
Doğu Akdeniz‘de dengeler hızla değişiyor. Türkiye ile Yunanistan arasındaki Ege ve Kıbrıs merkezli anlaşmazlıklar devam ederken, Yunanistan ile İsrail arasındaki askerî işbirliğinin güçlenmesi ve Güney Kıbrıs’ta İsrailli yatırımcıların gayrimenkul alımlarındaki artış dikkat çekiyor.
31 Ağustos 2026’da İsrail ile Yunanistan arasında yaklaşık 3 milyar avroluk hava savunma anlaşması imzalandı. Anlaşma; David’s Sling, SPYDER ve BARAK MX gibi sistemlerin yanı sıra radar ve komuta-kontrol altyapısını da kapsıyor. Bu, İsrail’in Yunanistan’la yaptığı en büyük savunma ihracatı anlaşması olarak açıklandı.
Tam da bu noktada Kıbrıs yeniden gündeme geliyor.

Bugünkü tabloyu anlamak için Filistin tarihine bakmak gerekiyor.
Osmanlı yönetimi ise bu gelişmeleri yakından takip etti.
II. Abdülhamid döneminde Filistin‘e yönelik Yahudi göçü ve özellikle arazi edinimi konusunda kısıtlamalar getirildi. Osmanlı yönetiminin, Yahudi göçünü ve yerleşimini sınırlandırmaya yönelik girişimleri tarihî belgelerde açık biçimde görülüyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca “toprak satın alma” değildi.
Göç, yerleşim, arazi edinimi ve siyasi örgütlenme birbirini tamamlayan süreçler haline geldi.
Sonraki dönemde ise İngiliz Mandası‘nın politikaları devreye girdi. 1922 tarihli Filistin Mandası belgesi, Yahudi göçünün kolaylaştırılmasını ve Yahudilerin topraklara yerleşiminin teşvik edilmesini öngörüyordu.
Ardından 1948 savaşı, kitlesel yerinden edilme ve mülkiyet düzenlemeleri geldi.
Yani Filistin örneğinde bugünkü sonuç tek bir yöntemle ortaya çıkmadı. Toprak edinimi, göç, demografi, uluslararası siyaset, hukuk ve nihayet askerî güç birbirini takip eden aşamalarda etkili oldu.
Şimdi gözler Güney Kıbrıs‘a çevriliyor.
Son yıllarda İsrailli vatandaşların Kıbrıs’ta gayrimenkul satın alma ve yatırım faaliyetlerinin arttığı bildiriliyor. DW’nin 18 Eylül 2026 tarihli haberine göre son üç yılda daha fazla İsrailli Kıbrıs’a yerleşmeye ve gayrimenkul yatırımı yapmaya başladı. Bazıları adayı İsrail’deki güvenlik sorunlarının kötüleşmesi ihtimaline karşı bir “Plan B” olarak görüyor.
Daha da dikkat çekici olanı, Güney Kıbrıs’taki Avrupa Parlamentosu üyesi Fidias Panayiotou’nun yabancı, özellikle de İsrail bağlantılı yatırımlar konusunda yaptığı uyarılar.
Panayiotou, İsrailli yatırımcıların gayrimenkul ve arazi geliştirme alanında öne çıktığını, bazı bölgelerde kapalı yerleşim kümelerinin oluştuğunu savundu.
Resmî verilere dayandığını belirten bir çalışmaya göre ise 2021-2024 arasında İsrail vatandaşları tarafından 3.909 gayrimenkul edinimi kaydedildi. Ancak bu rakamın tamamının “toprak” anlamına gelmediğini; konut, arsa ve diğer taşınmazların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini özellikle belirtmek gerekiyor.
Dolayısıyla burada soru şudur:
Bu yalnızca ticari bir yatırım hareketi midir, yoksa gelecekte daha büyük bir ekonomik ve stratejik dönüşümün zemini olabilir mi?
Filistin‘de bugün yaşananlar da yalnızca geçmişte yapılan arazi satışlarından ibaret değil.
Batı Şeria’da İsrail yerleşimlerinin genişlemesi, arazi statülerinin değiştirilmesi ve çeşitli hukuki-idari mekanizmalar üzerinden Filistinlilerin topraklara erişiminin sınırlandırılması tartışmanın önemli parçaları.
17 Eylül 2026’da İsrail’in E1 bölgesindeki yerleşim planına 2.167 yeni konut daha eklediği ve toplam planlanan konut sayısının 3.401’e çıktığı Reuters tarafından bildirildi. Filistinliler ve birçok uluslararası aktör bu politikaların gelecekteki Filistin devletinin toprak bütünlüğünü tehdit ettiğini savunuyor.
Buradan çıkarılması gereken ders şudur:
Toprak meselesi sadece “kim ne kadar arazi satın aldı?” sorusundan ibaret değildir.
Ekonomik mülkiyet, nüfus hareketleri, hukuk, devlet politikaları ve askerî güç zaman içerisinde birleştiğinde çok daha büyük sonuçlar doğurabilir.
İşte asıl soru burada.
Bugün Kıbrıs ile Filistin’in aynı tarihsel süreçten geçtiğini söylemek mümkün değil. Kıbrıs’ın kendine özgü bir siyasi ve hukuki tarihi var.
Ancak Filistin’de yaşanan tarihsel tecrübenin Kıbrıs açısından bir uyarı olarak değerlendirilmesi mümkündür.
Çünkü bugün Güney Kıbrıs‘ta İsrailli gayrimenkul yatırımları artıyor.
İsrail ile Yunanistan arasındaki askerî işbirliği güçleniyor.
Doğu Akdeniz‘in enerji kaynakları ve ulaşım koridorları stratejik önem taşıyor.
Kıbrıs zaten Türkiye ile Yunanistan arasındaki jeopolitik rekabetin merkezlerinden biri.
Bütün bu gelişmeler aynı coğrafyada yaşanırken, “Kıbrıs’taki İsrailli yatırımların gelecekte nasıl bir siyasi ve stratejik sonuç doğuracağı” sorusunu sormak gayet meşrudur.
Bugün için “Kıbrıs kesinlikle ikinci Filistin oluyor” demek yerine daha çarpıcı soru şudur:
Bu sorunun cevabını zaman gösterecek.
Fakat tarih bize şunu öğretiyor:
Bir coğrafyanın geleceği yalnızca savaş meydanlarında belirlenmez. Toprak, sermaye, nüfus, hukuk, enerji ve stratejik ittifaklar da geleceğin haritasını şekillendirir.
Doğu Akdeniz’de bugün yaşanan gelişmeler nedeniyle Kıbrıs’a yalnızca bir ada olarak değil, bölgesel güç mücadelesinin önemli merkezlerinden biri olarak bakmak gerekiyor.
İSLAMİ HABER “MİRAT”