
Hac için Mekke’ye gidiş yolculuğu büyük bir özlem ve coşku içinde geçti, yaklaşık olarak da on gün sürdü. Çünkü Hac yüce, Allah’ın yarattığı arzın en hayırlı bölgesi olan Mekke kutsaldı.[ 1]
Mekke, şehirlerin anası olan kenttir. İlk insan olan Hz. Âdem’in kendisinde yaratıldığı yerdir. İnsanlığın toplumsal hayatının başladığı, ilk mâbed olan Kâbe’nin kendisinde kurulduğu şehirdir. Haccın da merkezidir.*
Kur’ân’ımızın açıklamasına göre Mekke ilk yerleşim merkezi, Kâbe ilk mabettir. İlk insan ve ilk Peygamber olan Hz.Âdem de topraktan yaratılmıştır. Bütün bu Kur’ânî açıklamalar Hz.Âdem ve eşi Havva’nın Mekke’de/Arafat’ta özel bir Cennet’te/ Bahçe’de yaratıldığına işaret etmektedir. Doğruları en iyi bilen Allah’tır.( Şûra7; Â.İmran 33, 59, 96)
Mekkenin kutsallığını Hz. Peygamber şöylece dile getirir:
“Ey İnsanlar Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı dönemde Mekke’yi Haram /dokunulmaz kıldı; insanına, kendisine iltica edene, hayvanlarına ve doğal bitki örtüsüne tecavüzü haram eyledi. O, Kıyamet Günü’ne kadar dokunulmaz kalacaktır. Onun ağacı kesilmez, av hayvanı ürkütülüp kaçırılmaz, duyuru yoluyla sahibini bulma amacı güden kişi dışında hiç bir kişi onda yitirilen malı bulunduğu yerden alamaz.” [2]
Hz. Peygamberin önderliğinde sürdürülen bu Mekke yolculuğu tam bir fiilî eğitim oldu. Kur’ân’la belirlenmiş ihram yasakları olan eşle cinsel ilişkiden, Allah’a isyan ve insanlara tecavüzden ve İslâmî değerleri eleştiriden sakınılarak sürdürülen Mekke yolculuğu sırasında bazı olaylar da yaşandı. Bunlardan gönüllerimizi aydınlatıcı bazılarını şöylece özetleyebiliriz.
Peygamberimizin kayınpederi Hz. Ebû Bekir’in eşi Esma, yolculuk sırasında oğlu Muhammed’i doğurdu. Şanlı Peygamberimiz (sav), ona boy abdesti almasını ve niyetlenip ihrama girerek Telbiye getirmesini emretti.[ 3]
Bu olay bize doğumu yakın kadınların bile Peygamberimizin bilgisi altında hac yolculuğuna çıktıklarını ve lohusa kadınların onun emriyle Hac için İhram’a girdiklerini öğretmektedir.
Sevgili Peygamberimiz Medîne’ye otuz altı mil mesafedeki Ravha’da develer üzerinde yol alan bir kafile ile karşılaşır. Onlara kimler olduklarını sorar. Onların sorusu üzerine de kendisini Allah’ın elçisi olarak tanıtır. Bu sırada bir kadın çocuğunu O’na doğru kaldırarak sorar:
Bu çocuğa da Hac yaptırılabilir mi?
Şöyle buyurur:
–Ona Hac yaptırabilirsin. Sevabı da senin olur. [4]
Peygamberimizin cevabı, bizi, küçücük de olsalar, çocuklarımızı hacca götürerek sevaplar kazanmaya yönlendirmektedir.
Peygamberimiz kendisine refakat eden azîm toplulukla birlikte Revha denilen mahalle geldiklerinde sahâbiler orada yaralı bir vahşi eşek gördüler. Durum Hz. Peygambere iletilince şöyle buyurdu:
“Ona ilişmeyin, çok geçmez onu yaralayan kişi çıka gelir. Nitekim kısa bir süre sonra onu yaralayan Behzi isimli kişi görünüverdi ve Hz. Peygambere gelerek onu size verebilirim, dedi. Hz. Peygamber de bu teklifi kabul etti ve kesilen bu vahşi eşeğin etlerini taksim edilmesi için Hz. Ebu Bekir’i görevlendirdi. ”[5]
Mekke’ye doğru yolculuğa devam ediliyordu. Usabe denilen yere geldiklerinde vücuduna ok saplanmış yaralı bir ceylan buldular. Hayvan kafasını ayaklarının arasına sokmuştu. Rahmet Elçisi olan Allah’ın Resûlü efendimiz, insanlar tarafından rahatsız edilmemesi için ceylanın başına bir nöbetçi dikilmesini emir buyurdu. [6]
Yolculuk sırasında Allah’ın Resûlü’nün ve Hz.Ebu Bekir’in eşyası aynı devenin üzerindeydi. Arc denilen yerdeki konaklama sırasında Hz. Ebu Bekir, hizmetçisi ile beraber onun güttüğü bu eşya yüklü deveyi bekler.
Bu sırada hizmetçi gelir ve bir önceki gece deveyi kaybettiğini söyler. Hz. Ebu Bekir de bir tek deveyi nasıl kaybedersin, diyerek onu hafifçe yermeye ve sarsmaya başlar. Durumu izleyen Hz. Peygamberimiz tebessüm buyurarak şöyle söylemekten kendini alamaz:
-Bakınız hele şu ihramlı kişinin yaptığına! [7]
Peygamberimizin eşyası ve yiyeceklerini taşıyan devenin kaybolduğunu öğrenen Müslümanlar, gerekli yiyecek yardımını yaparlar. Ancak kısa bir süre sonra kaybolan deve bulunur.
Mekke’ye nazaran Medine’ye daha yakın olan bu yerde baş ağrısı sebebiyle Peygamberimiz ihramlı iken başının ortasından hacamat oldu/kan aldırdı. [ 8]
Vedâ Haccı için Mekke’ye gidiliyor ve Mekke ve Medîne arasında bir vâdiden geçiliyorken Allah’ın Resûlü hangi vâdiden geçildiğini sorar. Ezrak vâdisi cevabını alınca da şöyle buyurur:
-Ben Mûsa Peygamberi, iki parmağını kulaklarına koyup Telbiye duâsını yüksek sesle okuyarak Allah’a yakarış halinde bu vâdiden geçtiğini görür gibiyim.
Allah’ın Resulü efendimiz, Usfan vâdisinden geçilirken Hud ve Salih Peygamberleri de anar. Onları, Telbiye ile coşku içinde bu vâdiden geçerken izler gibi olduğunu söyler. Böylece sahâbilerini, tarihin bağrında, anılan Peygamberlerle kucaklaştırır.[ 9]
Mekke sınırı olan Serif mıntıkasını geldiklerinde umreye niyetlenmiş olan Hz. Âişe âdet görür.
Âdet halinin namaza mâni olduğu gibi Umre ve Hacc’a da engel olacağını sanan Hz.Âişe ağlamaya başlar. Bu durumu izleyen Allah’ın Rasûlü Peygamberimiz ona şöyle buyurur:
“Ağlama. Ay hali, Allah’ın Âdemoğlunun kızları için düzenlediği bir hâldir. Tavâf dışında Hacıların yapmakla yükümlü olduğu bütün hac görevlerini yap. Temizlendiğinde de
Kâbe’yi tavâf edersin. ” [10]
Hz. Peygamber daha sonra ona, ihramdan çıkmamasını ve umre için yaptığı niyetini hacca dönüştürmesini emretti.
Hz.Âişe’nin yaşadığı bu olay bize, Peygamberimizin diliyle âdetli kadınların ihram’a girebileceklerini ve ihramlı iken âdet görmelerinin ihramlılığı engellemeyeceğini açıklamaktadır.
Allah’ın Resûlü bir konaklama sırasında abdest almaya başlar. Sahâbileri de çevresini sararlar. Abdest azalarından dökülen suyu alıp bereketlenmek için kendi vücutlarına sürerler. Onlara sorar:
-Niçin böyle yapıyorsunuz?
Onlar da:
-Allah’ı ve O’nun Peygamber’ini sevmiş olmak için, derler.
Aldığı bu cevap üzerine Hz. Peygamber şu açıklamayı yapar:
-Allah’ı ve Peygamberini sevmek veya Allah veya Peygamberi tarafından sevilmek isteyen kişi:
Konuştuğu zaman dosdoğru konuşsun.
Kendisine sır, vazîfe veya eşya gibi bir emanet bırakıldığı zaman emanetini korusun ve sâhibine versin. Bir de çevresindeki komşuları; dostları ve arkadaşlarına gücü ölçüsünde ikramda bulunsun. [11]
(DEVAM EDECEK)
ALİ RIZA DEMİRCAN
HOCAMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
DİP NOTLAR
1-İbn Mace Hn.3107
2-İbn Mace Hn.3109
3-Nesâî,Hac İhlâlün-Nifas 5/164;Müslim Hac 16,et-Tac 2/154
4-Buhârî Hayz 1; Ebu Davûd Hn.1782
5-Muvatta Menasik/Hac 24, Hn.79
Vahşi esek, eti yenilen hayvanlardandır. İhrama girmiş kişiler, “Ey Îman edenler! İhramlı iken kara hayvanlarını avlamayın..” şeklindeki Kur’ân buyruğu gereği (Maide 95) kara hayvanlarını avlayamazlar ve avlanmasına yardım edemezler. Avladıkları hayvanların etlerinden de yiyemezler. Üstelik avladıkları hayvanlar için de ceza öderler. (Maide 95) Ancak başkaları tarafından avlanan hayvanların etlerinden yiyebilirler.
6-Ebu Dâvud Menasik 30
7-Tirmizî Hac 83; Müslim Hac 409
8-Nesâî Menasikiel-hacâmatü lil-Muhrimi 5/132; et-Tac 2/117; Elmalılı Hak Dini…2/456
9-İbn Mace Hn.2891;Buharî Hac 30
10-Nesâi Menasik78,Hn.2817
11-Mişkâtül-Mesâbîh Hn.4990; M