
ABD’de kamuoyuna açıklanan yeni yargı belgeleri, cinsel suçlardan hüküm giymiş milyarder Jeffrey Epstein’ın Afrika’daki temaslarına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. Dosyalarda yer alan yazışmalar ve bağlantı ağları, özellikle Müslüman nüfusun yoğun olduğu Batı ve Orta Afrika ülkelerinde ahlaki, siyasi ve hukuki boyutlarıyla geniş yankı uyandırdı.
Fransız gazetesi Le Monde’un aktardığı bilgilere göre Epstein, kıtada doğrudan resmi kurumlara yönelmek yerine, karar alma çevrelerine yakın isimlerle ilişki kurdu. Bu kapsamda, Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Alassane Ouattara’nın yeğeni Nina Keita’nın adı öne çıktı. Belgelerde Keita’nın, resmi görüşmelerin ayarlanması ve bazı güvenlik kolaylıklarının sağlanması süreçlerinde rol aldığı iddia edildi.
Yazışmalarda ayrıca, İsrail menşeli gözetim sistemlerinin Fildişi Sahili’ne satışı için girişimlerde bulunulduğu ve bazı bürokratik engellerin aşılmasına dönük temasların kurulduğu aktarıldı. Aynı dosyalarda Batı Afrika’dan genç kızların istismar amacıyla temin edilmeye çalışıldığı yönünde ağır ithamlar yer aldı.
Uluslararası ilişkiler uzmanlarının değerlendirmelerine göre Epstein’ın yöntemi üç aşamalı bir nüfuz inşasına dayanıyordu. İlk aşamada aile bağları ve siyasi akrabalık ilişkileri üzerinden temas kurulduğu belirtiliyor. Eski Senegal Cumhurbaşkanı Abdoulaye Wade çevresindeki isimlerle temas iddiaları bu çerçevede anıldı.
İkinci aşamada resmi kayıtlara tam yansımayan karşılıklı hizmetlerin devreye girdiği ifade ediliyor. Ülkeye giriş kolaylıkları, güvenlik düzenlemeleri ve kapalı toplantılar bu kapsamda değerlendiriliyor.
Üçüncü aşamada ise hayır faaliyetleri ve burs programları aracılığıyla toplumsal meşruiyet zemini oluşturulmaya çalışıldığı öne sürülüyor. Özellikle Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame ile temasların burs ve kalkınma projeleri üzerinden ilerlediği yönündeki bilgiler dikkat çekti. Afrika’daki Müslüman kanaat önderleri, hayır çalışmalarının istismar edilmesinin ciddi bir güven bunalımına yol açtığını vurguluyor.
Açıklanan belgeler Afrika ile sınırlı kalmadı. Orta Doğu ve küresel iş çevrelerine uzanan temaslar da gündeme geldi. Lojistik devi DP World yönetiminde değişikliğe gidildiği bildirildi. Şirket başkanı Sultan Ahmed bin Sulayem’in isminin belgelerde geçmesi üzerine kurumsal yapıda düzenlemeler yapıldığı uluslararası basına yansıdı.
ABD merkezli otel zinciri Hyatt Hotels’in Yönetim Kurulu Başkanı Thomas Pritzker’ın da Epstein ile geçmiş temaslarının gündeme gelmesinin ardından görevinden ayrıldığı bildirildi. Bu gelişmeler, dosyanın yalnızca bir ceza soruşturması boyutunda kalmadığını, küresel itibar ve kurumsal sorumluluk alanlarına da uzandığını ortaya koydu.
Belgelerde adı geçen Afrika ülkelerinin bir kısmında resmi açıklama yapılmadı. Uzmanlara göre bunun arkasında dört temel unsur bulunuyor: siyasi elitlerin davayla kesişen konumları, sınır ötesi adli kapasitenin sınırlılığı, uluslararası itibar kaygıları ve medya üzerindeki baskılar.
Birçok Afrika ülkesinde ABD ile iade anlaşmasının bulunmaması da süreci karmaşık hale getiriyor. Özel uçaklar, offshore hesaplar ve çoklu aracılarla yürütülen faaliyetlerin takibi yüksek düzeyde uluslararası iş birliği gerektiriyor.
Epstein dosyaları, Afrika’da yalnızca siyasi bir tartışma başlığı olarak görülmüyor; aynı zamanda ahlaki sorumluluk, kamu denetimi ve yönetişim meselesi olarak ele alınıyor. Belgelerde geçen isimlerin hukuki konumu ve iddiaların doğruluğu yargı süreçleriyle netleşecek. Ancak ortaya çıkan tablo, küresel güç ağlarının zayıf kurumsal yapılara sahip bölgelerde nasıl etkili olabildiğine dair ciddi sorular doğurmuş durumda.
Mirat Haber – YouTube