
1933’te sahneye çıkan Lüküs Hayat, aradan geçen yaklaşık bir asra rağmen bugün de üzerinde düşünmeye değer bir eser. Çünkü lüks tutkusu, başkalarına kendini beğendirme arzusu ve olduğundan farklı görünme çabası, yalnızca geçmişin değil, günümüzün de meseleleri arasında.
Cemal Reşit Rey’in müziği, Ekrem Reşit Rey’in librettosuyla hayat bulan Lüküs Hayat, Türk sahne sanatlarının tanınmış operetlerinden biri. Eser, dönemin toplumsal hayatındaki gösteriş merakını, statü arayışını ve lüks yaşam özlemini mizah yoluyla ele alan bir çalışma olarak biliniyor.
Ancak bu eseri değerlendirirken onu yalnızca Batılılaşmanın eleştirisi olarak görmek de, belirli bir siyasi anlayışın sözcüsü saymak da doğru olmaz. Sanat eserlerini anlamak için ortaya çıktıkları dönemi, anlattıkları insanları ve ele aldıkları toplumsal çelişkileri birlikte değerlendirmek gerekir.
Asıl mesele, insanın neden sahip olduklarıyla değil, sahipmiş gibi göründükleriyle değer kazanmak istemesidir.
Aradan yıllar geçti. Lüks otomobillerin, pahalı kıyafetlerin ve gösterişli davetlerin yerini bugün sosyal medya vitrinleri de aldı.
Bir fotoğraf karesiyle kusursuz hayatlar sergileniyor. Tatiller, markalar, pahalı sofralar ve göz kamaştıran yaşamlar… Herkes mutlu, herkes başarılı, herkes zengin!
Peki, görüntünün ardındaki gerçek hayat ne kadarını anlatıyor?
İnsan bazen hayatını güzelleştirmek yerine, başkalarına güzel görünmek için yaşamaya başlıyor. Tüketmek, bir ihtiyacı karşılamaktan çıkıp bir statü göstergesine dönüşüyor.
İnsan artık bazen yaşamak için değil, yaşadığını göstermek için tüketiyor.
Gösteriş merakının bir başka yüzü de emek vermeden zengin olma arzusudur. Kısa yoldan servet kazanma vaatleri, kolay para hayalleri ve başkalarının hayatına özenme duygusu, insanları bitmeyen bir yarışın içine çekebiliyor.
Oysa her parıltı mutluluk, her ihtişam huzur değildir. Borçla kurulan bir hayat dışarıdan kusursuz görünebilir; fakat görüntü, gerçeğin kendisi değildir.
İslam’ın ölçüsü de burada önem kazanıyor: İsraftan kaçınmak, nimetin kıymetini bilmek ve insanın değerini malıyla mülküyle ölçmemek…
Mesele zengin olmak değil, zenginliğin insanı esir almasıdır. Mesele güzel yaşamak değil, güzel yaşama arzusunun insanı tüketim yarışına sürüklemesidir.
Lüküs Hayat, bugün bize geçmişi hatırlatmanın ötesinde bir soru yöneltiyor: Başkalarının gözünde nasıl göründüğümüzü mü önemsiyoruz, gerçekten nasıl yaşadığımızı mı?
Bir sanat eserinin kalıcılığı, yalnızca kendi dönemini anlatmasından değil, sonraki kuşaklara da düşündürecek sorular bırakmasından gelir.
Yaklaşık bir asır önce sahnelenen bu opereti bugün yeniden gündeme getiren de gösteriş, statü ve tüketim arzusunun hâlâ hayatımızda yer bulmasıdır.
Zaman değişiyor, sahne değişiyor, kostümler değişiyor. Fakat insanın alkışlanma, beğenilme ve olduğundan farklı görünme arzusu varlığını sürdürüyor. Belki de asıl mesele, lüks hayatın içinde kaybolmadan hayatın gerçek değerlerini koruyabilmek.
Lüküs Hayat’ın sahnesinden bugünün sosyal medya vitrinlerine uzanan gösteriş yarışı, bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: İnsan, hayatı yaşamakla hayatını sergilemeyi birbirine karıştırabiliyor. Oysa Kur’an, dünya hayatının geçiciliğine dikkat çekerek şöyle buyuruyor:
وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
“Dünya hayatı, aldatıcı bir yararlanmadan başka bir şey değildir.” (Hadîd, 57:20)
Bir başka ayette ise dünya hayatının oyun ve eğlenceden ibaret olan geçici yönü hatırlatılır:
وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ
“Dünya hayatı, ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir.” (En‘âm, 6:32’den)
Mesele, dünyadan nasiplenmek veya güzel yaşamak değildir. Mesele, geçici olanı hayatın tek gayesi hâline getirmek; gösteriş uğruna hakikati, tüketim uğruna ölçüyü, başkalarının beğenisi uğruna kendi değerlerini kaybetmektir. Lüküs Hayat bize sahnede bir hayatın komedisini gösterirken, bu ayetler o hayatın ardındaki hakikati düşünmeye çağırıyor.
İSLAMİ HABER “MİRAT”