaklara rağmen:

  • Sahte pasaportlar kullanıldı,
  • Avrupa vatandaşlıkları üzerinden girişler sağlandı,
  • Tarım kolonileri adı altında yeni yerleşimler kuruldu.

Kurulan bu yapılar yalnızca köy değildi. Kendi güvenlik sistemleri, ekonomik ağları ve eğitim kurumlarıyla adeta devlet içinde devlet modeli oluşturuluyordu.

Daha sonra İsrail ordusunun temelini oluşturacak bazı paramiliter yapılar da bu süreçte ortaya çıktı.

İngiltere faktörü ve Balfour süreci

Birinci Dünya Savaşı sonrasında dengeler tamamen değişti. Osmanlı’nın bölgeden çekilmesiyle Filistin, Birleşik Krallık mandasına geçti.

1917’de yayımlanan Balfour Deklarasyonu, Siyonist hareket için tarihi bir dönüm noktası oldu.

İngiltere, Filistin’de “Yahudi ulusal yurdu” kurulmasını desteklediğini açıkladı. Böylece Herzl’in diplomatik olarak başlattığı süreç, küresel güçlerin açık desteğiyle yeni bir aşamaya geçti.

Bu tarihten sonra göçler hızlandı, silahlı yapılanmalar güçlendi ve Filistinli Araplarla çatışmalar arttı.

1948: Nekbe ve yeni dönemin başlangıcı

1948 yılında İsrail’in kuruluşunun ilan edilmesiyle birlikte yüzbinlerce Filistinli evlerinden sürüldü.

Filistinlilerin “Büyük Felaket” anlamında kullandığı Nekbe, yalnızca bir savaş sonucu değil; yıllarca planlanan demografik dönüşümün sonucu olarak görülüyor.

Boşaltılan köyler, yeni yerleşimcilere verildi. Filistinlilerin büyük kısmı mülteci durumuna düştü.

Bugün Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yaşanan krizlerin kökeni de işte bu tarihsel sürece dayanıyor.

“Medeniyet” söyleminden askeri kuşatmaya

Siyonist hareket ilk yıllarında dünyaya kendisini;

  • tarımsal kalkınma,
  • modernleşme,
  • eğitim yatırımı,
  • medeniyet projesi

olarak sundu.

Ancak zamanla bu yapı, askeri kontrol mekanizmalarıyla büyüyen bir güvenlik devletine dönüştü.

Bugün Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da yaşananlar; yalnızca güncel bir savaş değil, yaklaşık 130 yıllık siyasi ve demografik bir projenin sonucu olarak değerlendiriliyor.

Herzl’in mirası bugün neyi temsil ediyor?

Destekçileri için Herzl, Yahudilere devlet kazandıran bir siyasi lider olarak görülüyor.

Ancak eleştirmenlere göre o, Filistin’de bugün hâlâ süren işgalin, zorunlu göçlerin ve çatışmaların fikir babasıdır.

Özellikle Gazze’de yaşanan sivil ölümler, bombardımanlar ve insani kriz nedeniyle dünya kamuoyunda İsrail’e yönelik öfke her geçen gün büyüyor.

Bir zamanlar “güvenli yurt” sloganıyla başlayan proje, bugün milyonlarca insanın gözünde duvarlar, abluka, sürgün ve savaşla anılıyor.

Ve tarih hâlâ şu soruyu tartışıyor:

Bir halkın güvenliği, başka bir halkın yurdu ve hayatı pahasına kurulabilir mi?

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.