
KUR’AN’A GÖRE EN HAYIRLI TOPLULUK (ÜMMET) 1
En hayırlı topluluk, ya da ümmet, cemaat kimlerdir?
Kim kimden daha hayırlıdır veya kim neye göre hayırlıdır?
İnsanların hayırlı dedikleri şey nedir? Hayırlı olmanın ölçüsü ne olabilir?
Herkes kendine göre bir iddiada bulunabilir. Kendine göre hayrın ve şerrin ölçüsünü koyabilir. Aklı erdiği kadarıyla iyinin ve kötünün tarifini yapabilir.
Ama bütün bunlar ne kadar gerçekçi olabilir?
İsteyen istediği kadar övünsün, istediği kadar ben iyiyim veya hayırlıyım, biz, bizimkiler en hayırlı/iyi desin; sonuç hayrın da şerrin de mutlak ölçsünü koyan Allah’ın dediği gibidir.
Allah (cc) şöyle buyuruyor:
“Siz, insanlığ(ın iyiliği) için çıkarılmış hayırlı bir topluluksunuz (ümmetsiniz); (çünkü siz) emr-i bi’l-ma’ruf, nehy-i ani’l-münker yaparsınız ve Allah’a inanırsınız.” (Âli İmran 3/110)
Bu ayete göre iman edenler insanlar arasından çıkarılmış en hayırlı toplumdur.
Ancak burada şu soruyu sormak gerekir: Her müslümanım diyen, ismi resmen müslüman olarak kaydedilen, ya da ataların geleneğine uyarak müslüman adını taşıyan herkes bu nitelemeye dahil midir?
Yoksa hayırlı toplumun mensubu sayılmak için bazı sıfatları taşımak, bazı önemli görevleri yapmak gerekir mi?
Unutmamak gerekir her nimet, ödül, makam, lütuf bir külfet, bir çalışma, bir emek karşılığıdır.
Âyet zımnen; “bazı görevleri yerine getiren hayırlı toplum (ümmet) sıfatını kazanır. Öyleyse siz ey son Vahyin muhatapları hayırlı ümmet olmak için bu vazifenizi yapın” diyor.
Buna göre hayırlı ümmetten sayılmak için “ben müslümanım” demek yetmez. Bir âyette buna benzer bir konuya dikkat çekiliyor:
“Elif.Lâm.Mîm. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “İman ettik” demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?
Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de denemek geçirdik. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.” (Ankebût 29/2-3)
Âyetten hareketle hayırlı toplumun (ümmetin) özel sıfatlarını şöyle sıralayabiriz:
Âyette geçtiği gibi hayırlı toplumun (ümmetin) üyeleri, Vahyin, Peygamber’in anlattığı Allah’a, onların öğrettiği gibi inanırlar. İnsanların şekillendirdiği, yetkilerini kendilerinin belirlerdiği tanrılara değil…
Bununla beraber meleklere, ilâhi kitaplara, peygamberlere ve âhiret gününde hesap vereceğine iman ederler.
İmanlarına şirk, riya, nifak ve küfür bulaştırmaz. Allah’a zâtında, fiillerinde, sıfatlarında ve güzel isimlerinde (Esmâ-i Hüsnâ’da) ilhada (yanlışlığa) sapmazlar.
İnanmakla kalmaz O’na hakkıyla kulluk ederler. Hayatı O’nun ölçüleriyle yaşamaya çalışırlar. Hayatın her alanında O’na itaat ederler.
Amaçları da O’na şükretmek, O’nun sevgisini kazanmak ve O’nu razı etmektir.
Hayırlı toplumdaki her bir mü’min aynı zamanda bir muvahhidtir.
Muvahhid, yani hanif; Allah’ın vahdâniyetine, yalnızca O’na kulluk etmek üzere iman eder.
O bir başka deyişle Kur’an’da tanıtılan Allah’a kulluk etmek üzere iman eder. Kur’an’da O’na nisbet edilen sıfat, fiil ve isimleri aynen kabul eder. Yine O’na yakışmayan sıfatlardan O’nun uzak olduğuna inanır, yani O’nu tesbîh ve tenzih eder.
En hayırlı toplumun âlemlerin Rabine iman edip etmedikleri; görüşlerinden, tasavvurlarından, dünya hayatına ve dünyalıklara değer verişlerinden, uydukları âdetlerden, ahlâktan belli olur.
En hayırlı toplumun mü’minleri, inançta ve amelde, sözde ve davranışlarda, değer yargılarında ve günlük işlerinde, aralarındaki ilişkilerde (adâb-ı muâşerette), yardımlaşma ve dayanışmada imanlarının gereğini yaparlar.
‘Ma’ruf’, iyiliği ve güzelliği bilinen, tecrübe edilen, faydası görülen, din ve akıl tarafından hoş görülen söz ve davranışların tümüdür.
İyi düşünen akıl sahipleri yani bir anlamda vicdanı sahipleri; iyi ve güzel davranışları tanırlar ve onları yaşatırlar.
Kur’an, ‘ma’ruf’un emredilmesini istemektedir.
“Sizden, hayra çağıran, ma’rufu emreden ve münkerden sakındıran bir topluluk (ümmet) bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Âli İmran 3/104)
Mü’minlerin özellikleri sayılırken, onların ma’ruf’u emrettikleri, münker’den sakındırdıkları açıklanıyor.
Bu görevin yerine getirilmesiyle beraber belki fesatlar azalır ve toplum ıslah olur.
Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velisidirler (dostu ve müttefikidirler). O yüzden onlar birbirlerine ma’rufu emrederler. (Tevbe 9/71)
Bazı âlimlere göre buradaki; «sizden bir ümmet bulunsun» emri uzman davetçilere, bazılarına göre bütün müslümanlaradır. Çünkü Kur’an’ın diğer âyetlerinde ve bir çok hadiste bu emir genel olarak bütün müslümanlara yöneliktir.
‘Münker’, tanınmayan, inkâr edilen, akla uymayan, reddedilen şeyler, İslâmın ve akl-ı selimin (sağlam aklın) hoş görmediği söz ve davranışlardır. ‘Münker’ ‘ma’ruf’un tam zıddıdır.
İslâm, hem Allah’a karşı işlenilen hatalara, hem de kullara verilen zararlara ‘münker’ diyor.
İnsan, şeytanın ve nefsin aldatmalarıyla her zaman yüzyüze geldiği için ‘münker’e sapabilir. Şu âyette Allah (cc) mü’minleri her türlü münkerden sakındırıyor:
“Şüphe yok ki Allah, adaleti, ihsanı, yakınlara infak etmeyi emreder, fahşâdan (çirkin utanmazlıklardan), münker ve zorbalıktan sizi sakındırır. Size öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.” (Nahl 16/90)
Münkerle mücadele İslâmın önemli emirlerinden birisidir. Kur’an bunu ma’ruf emriyle birlikte mü’minlere görev olarak yüklüyor.
“Onlar öyle kimselerdir ki, şâyet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin âkıbeti Allah’a aittir.” (Hacc 22/41. Ayrıca bkz: Tevbe 9/112)
Ehl-i kitabın en iyileri de bu görevi yaparlar, tıpkı iman edenler gibi…
“Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.” (Âli İmran 3/114)
İyiliğin (ma’rufun) yapılmasını sağlamak, kötülüklerin engellenmesi için çalışmak yapılması gereken önemli işlerden biridir. Bunu Lukman’ın oğluna öğütlerinde de görüyoruz:
“Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak kararlılık gerektiren işlerdendir.” (Lukman 31/17)
“Herkes dilediğini yapmakta serbesttir”, “isteyen istediğini yapabilir” anlayışı hiç bir toplumda doğru değildir. İnsan özgür bir varlıktır ama yaptıkları bir başkasının hakkına tecavüz ediyorsa, ya da başkasının özgürlüğüne engel oluyorsa, o özgürlük olmaz.
Kötülüklerin, haksızlık ve ahlâksızlığın yaygınlaştığı toplumlarda huzursuzluk artar, güven azalır. Haksızlık ve zulüm yapanlara engel olunmaması, hakların ihlâl edilmesine sebep olur.
Ma’rufun yapılmasını sağlamanın ve münkerden sakındırmanın durumu şartlara göre değişebilir.
Ebû Saîd el-Hudrî (ra) Rasûlullah’ı şöyle buyururken işittim dedi:
“Kim bir kötülük (münker) görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân/78. Ayrıca bkz: Tirmizî, Fiten/11. Nesâî, Îmân/17. Ebû Dâvûd, Melâhim/17 no: 4340
Münkerle el ile mücadele daha çok çocuk velilerinin ve yetkili otorite sahiplerinin görevidir. Dil ile mücadeleyi her müslüman yapabilir. Tabi yerine, kişiye ve şartlara göre…
Münkere razı olmamak da zayıf da olsa imana uygun bir tavırdır…
Hüseyin K. Ece
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
YANLIŞ YÖNLENDİRİLMİŞLER! Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’dan özeleştiri geldi: "Anket şirketleri tarafından yanlış yönlendirildik."…
İstanbul'da Muayene Sayıları Artıyor: "Yoldan Geçerken Acile Uğruyoruz" İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah…
KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…
DÜNYA NEREYE GİDİYOR? İsrail Dünyayı Nereye Sürüklüyor? Uluslararası hukuk çökerken, tepkiler neden sonuç üretmiyor? Uluslararası…
Varlığın ve Bilginin Dengesi: İlahi Adaletin Ontolojik ve Epistemolojik Ölçekleri… Giriş: Adaletin Çok Boyutlu Doğası……
Osman Erkan: “Sosyal Aile Olun, Yalnızlık Sanal Bağımlılığı Tetikler” Çekmeköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Okul…