
Kadının Cinsel Hakları
a‐ Kadının baş cinsel hakkı, sevişilmeksizin kendisiyle cinsel ilişkide bulunulmasının yasaklanmış olmasıdır.
Kadın tatminsizliğinin ana sebeplerinden biri olduğu içindir ki Allah’ın Resûlü, sevişmeyi ısrarla emir buyurmuştur. Özel bölümünde açıklayacağımız emirlerden delil getirerek, İslâm bilginleri şöyle buyurmuşlardır:
“Cinsî münâsebetten önce sevişip fısıldaşma, öpme, dil ve dudakları emme müekked sünnetdir. Aksine davranış mekrûhdur (harama yakın günahdır.)”[1]
b‐ Evlilik içinde kadının cinsel haklarından biri de, onayı alınmaksızın erkeğin çocuk oluşumunu engelleyici korunma tedbirlerine başvurmasının haram kılınmış olmasıdır.
Kadını cinsel hazza erdiren ana vesîlelerden biri, hiç şüphesiz kocasının kendisinde sükûnet bulduğunu hissetmesidir. Kadını cinsel hazdan yoksun bırakmak haksızlık olacağı içindir ki, “Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed, onayı alınmaksızın hür kadına azil yapılmasını (rahimin dışına boşanılmasını) yasakladı.”[2]
c‐ Cinsel yoksulluğa mahkûm edilmemesi de, kadının cinsel haklarındandır.
Bir kadın için evlilik içinde cinsel bakımdan alâka duyulmaz bir durumda bırakılmaktan daha büyük bir haksızlık olamaz. Bu durum onun için yalnız bedenî bir tatminsizlik değildir. Aynı zamanda rûhî bir yıkımdır. Bunun içindir ki yarattığı kadını en iyi bilen Mevlâmız, kadın lehine her bir mü’min erkeğe şöyle emir buyurmuştur:
“Eşleriniz olan kadınlar arasında adâletli olmayı ne kadar arzu etseniz de buna asla güç yetiremezsiniz. Bari birine büsbütün meyledip de diğerini kocalı ‐kocasız bir durumda askılı gibi bırakmayın…”[3]
Allah’ın Resûlü de evlilik içinde cinsel hayattan çekilmeyi mü’min erkeklere yasaklamıştır.
Kadınların cinselliğine yönelik bir zulüm olacağı için, dindarlıkda gelişmek dâhil, hangi amaçla olursa olsun Allah’n Resûlü cinsel hayattan çekilmeyi yasaklamıştır.
d‐ Kadının korunma altına alınmış cinsel haklarından biri de, gelecek ümidi olmayan bir cinsel yoksulluğa mahkûm edilemeyişidir. Çünkü İslâm; boşamayı üç boşama ile, yemin ederek cinsel hayattan çekilmeyi de dört ayla sınırlamışdır. Kocasının giderilemeyecek ve tedâvi edilemeyecek cinsel iktidarsızlığı halinde, kadının evliliği sona erdirme dâvası açabilmesine de izin vermiştir.
e‐ İslâm Dîni’nin kadın cinselliği üzerinde hak sağlayıcı bir gerçekçiliği de kadının iddetini belirli bir zaman kesiti içine almasıdır.
Kadın, boşanması halinde üç âdet veya üç temizlik dönemini doldurduğunda, kocanın ölmesi halinde dört ay on günü beklediğinde, hâmileliğinde boşanması halinde ise çocuğunu doğurduğunda evlenebilir. Evlenmesine mâni olunamaz.[4]
Burada bir misal vererek, bu meseledeki İslâm gerçekçiliğini örneklendirelim.
Sübey’a isimli kadın, kocasının ölümünden yirmi üç gün sonra doğum yaptı. Evlenmek istedi. Evlenmek istemesi sebebiyle kınanınca ve kendisine evlenemeyeceği söylenince, durum Allah’ın Resûlü’ne arz olundu.
‐ Salât ve selâm üzerine olsun‐ O da şöyle buyurdu:
‐ Evlenmek isterse (evlenebilir.) Zira doğumla iddeti dolmuştur.[5]
Cinsel Eylemler Kaçınılmazdır
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız üzere İslâm Dîni cinselliği Allah’ın düzenlemesi olarak görmekte, erkek ve kadın cinselliğini insan hayatının tabîi ve ayrılmaz bir bölümü olarak değerlendirmektedir.
Bu gerçekçi ve dosdoğru yaklaşımın ortaya koyduğu kabul edilmesi gereken genel cinsel gerçeği özet olarak şöylece ifadelendirmemiz mümkündür:
Erkek olsun kadın olsun, bülûğ (ergenlik) çağına eren her insanın cinsel duygularla duygulanması kaçınılmazdır. Gıdası ve uykusunu alan ergin insan, dıştan uyarıcı hiçbir mesaj almasa ve kendisini özel korumaya alsa da, duygularının iradesi dışında oluşması ve gelişmesini engelleyemez. Hayatın tabîi akışı, ihtiyaca dönüşecek bu duygular ve arzuların tatmin edilmesini de gerekli kılar.
Evet, insanı kuşatan cinsel gerçek budur. Gerçek bu olduğuna göre, insanın önünde yapılabilecek dört iş vardır. a‐ Cinsel eylem iktidarını yok etmek,
b‐ Cinsel arzuları sürekli olarak kontrol ve baskı altında tutmak yani bekârlığı sürdürmek,
c‐ Erkek veya kadın ilişki kurabildiği insanlarla, zinâ, homoseksüellik ve sevicilik gibi yollarla cinsel arzularını tatmin etmek.
d‐ Evlenerek meşrû bir eşle yaratılış çizgisi üzerinde cinsel ihtiyaçları giderip tatmin etmek,
Yapılabilecek olanlar bunlardır. Ne varki insan dilediğini seçmek hakkına sâhip değildir. Çünkü insanı her an cinsel atılım yapabilecek bir kıvamda yaratan yüce Allah, onu cinsel hayatında da kulluk denemesine tâbi tutmuştur. Ona cinsel vasıflı emirler vermiş, yasaklar koymuştur.
Mü’min insan, seçimini bu ilâhî emirlere ve yasaklara göre yapmak mecbûriyetindedir.
İslâm Dîni’nin birbirini tamamlayan iki ana kaynağı Kur’ân ve Sünnet, girilebilecek olan bu yollardan ilk üçünü yasaklamakta, yalnızca dördüncüsünü onaylamaktadır. Üstelik bu yola girilmesini görev olarak yüklemektedir.
(Devam Edecek)
MİRATHABER.COM
DİP NOTLAR
[1] Feyzül‐Kadir 5/90.
2-İ. Mace Nikâh 30 (Hn. 1928). Bazı fıkıhcılar, hanımının iznini almayı ihmal eden kişiye ceza bile öngörmüşlerdir.
[2] Nisâ 129 Eşler Arasında Adalet
Gerektirici sebeplerle birden fazla eşi olan kişi; eşleri arasında yedirme, içirme, barındırma ve gecelemede adâlet göstermekle sorumlu ise de, sevgi ve cinsel ilişkide adâlet göstermekle sorumlu değildir. Çünkü buna güç yetiremez. Ne var ki kişi sevgi ve ilişki yönünden bir eşini tercih edebilirse de, diğer eşi veya eşlerini büsbütün ihmal edemez. Zira pek çok müfessire göre kadının askıda bırakılmamasının anlamı, sevgi ve ilişki yönünden büsbütün ihmal edilmemesidir. Bak. Taberî 5/314‐5, İbn‐i Arabî Ahkâmül‐Kurân 1/504‐5, Hak Dîni Kur’ân Dili 3/1487.
[4] Bakara 228, 234, Talâk 4.
İddetin asıl amacı kadının gebe olup olmadığının belirlenmesi ise de, iddet sûresinin açıklanan ölçülerle sınırlandırılması, kadının cinsellik dâhil mağdûriyetinin önlenmesi içindir.
[5] Buharî Talâk 39; et‐Tac 2/361; İ. Mâce Hn. 2027