
KALABALIK MI, İSTİKAMET Mİ?
Bir süredir dikkatle bakıyorum.
Cemaatler, vakıflar, dernekler, hocalar… Büyük bir hareketlilik var. Programlar, konferanslar, organizasyonlar, sosyal medya yayınları… Sürekli bir büyüme arzusu.
En çok konuşulan mesele şu:
“Kaç kişiyiz?”
“Ne kadar büyüdük?”
“Salon doldu mu?”
“Takipçi sayısı arttı mı?”
Fakat şu soru pek sorulmuyor:
“İnsanların derdi azaldı mı?”
“Gençlerimiz istikamet buldu mu?”
“Ailelerimiz toparlandı mı?”
“Mahallelerimizde güven yeniden tesis edildi mi?”
Bugün gençler kimlik krizleri yaşıyor. İnançla modern hayat arasında sıkışmış bir kuşak var. Bir yanda tüketim kültürü diğer yanda ahlaki savrulma. Aileler boşanma, iletişimsizlik, ekonomik baskı ve dijital bağımlılık gibi ağır imtihanlardan geçiyor. Çocuklar ekranların içinde büyüyor, anne babalar birbirine yabancılaşıyor.
Ancak bu başlıklar çoğu zaman kürsülerin ana gündemi olmuyor.
Oysa Kur’an’ın hitabı hayatın merkezine yöneliktir. Yüce Allah şöyle buyurur:
“İnsanlar, ‘İman ettik’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebût, 29/2)
İmtihan sadece bireysel sabırla sınırlı değildir, toplumsal sorumluluğu da içerir. İman, hayatın bütün alanlarına dokunmayı gerektirir.
Bugün hak ile batılın iç içe geçtiğini açıkça görüyoruz. Faiz hayatın merkezine yerleşmişken suskun kalmak, adalet zedelenirken gündemi değiştirmek, gençlik ahlaki savrulmalar yaşarken yalnızca kalabalık hesapları yapmak bizi kurtarmaz.
Kur’an açık bir uyarıda bulunur:
“Hakkı batıla karıştırmayın ve bile bile gerçeği gizlemeyin.” (Bakara, 2/42)
Hakkı batıla karıştırmak bazen açık inkârla değil, suskunlukla olur. Bazen yanlışları açıkça reddetmeyerek olur. Bazen de menfaatin, konforun ve popülerliğin hakikatin önüne geçmesiyle olur.
Resûlullah (s.a.v.) ise şu ölçüyü koymuştur:
“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îman, 78)
Bugün kötülükler görünür hâle gelmişken, biz çoğu zaman sadece seyrediyoruz. Düzeltmek yerine istatistiklerle meşgul oluyoruz.
Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mekke’de kalabalık peşinde değildi. On üç yıl boyunca sayı değil, bilinç inşa etti. Daru’l-Erkam’da yetişen o küçük kadro, dünyayı değiştiren bir ümmetin çekirdeği oldu. Çünkü mesele kalabalık değildi, istikamet ve sadakatti.
Kur’an bir başka ayette şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 13/11)
Değişim önce muhasebe ile başlar.
“Biz nerede eksik kaldık?” sorusunu sormakla başlar.
“Biz hangi noktada dünyaya meylettik?” diye düşünmekle başlar.
Dün doğruları savunanların bugün o doğrulara mesafe koyması, makam ve konforla açıklanamaz mı? Dünya nimetleri geçicidir. Allah şöyle hatırlatır:
“Bu dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdudur.” (Ankebût, 29/64)
İnsan fanidir, alkışlar fanidir, makamlar fanidir.
Kalabalıklar dağılır, geriye amel kalır.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1)
Eğer niyetimiz gerçekten Allah rızası ise, o zaman ölçümüz kalabalık değil, doğruluk olmalıdır. O zaman kürsülerimiz toplumun gerçek yaralarına değmelidir. Aileyi, gençliği, adaleti, ahlakı konuşmalıyız. Menfaati değil, emaneti merkeze almalıyız.
İslam taviz dini değildir. Merhametlidir, fakat ilkelerinden vazgeçmez. Yumuşaktır, fakat hakikati eğip bükmez. Adildir, fakat popülerliğe göre yön değiştirmez.
Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla insan toplamak değil, daha fazla bilinçli insan yetiştirmektir. Daha fazla slogan değil, daha fazla istikamet. Daha fazla görünürlük değil, daha fazla samimiyet.
Belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey şudur:
Sessiz bir muhasebe.
Gerçek bir dönüş.
Ve hakikatin yanında durma cesareti.
Kalabalık mı istikamet mi?
Cevap, kürsülerde değil, kalplerimizde gizlidir.
İslam Başaran
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube