
“Ayetlerimize iman eden dürüst ve erdemli kimselere gelince, onlar cennette, hoş kokulu çiçeklerle kokulandırılıp tatlandırılmış bir kadehten cennet şarabı içecekler.” (İnsan Suresi 5)
Kâfur ağacı (Cinnamomum camphora), defnegiller (La-uraceae) familyasından vatanı uzak doğu ülkeleri olan, 20–30 m uzunluğa ulaşabilen, yaprakları dört mevsim yeşil kalan bir ağaçtır.
Ağacın yaprağında, gövde kabuğunda ve odununda bulunan yağ hücrelerinde Camphora (kâfur) meydana gelir. Dal ve gövdelerinin su buharı distilasyonu ile kâfur elde edilir.
Kâfur, sağlıkla ilgili etkilerinin yanında sabun ve selüloz sanayiinde de kullanılmaktadır. Türkiye’de yılda 10-15 ton kadar kâfur ithal edilmektedir.
Halk tababetinde kâfur kalp ve solunum rahatsızlıkları için kullanılır. Akciğer ve solunum yollarında antiseptik bir etki yapar. Bu sebeple kâfur taşıyan preparatlar buğu olarak veya kâfur merhemleri, göğüs ve sırta sürülerek kullanılır.

Kâfur, insanlarda tıbbi durumları tedavi etmek için kullanılmasından, böceklerle mücadele için doğal bir zehir olarak kullanılmasına kadar çok çeşitli uygulamalara sahip, zehirlenme riski de taşıyan çok amaçlı ve ilginç bir moleküldür.
Bu yazı için kâfur hakkında bir bilimsel literatür taraması yapılmıştır. PubMed’de (https://www.ncbi.nlm.nih.gov/ pubmed/) 26 Eylül 2019 tarihinde “Cinnamomum camphora” anahtar kelimesiyle yapılan bir aramada 203 adet makale bulunmuştur. Bunların arasından tam metin erişimine açık olan makaleler incelenmiş, ayrıca bu makalelerin kaynaklarında belirtilen makalelerden de faydalanılmıştır.
Kâfur, hem sanayide hem de sağlık alanında iyi bilinen bir bitkidir. Sağlık alanındaki kullanımları da mikrop öldürücü, öksürük kesici, kalp ve dolaşımı hızlandırıcı, anti kanser, ağrı kesici, böcek öldürücü gibi geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.
Kâfurun esansiyel yağında uçuk etkeni de olan herpes simplex virüsüne, gram pozitif bakterilere, Enterococcus hirae’ya, Candida albicans ve Saccharomyces cerevisiae’ya karşı belirgin etkinliğin olduğu gösterilmiştir. Antimikrobik aktivite açısından kâfurun başka bitkilerden elde edilen esansiyel yağ bileşenleri ile sinerjik bir etki gösterdiği, birbirini destekledikleri düşünülmektedir.
Tam etki mekanizması bilinmemekle birlikte, kâfur öksürüğü kesmekte etkili olmaktadır. Alımı genelde buhar şeklindedir ve solunduğunda burunda bir soğukluk hissi oluşturur. Diğer taraftan, kâfur yerine molekülde hafif değişiklik yapılarak kâfur laktam kullanılması durumunda etkinin daha güçlü olduğu saptanmıştır.
Bölgesel olarak sürüldüğünde kâfurun ağrı kesici etki oluşturulduğu çok eskiden beri bilinmektedir. Bugün bu etkilerin capsaicin reseptör (TRPV1) duyarlılığını azaltıp garlic reseptörlerini (TRPA1) inhibe ederek gerçekleştiği bilinmektedir.
Kâfurun ağrı kesici etkisinin özellikle bel ağrısı, eklem ağrısı, çarpmaya bağlı ezikler, kas ve ligaman zorlanmaları, kemik kırıkları ve hatta kanser ağrılarında belirgin olduğu, 20 dakika içerisinde başladığı ve 2-3 saat sürdüğü belirtilmiştir.
Hayvan deneylerinde kanser karşıtı etkilerin kanserojenlerin enzimatik olarak yıkılması, kanser hücrelerinin radyasyona duyarlılıklarının artırılması ve bağışıklık işlevlerini artırması suretiyle gerçekleştiği gösterilmiştir. Bu açıdan, kâfurun genetik hasar oluşturabileceği düşünülerek yüksek dozlarda dikkatli kullanılması önerilmiştir. Diğer taraftan, kâfur düşük dozlarda memeli hücrelerinde DNA tamirini uyarmakta, bir nevi biyolojik anti mutajen olarak görev yapmaktadır.
Kimyasal böcek öldürücüler çevremizi tehdit etmektedir. Çok sayıda araştırma, depolanan gıdalarda oluşabilecek bit, hamam böceği ve kene gibi zararlıları önlemek için kâfurun etkili olduğunu göstermiştir. Dört farklı buğday bitine (Fotoğraf 2) karşı (Sitophilus granarius, S. Zeamais, Prostephanus truncatus ve Tribolium castaneum) yapılan araştırmada kâfurun %70 Buğday biti

100 arasında bir oranla böcekleri öldürdüğü bulunmuştur, ancak pirinç bitine karşı aynı etkinliği gösterememiştir. Un bitine (Tribolium castaneum) karşı ise öldürücü değil ama böcek kovucu etki göstermektedir. 2011 yılında yapılan bir derlemede sivrisinek kovucu 114 patent incelenmiş ve bunların birçoğunda kâfur kullanıldığı rapor edilmiştir.
Kâfur yüzlerce yıldır kalp ve dolaşımı uyarmak için kullanılmıştır. Osborne daha 1928 yılında kalp yetmezliğinde derinin soğuması ve nabzın zayıflaması durumunda deri altına steril kâfur yağı enjekte edilmesi halinde renkte pembeleşme, periferik kan damarlarında genişleme ve genel olarak dolaşımda düzelme olduğunu bildirmiştir. Aynı şekilde, kâfur ortostatik hipotansiyona bağlı kan basıncı düşmesinde de faydalı bulunmuştur.
Deriye sürülmesi halinde kâfur cildin geçirgenliğini
artırmaktadır. Bu özelliğinden dolayı bazı ilaçlara karıştırılmakta ve bu ilaçların deriden emilimlerinin hızlanması sağlanmaktadır. Alerjik deri inflamasyonu durumunda kullanılması halinde kâfur yaprakları belirtileri azaltıcı etki gösterebilir . Bu açıdan atopik dermatit gibi inflamatuvar durumların tedavisinde de kullanılabilir.
İran halk tababetinde kâfurun afrodizyak olarak kullanıldığı bildirilmiştir. 50 mg/kg dozunda verilen kâfurun cinsel isteği ve performansı artırdığı saptanmamıştır. Bu etkinin sempatik sinir sistemi veya testosteron hormonu üzerinden olabileceği öne sürülmüştür. Diğer taraftan, kâfur genç farelerde üreme hücrelerinin kanlanmasını ve çoğalmasını da artırdığından üreme işlevlerine de katkı sağlayabilir.
Kâfur kullanımı ölümcül olabilir. 3,5 gram kâfur bir erişkini öldürebilir. 2 gram ise sindirim sistemi, böbrek ve beyne ciddi hasar verebilir. Buruna damlatılan az miktarda kâfur sonrasında bir bebek ölümü gözlenmiştir. Kâfur zehirlenmesinin belirtileri bulantı, kusma, baş dönmesi, kas kasılmaları ve seğirmeleri görülebilir; doza bağlı olarak nöbet geçirme ve deliryum tablosu ortaya çıkabilir. Aşırı dozda saatler süren epileptik nöbetlere yol açabilir ve asfiksi veya tükenme sonunda ölüm oluşabilir. Kâfur temas halinde cildi ve mukozaları tahriş edici etki de gösterir. Zehirlenme halinde erken kusturma ve midenin yıkanması fayda sağlayabilir. Bilinen bir panzehir olmadığından tedavisi destekleyici ve semptomatiktir.