
MEŞRUTİYET ULEMASININ HALEFİ 21. YÜZYIL İSLAMCILARI NEREDE HATA YAPTI?
Geçen haftaki yazımızın son paragrafında yer alan sorunun, bu hafta cevabını vermek gerekti. Aslında sorulan sorunun cevabı daha önce verilmiş olsa da, yeniden bir tekrar ve hatırlatma babında yerinde olacak gibi duruyor. Daha önce zikrettiklerimizi yeniden zikretmekte fayda görüyoruz.
Malum olduğu üzere, meşrutiyet dönemi ulemasının, yaşadıkları zaman ve mekânda, ulema vasfına sahip olanların asla yapmaması gereken bazı hatalarına, hem de hayati hatalarına değinmiştik. Değindiğimiz konu 20. yüzyılın başlarında gerçekleşmiş, İslam alemi için çok sıkıntılı süreçlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Aynı hataların yüz yıl sonra, meşrutiyet ulemasının halefleri tarafından 21. yüzyılın başlarında tekrarlandığını görmekteyiz. Geldiğimiz yer ise, geri dönülmez eşiğin aşıldığını göstermektedir.
Müslümanların yakın tarihinde, birbirine ardışık iki yüzyıl vardır ki, çok iyi ve dikkatli analiz edilmeli, soğukkanlılıkla değerlendirilmelidir. Bu tarihler 20. yüzyılın başları ve 21. yüzyılın başlarıdır. Bu iki yüzyılda yaşanan olaylardan ve Müslümanların yaşanan olaylara karşı takındıkları tavırlardan dolayı, birbirinden ayırmamızı, birbirinden farklı yorum yapmanızı imkânsız kılar.
20. yüzyıl başlarında ulema, “Jakoben Hamidizmden kurtulalım da nasıl kurtulursak kurtulalım” diyerek İttihatçı tayfaya yaslanmaları ile 21. yüzyılın başlarında İslamcıların “Jakoben Kemalizmden kurtulalım da nasıl kurtulursak kurtulalım” diyerek muhafazakâr iktidara yaslanmaları arasında mahiyet olarak fark görünmemektedir. Oysa kimin ne olduğu ve ne yapmak istedikleri, kendi ifadeleri ile aleni olarak ortadaydı.
Meşrutiyet ulemasının halefi olan 21. yüzyıl İslamcılarının anlamadığı ya da anlayamadığı çok önemli bir husus vardı. Aslında iktidara gelen muhafazakâr iktidarın ricali İslamcı olarak görünse de siyasi, iktisadi, hukuki ve içtimai politikalarından İttihat Terakkinin tipik bir takipçisiydi. İttihat Terakki 20. yüzyıl başlarında hangi tekliflerle ulemayı kandırmış ise, 21. yüzyılın başlarında iktidara gelen muhafazakârlar da aynı tekliflerde bulunarak İslamcıları kandırdılar. Fakat İslamcılar yaşanan gelişmelerin yüzyıl önceki tezgâhın tekrarı olduğunu kavrayamadı. İslamcılar, aldatıcılığı bariz olan bu oyuna gelmekle büyük hata yaptı.
Aleni itiraflara kulaklarını tıkayarak duymazdan gelenler, gözlerini kapatıp görmezden gelenler, gizli niyetlerin peşine düştüler. Oysa iktidara gelen muhafazakârlar hiçbir zaman Müslümanca siyaset yapacaklarını, Müslümanca düşünüp, Müslümanca amelde bulunacaklarını söylemediler. Tam aksine kendilerini egemen gücün kurucu ideolojisine bağlı olduklarını, memleketi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için her türlü çabadan kaçınmayacaklarını alenen beyan ettiler. Fakat bu aleni beyanları görmeyen, görmek istemeyen İslamcı cenah, gizli niyetlerin peşine düşmekle büyük hata yaptı.
İslamcılar, yaklaşık elli yıllık mücadele sürecinde siyasi, iktisadi, ilmi, felsefi sahalarda büyük birikim edindi. Fakat İslamcı cenah, temel ilkelerde bir araya gelinebilecek olağanüstü hal fıkhı oluşturup kendi içinde vahdeti oluşturamadı. Vahdet girişimlerinin tamamı çeşitli sebeplerle hüsranla sonuçlandı. Oysa 20. yüzyıl sonlarında egemen gücün her alanda daralan itibarı, bu dünyada Allah rızası için bir şeyler yapıp etmek isteyen İslamcılar için büyük fırsattı. İslamcı cenah bu fırsatı değerlendiremedi, büyük hata yaptı.
Jakoben Kemalizmin ağır baskısı sonucunda demokratik temelli sistem içinde mücadele yollarını tercih ettiler. Karşılarına iki kötü çıkmıştı. İkisinden birini tercih etmek mecburiyetinde kaldıklarını ve daha az kötü olanın sağlıklı bir tercih olduğuna karar verdiler. Üçüncü bir olasılık akıllarına gelmedi. Oysa İslamcılar sistem dışı bağımsız bir muhalefet stratejisi geliştirebilir, jakobenlerden de, muhafazakârlardan da bağımsız bir muhalefet cephesi kurabilirdi. 21. yüzyılda İslamcılar yüz yıl önceki seleflerinin yanılgısına düştü. İslamcılar mümkün olanı imkânsız gördü. Bu hususta büyük hata yaptılar.
Muhafazakâr iktidarın bireysel özgürlük, sosyal adalet, ifade özgürlüğü, sivil teşkilatlanma, kılık kıyafette serbestiyet, Müslümanların kamusal alanlarda görünür olması vb. tekliflerinin tamamı demokratik temelliydi. İktidar bu hakları, fıtri birer hak ve değer olarak değil, demokratik haklar olarak teklif etti. İslamcılar kendilerini sunulan bu teklif karşısında şaşkına döndü, sağlıklı düşünemedi. Oysa bu teklifleri yapan devletin ne Müslümanları koruyup gözetme ne de onların inançları doğrultusunda hayat kurmalarını sağlama gibi düşüncesi yoktu. Tek bir amacı vardı: Felsefi anlamda çöken ve vatandaşına söyleyecek sözü kalmayan devlet, muhafazakârlara yaslanıp yeniden toparlanmak niyetindeydi. İslamcılar bu bariz oyuna gelmekle büyük hata yaptı.
Önce muhafazakâr siyasi iktidarı desteklediklerini, vesayeti gerileteceklerini, siyasi iktidarın olumlu icraatlarına katkı sunacaklarını, olumsuz olanları eleştirmeye devam edeceklerini ifade ettiler. Belki de en büyük hatalarından biri de bu yönde olmuştu. Laik Kemalist iktidardan İslam, Müslümanlık ve dahi insanlık adına olumlu bir icraat beklemek! Allah’ın sözünün geçmediği iktidar odaklarından Allah’ın kullarına hayır beklemekle büyük hata ettiler.
İslamcılar siyasi iktidarın, hükümetin olumlu icraatlarını desteklemek eşiğini de aştılar. Devletçi oldular, laik Kemalist seküler devletin menfaatini, devletin ilerlemesini, devletin bekasını, devletin hukukunu, devletin adaletini, devletin eğitimini savunmaya başladılar. Paradigma için adaleti, hukuku, eğitimi, egemen ideolojinin paradigmasının sınırlarında ıslah yöntemlerini tartıştılar. Hiç beklenmedik yere, laik devleti sahiplenmek ve savunmak eşiğine geldiler. Bu hususta da büyük hata yaptılar.
Hülasa, bu mesele üzerine söylenecek daha çok söz vardır. Bu kadarla yetinir isek, yüzyıl önce Müslümanlık adına yaşanan ne olumsuzluk varsa, yüzyıl sonra tekrarı oldu. İslamcılar geçmişinden ibret almamakla, tarihe ibret nazarıyla bakmamakla büyük hata yaptılar. Şimdi hem desteklemek hem de şikâyet etmek gibi kendi içlerinde düştükleri büyük tezadın şaşkınlığını yaşıyorlar.
Yakup Döğer
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube
bu kadar saçma değerlendirme olur?? hamidizm ile kemalizm nasıl aynı olabilir, ona karşı çıkış nasıl aynı olabilir???