
İnsanlık tarihi boyunca toplumsal düzeni sağlamanın, karmaşayı önlemenin ve kitleleri bir arada tutmanın en güçlü aygıtı hukuk kuralları olmuştur. Ancak insanlığın kadim yürüyüşünde sorulan en sarsıcı soru hep aynı kalmıştır: Yasa, gücünü adaletten mi alır, yoksa çıplak otoriteden mi? Fransız düşünür Michel de Montaigne, Denemeler adlı eserinde bu düğümü tek bir cümleyle çözer: “Kanunlar doğru oldukları için değil, kanun oldukları için uygulanır.” Bu aforizma, idealize edilmiş adalet arayışlarının ötesinde, hukukun ve devlet mekanizmasının katı, pragmatik ve biçimsel gerçeğini gözler önüne serer.
Bir yasanın toplum nezdinde karşılık bulması ve icra edilmesi, onun mutlak manada “ahlaki”, “doğru” ya da “adil” olmasına bağlı değildir. Hukuk felsefesinde “Hukuki Pozitivizm” olarak tanımlanan bu yaklaşım, yasanın değerini içeriğindeki adalet tözünde değil, yapılış biçiminde ve arkasındaki egemen güçte arar. Yasa, meşru otorite tarafından usulüne uygun şekilde vaaz edildiği andan itibaren, içeriği ne kadar tartışmalı olursa olsun herkesi bağlar. Toplumlar, kanunların kusursuz doğruluğuna inandıkları için değil, o kanunların kesinliğine ve çiğnendiğinde devreye gelecek olan devlet aygıtının sarsılmaz gücüne boyun eğmek zorunda oldukları için itaat ederler. Düzeni sağlayan şey yasanın rasyonelliği değil, bağlayıcılığıdır.
Modern ulus devletlerde yasaların durmaksızın değişmesi, tashih edilmesi ya da yenilenmesi, sistemin mükemmele doğru evrildiğinin değil, aksine yapısal bir krizin göstergesidir. İnsan aklından neşet eden her kanun, doğası gereği bizzat sorunların kaynağı haline gelmektedir. Çıkarılan her yeni kanun, meseleleri çözmek bir yana, toplumsal ilişkileri daha karmaşık ve içinden çıkılmaz bir bürokrasiye mahkûm eder.
Bu noktada, beşeri aklın bu sınırlı ve menfaat merkezli yapısına karşı “İlahi Hukuk” felsefesinin aşkın yorumu devreye girer. Bu yaklaşıma göre, bir kanunun mutlak manada “doğru” kabul edilebilmesi için, zamana ve gücü elinde bulunduranların keyfine göre değişmeyen ilahi bir buyruğa dayanması ilahi bir referansı esas alması gerekir. İlahi olandan kopan her kanun, en nihayetinde tebaaya dayatılan mekanik bir zorbalık aracına dönüşme riski taşır.
Thomas Hobbes’un ifadesiyle modern devlet, yeryüzündeki düzeni korumakla görevli “ölümlü bir ilah” (Leviathan) gibidir. Bu yapının varlığı ve bekası, kendi muktedirliğini ve egemenliğini sürekli olarak göstermesine bağlıdır. Kanunlar da bu mutlak gücün tecellisi olarak vaaz ve icra edilir. Günümüz ceza hukuku sistemlerinde hırsızlık, cinayet veya uyuşturucu ticareti gibi ağır suçlara verilen yasal bedellerin, mağdurların yarasını sarmadığı ve adaleti ikame edemediği bilinmektedir. Buna rağmen aynı çarkın dönmeye devam etmesi, yasaların amacının adalet sağlamak değil, “ölümlü ilahın” otoritesini ve toplumsal kontrolünü ayakta tutmak olduğunu kanıtlar.
Kanunlar, vicdanları tatmin ettiği için değil; devlet kendi gücünü onlar üzerinden var ettiği için yürürlüktedir. Nihayetinde modern insan, adil bir gökyüzünün altında yaşamak yerine, muktedirlerin yeryüzüne çizdiği soğuk ve mekanik sınırların gölgesinde itaat etmeye mecbur bırakılmıştır.
“BUNLAR ‘BİZDEN’SE, BEN O ‘BİZ’DEN DEĞİLİM!” Bu söz aslında Rachel Corrie’ye aittir. O, İsrail soyundan…
Dünyaca Ünlü Kafes Dövüşçüsü, Zaferini, Annesinin Ayağını Öperek Kutluyor Ringlerin azılı ve disiplinli savaşçısı Muhammed…
CUMHURİYET, İSLAM'IN ONAYLADIĞI BİR YAPIDIR AMA İÇİNİN İSLAM'LA DOLDURULMASI ŞARTIYLA - Cumhuriyet döneminde radikal devrimler…
Mustafa Sarıgül, Hakkında Yeni İstismar İddiaları: Dört Eski Lise Öğrencisi Gündemde Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül…
Güney Suriye’de, Hükümete Karşı Saldırı Hazırlığı Suriye istihbaratının, Hizbullah hücreleri, Iraklı milisler ve eski rejim…
Afganistan Heyeti ile Göç İdaresi Başkanlığı Arasında Önemli Göç Görüşmesi Afganistan İslam Emirliği heyeti, Türkiye…