islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,1930
EURO
50,5631
ALTIN
7.133,73
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

KİMİ NİÇİN SEVMELİYİZ, KİME NEDEN BUĞZETMELİYİZ?

KİMİ NİÇİN SEVMELİYİZ, KİME NEDEN BUĞZETMELİYİZ?
05/10/2025 09:00
A+
A-

Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz bir gün Muaz b. Cebel’in elini tutarak ona, “Ey Muaz! Ben seni seviyorum” dedi. Muaz da “Ben de seni seviyorum, ey Allah’ın Resulü!” [1] diye karşılık verdi. Bunun ardından Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) ona şu tavsiyede bulundu: “Ey Muaz! Sana her namazın ardından şu duayı söylemeyi terk etmemeni tavsiye ediyorum: Allah’ım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce ibadet etmekte bana yardım eyle!”. [2] Dinimiz İslam’da Allah’ı zikretmek, O’na şükretmek, O’nu sevmek, O’nun için sevmek ve O’nun için buğzetmek, kulluk vecibelerindendir. Yüce Allah için yapılan her şey ibadet hükmündedir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.): “Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir” [3] buyurmuştur.

Sosyal bir varlık olan insanda, sevmek, kızmak, buğzetmek ve ilgi duymak gibi manevi duygular vardır. Allah’a ve ahiret gününe inanmış, O’nun Resulüne tabi olmuş tüm insanlarda, Allah sevgisi ve Allah rızası her şeyin önünde olmalıdır. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Allah için sevenin, Allah için buğzedenin, Allah için verenin ve Allah için menedenin imanı kemale erer, olgunlaşır” [4] buyurmuştur. Sevgide öncelik, elbette Yüce Allah’a ve O’nun Resulünedir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını/lezzetini alır: Allah ve Resulünü, herkesten fazla sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek”. [5] Birbirini Allah için seven, bu sevgiyle buluşup bu sevgiyle ayrılanların, mahşer gününde Allah’ın özel konukları olarak arşın gölgesinde ağırlanacak yedi bahtiyar zümreden olacakları müjdelenmiştir. [6]

Allah ve Resulünü sevmek kuru bir iddiadan ibaret olmamalıdır. İmam Şafi’ye nispet edilen bir şiirde şöyle denilmektedir: “Allah’ı sevdiğini söylersin, O’na isyandan geri durmazsın. Böyle bir sevgi sahte olup gerçek olması muhaldir. Şayet sevginde samimi olsaydın, elbette O’na itaat ederdin. Zira seven kişi, sevdiğine itaat edendir.” [7] Allah’a ve Resulüne olan sevginin ispatı,  Kuran ve Sünnete tabi olarak bir hayatı idame ettirmekle olur. Mümin kardeşini sevmek ise, onun iyi gününde/mutlu gününde yanında olmak, hayırlı işlerini tebrik etmek, kötü gününde yardıma muhtaç olduğunda onun yanında/yardımında olmaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav): “Müslümanların sıkıntılarıyla/dertleriyle ilgilenmeyen onlardan değildir” [8] buyurmuştur. Bu hadis-i şerifi bir uyarı olarak kabul eden Müslüman toplumlar, tarihin akışında, din kardeşinin derdini, sıkıntısını önemsemiş, öncelemiş ve derdine çare olmanın gayretini göstermiştir. Bu bağlamda ecdadımız, mazlum ve mustazaflara, yardıma muhtaçlara desteğini sürdürmüş ve en güzel örnek olmuştur. Dünyanın farklı ülkelerinde nerede bir Osmanlı eseri varsa hiç şüphesiz ki o eser, “kardeşinin derdiyle dertlenmek” şuuruyla oraya kazandırılmış, derde derman, sıkıntıya çare olması amacıyla inşa edilmiştir. Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa, Allah da dünya ve ahirette onun işlerini kolaylaştırır. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünya ve ahirette onun ayıplarını örter. Kul; kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur” [9] buyurmuştur.

Müslümanın Müslümana olan sevgisi dünyalık işler/menfaatler için değil, sadece Allah için olmalıdır. İşte gerçek sevgi budur. Dünyalık amaç için birbirini sevenler, bahse konu amacın ortadan kalkmasıyla suni sevgi de ortadan kalkacaktır. Çoğu zaman çekişmeler, menfaatin ortadan kalkmasıyla başlar, en önemsiz sebeplerden dolayı bu tür dostluklar/sevgiler düşmanlığa dönüşür. Müslüman, Müslüman kardeşini sadece Allah için sevecek; derdiyle dertlenecek, mutlu olmasıyla sevinecektir. Bir sıkıntısı mı var, aç mı, hasta mı, araştıracak? Kimin neye gücü yetiyorsa o nispette mü’min kardeşinin yardımına koşacak, yanında olacaktır. Kimi malıyla/parasıyla, kimi beden gücüyle, kimi bilgisiyle, ilmiyle, kalemiyle, duasıyla, kimin gücü neye yetiyorsa kardeşlerinin derdiyle dertlenecek, sıkıntısını izale edecektir. Fert olarak, aile olarak, toplum, millet ve devlet olarak, kimin gücü neye ne kadar yetiyorsa o ölçüde Müslüman kardeşinin yanında olması gerekmektedir.

Hz. Peygamberimiz (s.a.v.), sevgi ile iman arasındaki ilişkiye şöyle dikkat çekmektedir: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selâmı yayın.” [10] Sevmek mutlaka döngüyü tamamlayan çift yönlü bir eylemdir. Sevme eylemi sevilme olarak geri döner, “Allah onları sever onlar da Allah’ı sever” [11] ayetinde olduğu gibi. İman ise tek yönlüdür ve kulun Rabbine yönelmesidir, oysa sevmek Rabbin kuluna kulun da Rabbine yönelmesidir. Dünyanın gelmiş geçmiş en güzel öğretmeni Al-i Şan Efendimiz (s.a.v.), büyük bir şefkatle tamamlanmamızı, kemale ermemizi istiyor, bunun için bize o derin hakikati “sevmedikçe kâmil bir imana erişilemeyeceği hakikatini” öğretmeye çalışıyor. İnsanın fıtratında mükemmeli sevme eğilimi vardır. İşte kul, bu mükemmelliği idrak ettikten sonra, “Sonsuz Kemâl ve Cemâl” sıfatlarına sahip olan Allah’a karşı bir sevgi hisseder. Allah hem sevilen hem de seven olduğu için “el-Vedûd” ismine sahip olduğu gibi hem güven veren hem da güvenilip inanılan anlamında “el-Mü’min” ismine de sahiptir. Sevgi ve iman anlamındaki bu iki ismin aynı şekilde iki karşılıklı anlama sahip olmaları, sevgi ve iman olguları arasındaki sıkı ilişkinin göstergesidir.

Yazımızın başlığı, “kimi niçin sevmeliyiz, kime neden buğzetmeliyiz?” sorusu, bu soruya sarih bir şekilde cevap vermeliyiz ki, maksadımız hâsıl olsun. Müslümanın kimleri sevmesi ve kimlere buğzetmesi gerektiğinin listesi belli olmalıdır. Müslüman, dostunu da düşmanı da iyi tanımalı, bilmeli. Kur’an ve sünnet çerçevesinde muhtasar bir şekilde sorumuzu cevaplandırmaya çalışayım:

Sevdiğimiz ve buğzettimiz insanları gözümüzün önüne getirelim ve şu soruları soralım kendimize; sevdiklerimizi niçin seviyoruz? Ebeveynimiz, eşimiz, çocuğumuz, akrabamız, iş ortağımız olduğu için mi veya çıkarımız/menfaatimize uygun olduğu için mi? Bugün sevdiğimizi söylediğimiz insanlarla yarın düşman olma ihtimalimiz nedir? Buğzettiklerime neden buğzediyorum? Başka ırktan olduğu için mi? Menfaatime ters düştüğü için mi? Bugün buğzettiğimi söylediğim insanlarla yarın dost olma ihtimalim nedir? Yani sevginin de buğzun da bir dayanağı vardır. Bu dayanağı çektiğinizde sevgi de buğz/nefrette düşer, yıkılır. Çünkü dünyevi sevgi ve buğuz zamana ve zemine göre değişmektedir. Allah için olan sevgi ve buğuz, prensip olarak kıyamete kadar değişmemelidir.

İslam’ın sevgi ve buğuz anlayışı çerçevesinde, kimleri sevip kimlere buğzedeceğiz?

a- Allaha, Peygamberine, Müslümanlara düşman olanlara, kafirlere, zalimlere müşriklere, münafıklara buğzedeceğiz. Fiillerine yönelteceğimiz buğzumuz, davet ve tebliğ esnasında ikramda bulunmaya, rifk ile/yumuşak davranmaya engel değildir. Allah için buğzetmenin ârızî olduğu bilinmelidir. Çünkü sebepler ortadan kalkınca buğuz da ortadan kalkar. Onlara karşı olan buğzun sebebi, Allah’ın koyduğu hudutları çiğnemeleri, küfür, şirk, nifak ve zulümleridir.

b- Allah’ı, Resulünü ve müminleri seveceğiz, onlarla dost olacağız. Allah ve Resulünü sevmek, Allah tarafından Resulüne ve O’ndan da ümmetine/bize bildirilen bu mükemmel yüce İslam dinine tabi olmakla mümkün olur. Allah’ı sevmek, O’nun verdiği nimetlere şükretmek ve bu nimetleri meşru yolda, helal ve haram sınırlarını gözeterek kullanmaktır. Allah’ı sevmek, O’nun adı yücelsin diye gayret etmek, İslam düşmanlarına karşı mücadele vermektir. Resulünü sevmek, özellikle O’nu tanımak, O’nu anlamak, O’nu idrak etmektir, O’nun gibi yaşamaya gayret etmek, O’nun hissettiğini hissetmek ve O’nun davasını dava edinmektir.

Allaha ve Resulüne olan bu yüce sevgi, müminin hayatını anlamlandırır, onu yüceltir, Allah’a doğru giden yolda mesafe aldırır, şuur ve bilinç yüksekliğine eriştirir ve onu dünyanın süfli isteklerine bağlanmaktan beri kılar. Müminleri sevip onlarla dost, birlik ve beraberlik içinde olmalıyız. Efendimiz (s.a.v.): “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar” [12] buyurmuştur. Müminlerin birbirini sevmesi, acıması, merhamet ve şefkatle muamelesi, yardımlaşması iyi bir kul olmalarının simgesi ve önemli bir göstergeleridir. Bütün insanlara karşı anlayışlı ve tüm yaratılmışlara karşı merhametli olmak, İslam’ın insanı ulaştırmak istediği kemalin esasıdır. Bu davranış, önce mü’minlerin kendi aralarında başlar, sonra insanlığı ve bütün yaratılmışları içine alır.

c- Mümini imanı ve salih amelinden ötürü seveceğiz ancak, günahkarsa işlediği günahlarına/yanlışlarına buğzedeceğiz. Müslüman, Müslümanın şahsına değil, kötü olan amellerine buğzedebilir. İçki içiyorsa içkisine, kumar oynuyorsa kumarına, zani ise zinasına buğzeder.

d- İslama ve Müslümanlara düşman olmayanlara karşı iyilikle ve adaletle davranacağız. Hayatımızı idame ettirdiğimiz yerde ve kendilerine komşu olduğumuz kimselerin, kâfir ya da müşrik olmaları, onlar aktif olarak İslam’a ve Müslümanlara karşı düşmanlıkları yoksa İslam’a ve Müslümanlara karşı saygılı iseler bu kimselerle olan ilişkilerimiz adalet ve iyilik muvacehesinde olması dinimizin gereğidir.

Burada şu hususun altını çizmek gerekir şöyle ki, Allah için buğzetmek; muhataba karşı düşmanlık göstermek, ona saldırmak, onu aşağılamak değildir. İslâm merhamet dinidir. Bu bakımdan mü’min, bütün mahlûkata karşı merhametli olmalıdır. Bu manada herhangi bir hile, fitne ve bozgunculuk teşebbüsü içerisinde olmadığı sürece gayr-i müslimler; İslâm’ın teminatı altındadırlar. İnsan olma hasebiyle kendilerine saygı duyulur, hakları gözetilir ama gönüllerde onlara karşı, kötü amellerine karşı asla bir muhabbet/sevgi duyulmaz.

Allah ve Resulünden sonra sevgiye layık olanların başında, anne-baba, kardeşler, acısı ve tatlısıyla hayatın paylaşıldığı eşler ve amel defterinin açık kalmasına namzet evlatlar gelmektedir. Dolayısıyla bunları sevmeli ve sevdiğimizi dile getirmeliyiz. Zira sevmek kadar sevdiğimiz kişiye bunu hissettirmek de önemlidir. İki cihan serveri Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) diğer konularda olduğu gibi sevgi konusunda da bize örnektir. Torununa yönelik, “Allah’ım! Ben bunu seviyorum, onu sen de sev, onu sevenleri de sev!” [13] demek suretiyle sevgisini dile getirmiştir. Bir adam Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında iken oradan birisi geçti. Adam, “Ey Allah’ın Resulü, ben o adamı gerçekten seviyorum” dedi. Efendimiz (s.a.v.), “Bunu ona söyledin mi?” diye sordu. Adam, “hayır” dedi. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.), “(Git) ona söyle” buyurdu. Bunun üzerine adam, o kimsenin yanına gitti ve “Ben seni Allah için seviyorum” dedi. Öteki adam da “Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin” [14] karşılığını verdi.

Hem sevmede hem de buğzetmede aşırıya kaçmamak ve ölçülü olmak gerekir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Dostunu bir yere kadar sev. Çünkü bir gün onunla düşman olabilirsin. Düşmanına da bir yere kadar buğzet/kız. Çünkü bir gün onunla dost olabilirsin” [15] buyurmak suretiyle, dostlukta da düşmanlıkta da ölçülü olmayı emretmiştir. Başka bir hadis-i şerifte ise: “Bir şeyi (aşırı) sevmen, seni kör ve sağır eder” [16] diyerek bu konuda aşırıya gitmeme hususunda uyarıda bulunmuştur.

Sonuç:

Hâsılı kıymetli dostlar, İslam’daki sevgi, dostluk ve buğuz bilinci/şuuru/inancı, gerçek anlamda uygulanabilseydi, ‘İslam Ümmeti’ni her türlü saldırılardan koruyan bir ‘kale’ niteliğinde olduğu anlaşılacaktı. Sevgi, dostluk, buğuz, Müslümanların öncelikerinden olsaydı, bugün İsrail, bu çocuk katili devlet, Filistin’deki/Gazze’deki kardeşlerimize bu kadar pervasızca saldıramayacaktı. Son söz vahyin ve uygulayıcısı olan Efendimize ait osun: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy-sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir”. [17]  “Allah’ım! Sen’den Sen’i sevmeyi, Sen’i sevenleri sevmeyi ve Sen’in sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi dilerim. Allah’ım! Sen’in sevgini bana canımdan, ailemden daha sevimli eyle!”.  [18] Amin!

ABDULGAFUR LEVENT 

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

Kaynakça:

  1. Nesai, Sehiv, 60.
  2. Ebu Davud, Vitir, 26.
  3. Ebu Davud, Sünnet, 2.
  4. Tirmizî, Kıyame, 60.
  5. Buhârî, Îmân 9.
  6. Buhari, Zekât, 16.
  7. Divanü’l-İmami’ş-Şafii, S. 96.
  8. Taberani, el-Mucemu’s-Sağir, II, 131.
  9. Ebû Dâvûd, Edeb, 60.
  10. Müslim, Îmân, 93.
  11. Maide, Ayet 54.
  12. Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66.
  13. Buhari, Libas, 60.
  14. Ebu Davud, Edeb, 112-113.
  15. Tirmizî, Birr, 60.
  16. Ebû Dâvûd, Edeb, 116.
  17. Mücadele, Ayet 22.
  18. Tirmizî, Deavât, 72.

.

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Halil Kendir dedi ki:

    Allah bir binanın tuğlaları gibi birbirine kenetlenerek kendi yolunda cihat edenleri sever. Kenetlenmiş Mümin bir topluluk kimi seveceğini, kime buğz edeceğini bilen bir topluluktur. Müslümanların bugün içinde bulunduğu vahim durumun en önemli sebeplerinden biri de sevgi konusunda da pusulalarını şaşırtmış olmalarıdır. Kimi sevip kime buğz edilmesi gerektiğini, sevginin ve buğzun ne anlama geldiğini, bu konuda dikkat edilmesi gereken hususları hocamız çok güzel izah etmiş, ifade edilmesini diliyorum.

  2. Alaaddin Demir dedi ki:

    Allah razı olsun, ne kadar önemli bir konu. Bu konuda kafalar öyle karışık ki! Türkiye’de bir Müslümanın asla sevemeyecegi kanunla korunan şahısa sevgi besleniyor. Ateisti, deisti, kemalisti, sekuleri tâbi ki onu sevecek, çünkü onları sevindirecek işler yaptı. Peki bir Müslüman nasıl sevebilir? Şu teknoloji çağında yaptıklarını bilmiyor, duymamış olabilirler mi? Camiden çıkan bir Müslüman bile onu övüyor. Eğer bilmiyorsa cehaleti belki onu kurtarabilir ama bile bile ona sevgi beslemek imanı zedelemez mi? İtikadi bir konu değil mi bu? “Kişi sevdiği ile beraberdir” hadisini iyi düşünmek gerekiyor. “Olsun, yurdumuzu kurtardı” diyorlar. İman söz konusu olunca, İslam’a ve Efendimiz Aleyhisselama onca faydası dokunan Ebu Talib’e bile iltimas geçilmemişken kanunla korunan şahsın cennete gireceğini sanıyorlar, yazık!..

  3. Zahid Sami dedi ki:

    Barekellahu fikum