
KATAR’IN TRUMP’A HEDİYE ETTİĞİ UÇAK VE ÜMMETİN DAĞINIKLIĞI
Katar‘ın ABD‘ye yüz milyonlarca dolar değerinde bir uçak hediye etmesi uluslararası diplomasi açısından sıradan bir jest gibi sunulabilir. Ancak meseleye İslam dünyasının içinden bakıldığında bu olay çok daha derin anlamlar taşımaktadır.
Bugün Gazze‘de on binlerce insanın ölümünden sorumlu tutulan İsrail‘in en büyük destekçisi ABD‘dir. Siyasi, ekonomik ve askeri destek olmaksızın İsrail‘in Gazze‘deki operasyonlarını bu ölçekte sürdürebilmesi mümkün görünmemektedir. Aynı şekilde ABD’nin son yıllarda İran’a yönelik baskıları, yaptırımları ve askeri hamleleri de İslam coğrafyasındaki gerilimlerin önemli unsurlarından biridir.
Tam da böyle bir tabloda bazı Körfez ülkelerinin Washington ile ilişkilerini güçlendirmek adına sembolik veya fiili jestler yapması İslam dünyasında ciddi tartışmalara yol açmaktadır.
Ancak meseleyi değerlendirirken tek taraflı bir öfkeye de kapılmamak gerekir.
Bir tarafta şu gerçek vardır:
Körfez ülkeleri uzun yıllardır güvenliklerini Amerikan askeri şemsiyesine dayandırmaktadır. Özellikle İran tehdidi algısı, bölgesel istikrarsızlık endişeleri ve rejim güvenliği kaygıları nedeniyle Washington ile yakın ilişki kurmayı bir zorunluluk olarak görmektedirler. Bu açıdan bakıldığında Katar veya benzeri ülkeler, kendi devlet çıkarlarını korumaya çalıştıklarını savunabilirler.
Fakat diğer tarafta daha büyük bir soru durmaktadır:

Bir Müslüman ülke, başka Müslüman halkların kanı akarken kendisini koruyan güce ne kadar yaklaşmalıdır?
Asıl tartışılması gereken nokta budur.
Bugün İslam dünyasının en büyük problemlerinden biri, ortak bir ümmet bilincinin yerini ulusal çıkar hesaplarının almış olmasıdır. Her devlet kendi güvenliğini, kendi ekonomisini ve kendi iktidarını öncelemektedir. Sonuç olarak ortaya parçalanmış bir tablo çıkmaktadır.
Bir ülke İsrail ile normalleşme anlaşması yaparken,
bir başka ülke ABD üslerini genişletmekte,
bir başkası İran’a karşı Batı ile aynı çizgide hareket etmekte,
öteki ise Rusya veya Çin’in korumasına sığınmaktadır.
Bu da ümmet coğrafyasını büyük güçlerin nüfuz mücadelelerinin sahasına dönüştürmektedir.
Burada İran meselesi de ayrı değerlendirilmelidir.
İran’ın politikalarını eleştirmek mümkündür. Bölgesel nüfuz arayışları, mezhep merkezli yaklaşımları ve bazı ülkelerdeki vekil güç stratejileri birçok Müslüman tarafından eleştirilmektedir.
Ancak İran’a yönelik bir Amerikan saldırısına sevinmek veya bunu desteklemek de başka bir çelişkiyi ortaya çıkarmaktadır.
Çünkü ABD’nin attığı bombalar mezhebe göre ayrım yapmaz.
Tarih bize göstermiştir ki Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da ve Suriye’de yaşanan yıkımların bedelini yalnızca yönetimler değil, milyonlarca Müslüman ödemiştir.
Bu nedenle bugün bazı Müslüman çevrelerin “İran vurulsun”, “daha sert vurulsun” türünden yaklaşımları kısa vadeli siyasi hesapların ötesine geçememektedir. Bu tavır, yarın aynı gücün başka bir Müslüman ülkeye yönelmesi halinde ortaya çıkacak tehdidi görmezden gelmektedir.
Katar’ın ABD’ye verdiği uçak da işte bu büyük fotoğrafın bir parçasıdır.
Sorun yalnızca bir uçak değildir.
Sorun, İslam dünyasının kendi güvenlik sistemini kuramamış olmasıdır.
Sorun, kendi krizlerini kendi kurumlarıyla çözememesidir.
Sorun, ümmet hukukunun yerini devlet merkezli çıkar hesaplarının almış olmasıdır.
Bugün Gazze yanarken, İran hedef alınırken, Yemen açlıkla boğuşurken ve Sudan parçalanırken Müslüman ülkelerin önemli bir kısmının hâlâ Washington, Moskova veya Pekin eksenlerinde pozisyon araması bu gerçeği değiştirmemektedir.
Belki de asıl soru şudur:
İslam dünyası ne zaman kendi ayakları üzerinde duracak ve ne zaman güvenliğini, adaletini ve geleceğini başka güçlerin insafına bırakmaktan vazgeçecek?
Katar’ın uçağı bu sorunun sadece görünen yüzüdür. Asıl mesele ise ümmetin ortak bir irade ve bağımsız bir siyasal ufuk üretip üretemeyeceğidir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”