
Türkiye uzun zamandır barışın konforuna alışmış bir toplum.
Ama tarih şunu defalarca gösterdi:
Konfor biter, gerçek başlar.
Asıl soru şu:
Savaş kapıya dayandığında herkes aynı cesareti gösterecek mi?
Bugünün şehirli, seküler yaşam tarzı;
özgürlük, bireysellik ve konfor üzerine kurulu.
İyi bir kariyer, iyi bir hayat, iyi bir gelecek…
Peki ya savaş?
İşte tam burada büyük kırılma başlar.
Çünkü savaş, konforu değil bedel ödemeyi çağırır.
İnançlı bir insan için ölüm:
“Şehitlik” fikri, korkuyu anlamla değiştirir.
Ama seküler dünyada ölüm:
Bu fark küçümsenecek bir fark değildir.
Bu, cephede durup duramamanın farkıdır.
Bugün etrafımıza baktığımızda şunu görüyoruz:
Söz konusu risk olduğunda
bir kesim hemen şu cümleleri kurmaya başlıyor:
Bu söylemler barış zamanında makul görünebilir.
Ama savaş zamanı aynı cümleler, başka bir anlama bürünür:
Kaçışın dili.
Kimseyi romantize etmeye gerek yok.
Savaş:
Savaş, en çıplak hâliyle şunu sorar:
Bedel ödemeye hazır mısın, değil misin?
Bu ülkede asıl ayrım sandığımız gibi siyasi değil.
Asıl ayrım şudur:
Ve savaş anı geldiğinde,
herkes kendi yerini kendisi seçecek.
İSLAMİ HABER “MİRAT”