islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
15,8769
EURO
16,8435
ALTIN
942,56
BIST
2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
23°C
İstanbul
23°C
Açık
Pazartesi Açık
25°C
Salı Açık
26°C
Çarşamba Açık
24°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
25°C

KUR’AN, KORKAKLARIN ANLAYACAĞI BİR KİTAP DEĞİLDİR

KUR’AN, KORKAKLARIN ANLAYACAĞI BİR KİTAP DEĞİLDİR
30.03.2022
A+
A-

Hiçbir peygamber korkak değildi, hepsi cesurdu, yürekliydi… Onların cesareti top, tüfek, mal, makamdan değil Allah’a güven, iman ve hakikate olan itimatlarından gelmekteydi… Vahyin verdiği güven onları Nemrutların, Firavunların karşısına dikmekteydi… Kur’an okuyan birinin, hele hele Al-i İmran suresini okuyan bir Müslümanın korkak olması, hayatın sorunlarına kayıtsız kalması, ölüm pahasına mücadeleye girişmemesi mümkün değildir…

Kur’an’la ilgilenenlerin, âlimlerin, akademisyenlerin siyasi konularda yazıp çizmeleri çizgi dışına çıkmak, haddini aşmak, alanının dışında konuşmak olarak algılanmaktadır… Bize siyasete girmeyin, siyasi konuşmayın, güncel konulardan uzak durun vs. diyorlar… Doğru mu söylüyorlar? Asla değil… Zira inandığımız kitap siyasetin tam kalbinden konuşmaktadır… Allah, elçilerini siyasetin göbeğine, yönetimlerin merkezine göndermiştir… Zira mesele Allah’ın arzında Allah’ın kanunlarının çiğnenmesi, hayatın kuralına göre yaşanmamasıdır…

Geldiği yerde rejimle çatışmayan, güncel konularla ilgilenmeyen, siyasete ve siyasilere ayar vermeyen, yöneticilerin politikalarına karışmayan, geldiği kavmin sorunlarına kayıtsız kalan bir tek peygamber gösterebilir misiniz? Halvete çekilmiş, mabede kapanmış, elinde tespihi, önünde kutsal kitabı, etrafında birkaç inananı, zikir dışında hiçbir iş yapmayan, sadece dini meseleler sorulduğunda konuşan bir tek peygamber gösterebilir misiniz? Asla gösteremezsiniz… Zira gelen tüm peygamberler şimdiki akademisyen, âlim, şeyh, üstad, hoca profilinden çok farklı ve aykırı…

Yönetimlerin, siyasilerin, politikacıların, kralların, ekonomistlerin, stratejistlerin iş ve eylemlerine karışmayan, geldiği toplumun rahatını bozmayan, suskunlara dil, mazlumlara el, mağdurlara destek, zalimlere köstek, hakikate ses, insanlığa nefes olmayan tek peygamber bilmiyorum… Siz neyin kafasını yaşıyorsunuz… Din ve dünya işlerinin birbirinden ayırt edilmesine karşı çıkan, laikliği yerden yere vuran siz din anlayışınızda çoktan laik olmuşsunuz da haberiniz yok…

Davetin ilk yıllarında nazil olduğu Mekke topraklarında zulümlerine devam eden, hakikati susturmaya çalışan, vahye karşı koyan Ebu Leheb’e, Mekke Site Devletinin önde gelen devlet erklerine “Tebbet” diyen Kur’an değil mi? Ebu Cehil, Ebu Leheb İslam’a sırf yeni din olduğu için mi karşı çıktılar zannediyorsunuz? Değil, değil… Onlar vahye, yönetimlerine karşı çıktığı için, düzenlerini bozduğu için, yönetim anlayışlarına karıştığı için, toplumsal bozulmalara değindiği ve çözümler sunduğu için, sınıflaşmaları bitirdiği için, zalim efendilere karşı mazlumların yanında yer aldığı için karşı çıktılar… Onların derdi ve istedikleri çıkarlarına dokunmayan, kurulu düzenlerine ses çıkarmayan bir kitabın, bir dinin gelmesiydi… Öyle bir din olsaydı ses çıkarmaz hatta kendileri de ilk inananları olurlardı…

Şimdi etliye, sütlüye dokunmadan anlatılan, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik, askeri vs. konularda konuşturulmayan dinin Ebu Cehillerin istedikleri dinden ne farkı var? Gelin görün ki Kur’an gibi hareketli, çözüm odaklı, sorunlara kayıtsız kalmayan cesaret yüklü bir kitabın korkak, ürkek, pısırık, aciz, sönük, sinik, ezik, köşesine çekilmiş, risk almayan, rahatına düşkün, nemelazım mü’minleri oldu… Eğer köle olmasına rağmen Mekke zalimlerine “Ehad, Ehad” diye haykıran Bilal, yavruları Yasir’i düşünmeden ölüme koşan Sümeyye ve Yasir bizleri görselerdi her halde tanımazlardı ve inandığımız kitabın niteliğini merak ederlerdi… Uğruna eziyet gördükleri, canlarını verdikleri kitabın inananları olduğumuza asla inanmazlardı…

Eğer bir Müslüman Kur’an’ı anlamış ve iniş gayesini fehmetmişse onu yerinde tutamaz, onu susturamaz, inandığı hakikati dillendirmekten vazgeçiremezsiniz… Yok, eğer okuduğu, anladığı ve iniş amacını kavradığı kitaba rağmen köşesine çekiliyorsa korkaklığına çözüm bulamamış demektir… Kur’an, bizlere hayatın içinde aktif görev almayı yeri geldiğinde zalimlere karşı durmayı, sadece Allah’tan korkmayı, ilahi rızayı önde tutmayı, yeri ve zamanı geldiğinde dinin gerektirdiği gibi davranmayı öğütler… Kur’an’ı hayatın merkezinden alıp mezar taşlarına, cami kürsülerine, evlerin duvarlarına, hafızların dillerine hapsetmek Ebu Cehillerin yapamadığını gerçekleştirmek demektir…

Unutmayın, Kur’an yöneticiden yönetilene, kadından erkeğe, ebeveynden çocuklara, geçmişten geleceğe, siyasetten ekonomiye, sosyal konulardan kültürel meselelere, devlet meselelerinden ev meselelerine, toplumsal sorunlardan bireysel meselelere varıncaya kadar hemen hemen hayatın her alanı ile ilgili söz söyler… Kur’an, dini ritüellerden daha çok siyasi, ekonomik,  kültürel, sosyal konulara ve ahlaka yer verir… Kur’an’ın zikrettiği kıssaların birçoğunun içeriği bu konularla ilgilidir…

Örneğin Hz. Musa Firavun’a gittiğinde namaz kılmasını, oruç tutmasını değil İsrailoğullarına uyguladığı soykırım ve zulüm politikasından vazgeçmesini, Hz. İbrahim Nemrut’tan yönetimini ilahi yasalara göre düzenlemesini, Hz. Lut kavmine cinsel sapmadan dönmelerini, Hz. Şuayb tacirlere ticari konulardaki haksız uygulamalardan vazgeçmelerini, Hz. Peygamber Mekke elebaşlarına kullara kulluktan, sınıf farkından, zulüm çarkından, şirk sarmalından kurtulmaları gerektiğini tebliğ etmiş ve bunların mücadelesini vermişlerdi…

Son olarak şunu ifade etmeliyim ki kimse bizden Kur’an’ın susmadığı yerde susmamızı, durmadığı yerde durmamızı, durun dediği yerde koşmamızı beklemesin… Bu kitap bizlere haddimizi bilmeyi öğrettiği gibi had bildirmeyi de öğretmiştir… Şayet iman eden bir kişilikte Kur’an’i inanca rağmen şeytani duruş sergileniyorsa ortada bir kişilik hastalığı, inanç zaafı, karakter bozukluğu var demektir… Kur’an, kendisine iman edenleri zillete götüren her türlü hastalıktan kurtaran, izzetin kapısını aralayan bir kitaptır…

Unutmayın! Kur’an sizi hiçbir konuda ve hiçbir alanda başıboş bırakmamış, hayatınız için gerekli her konuda en güzel olanı söylemiş ve kendisine uyanların iyi bir hayat yaşayacaklarını va’detmiştir.(Nahl, 97)

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.