
Giriş
Ortadoğu, tarih boyunca kan ve gözyaşıyla yoğrulmuş bir coğrafyadır. Bugün ise tarihin en kritik dönemeçlerinden birine şahitlik ediyoruz: İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları.
‘Ön alma’ denilerek takdim edilen bu adım, bir askerî hareketten ibaret değildir; meşruiyetin çöktüğünü, halkın hükmünü verdiğini ve zulmün kendi sonunu hazırladığını ilan eden apaçık bir vakıadır.
ABD halkı da bu gerçeği yüksek sesle dile getirmektedir. University of Maryland Critical Issues Poll (5–9 Şubat 2026, 1.004 kişi, ±3.5% hata payı) anket bilgilerine göre Amerikalıların yalnızca %21’i İran’a saldırıyı desteklemekte, %49’u karşı çıkmakta, %30’u ise kararsız kalmaktadır. Cumhuriyetçilerde destek %40’a ulaşırken, Demokratlarda bu oran yalnızca %6’dır; bağımsızlarda ise %21 civarındadır[^1].
Economist/YouGov (20–23 Şubat 2026, yaklaşık 1.500 kişi, ±3.3%) bilgileri de benzer bir tablo ortaya koymaktadır: karşıtlık %49, destek %27’dir. Demokratlarda karşıtlık %76’ya varmakta; Cumhuriyetçilerde destek daha yüksek görünse de genel eğilim karşıtlık yönündedir[^2]. CBS News/YouGov (25–27 Şubat 2026, 2.264 kişi, ±2.5%) saldırı öncesi nispi bir bölünmüşlük gösterse de (%49–51), özellikle Demokratlar ve bağımsızlar arasında savaş karşıtlığı ağır basmaktadır[^3].
Bu rakamlar yalnızca istatistik değildir. Vietnam ve Irak tecrübelerinin bıraktığı iz, ekonomik kaygılar ve vicdanın sesi bu oranlara yansımıştır. Halk yeni bir Orta Doğu savaşını istememektedir.
Oysa kader zaviyesinden bakanlar için mesele daha derindir: Zalimler başkalarına tuzak kurduklarını zannederken, aslında kendi akıbetlerini hızlandırmaktadırlar.
Bu yazı üç temel eksende meseleyi ele almaktadır:
1. Meşruiyet meselesi ve halkın tepkisi
2. İsrail ve ABD’nin kendi kazdığı kuyuya düşmesi
3. Kaderin görünmez eli ve ilahi adalet
Bölüm 1: Meşruiyet Meselesi ve Halkın Tepkisi
Uluslararası hukuk bakımından saldırganlık meşru değildir. Bir devlet ancak saldırıya uğradığında müdafaa hakkını kullanabilir[^4].
ABD’de savaş karşıtlığı artık partiler üstü bir vakıadır. University of Maryland verileri %49 karşıtlık, %21 destek ve %30 kararsızlık göstermektedir[^1]. Economist/YouGov’da karşıtlık %49, destek %27’dir; Demokratlarda %76 oranında güçlü bir reddediş vardır[^2]. CBS/YouGov bilgileri ise nispi bölünmüşlüğe rağmen genel vicdanın savaş karşıtı olduğunu ortaya koymaktadır[^3].
Siyonist lobilerin tesiriyle şekillenen siyaset, halkın iradesini dikkate almamaktadır. Tarih göstermiştir ki halkın ve vicdanın sesini yok sayan yönetimler ağır bedel öder. Vietnam ve Irak bunun açık misalleridir[^5].
Bölüm 2: Kendi Kuyularını Kendi Elleriyle Kazmak
Bu saldırı, stratejik bakımdan son derece tehlikeli bir kumardır:
• İktisadî neticeler: Petrol fiyatlarında artış, ABD borç yükünde derinleşme, dünya tedarik zincirlerinde sarsıntı.
• Siyasi neticeler: Müttefiklerde mesafe, Avrupa ve Arap dünyasında temkinli sessizlik, bölgede yalnızlaşma.
• Tarihî ibretler: Roma’nın aşırı genişlemesi, Osmanlı’nın son dönem hataları ve Sovyetler’in Afganistan tuzağı, kudret sarhoşluğunun sonunu hazırladığını göstermektedir[^6].
İsrail ve ABD, farkında olmadan kendi kuyularını kendi elleriyle kazmaktadır. Zayıflama ve iç gerilim emareleri şimdiden görünmektedir.
Bölüm 3: Kader Zaviyesinden
İslam inancına göre hadiseler ilahi hikmet dairesinde cereyan eder. Kur’an-ı Kerim’de zalimlerin planlarının kendi aleyhlerine döndüğü defalarca beyan edilmiştir:
Bu hadiseler, kaderin değişmez kanununun tecellisini apaçık ortaya koymaktadır. Bu, rastgele bir oluş değil; ilahî takdirin hükmüdür.
Allah kimseye zulmetmez; İsrail ve ABD’nin saldırısı elbette haksızdır, ancak İran da Suriye, Yemen, Irak ve Lübnan’da işlediği zulüm ve hataların faturasını ödüyor. İşte kaderin görünmez eli, zulmün sahibine dönmesini böyle tecelli ettirir.
Sonuç
İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısı üç katmanlı bir krizdir:
1. Meşruiyet kaybı ve halkın reddedişi
2. İktisadî ve siyasi bir tuzak
3. Kaderin görünmez eli
Zulüm, kaderin gereği olarak er veya geç sahibine döner; bunu bilenler şaşmaz.
Düşünelim, ibret alalım; tarih bir daha yaşanamaz, dersleri ise ebedîdir, asla kaybolmaz.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
Yukarıdaki Yazıyı Okuyan Kardeşlerim videoyu seyredip Konuşmayı Dinlemesi Faydalı Olabileceği Kanaatindeyim:
Dipnotlar
[^1]: University of Maryland Critical Issues Poll, 5–9 Şubat 2026, 1.004 kişi, ±3.5% hata payı.
[^2]: Economist/YouGov Poll, 20–23 Şubat 2026, yaklaşık 1.500 kişi, ±3.3% hata payı.
[^3]: CBS News/YouGov Poll, 25–27 Şubat 2026, 2.264 kişi, ±2.5% hata payı.
[^4]: Birleşmiş Milletler Antlaşması, Madde 51 (Meşru müdafaa hakkı).
[^5]: Howard Zinn, A People’s History of the United States, Harper Perennial, 2005.
[^6]: Paul Kennedy, The Rise and Fall of the Great Powers, Random House, 1987.
[^7]: Kur’an-ı Kerim, Enfâl Suresi, Âyet 30.
[^8]: Kur’an-ı Kerim, Rûm Suresi, Âyet 8.
[^9]: Kur’an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi, Âyet 182.