islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,3634
EURO
55,2101
ALTIN
6.632,92
BIST
12.150,67
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
19°C
İstanbul
19°C
Yağmurlu
Çarşamba Yağmurlu
21°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
16°C
Cuma Yağmurlu
14°C
Cumartesi Yağmurlu
14°C

MISIR’DA EMPERYALİST TUĞYAN: İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİNDE KÜLTÜREL HEGEMONYA (7)

MISIR’DA EMPERYALİST TUĞYAN: İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİNDE KÜLTÜREL HEGEMONYA (7)
24/08/2026 10:02
A+
A-

MISIR’DA EMPERYALİST TUĞYAN: İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİNDE KÜLTÜREL HEGEMONYA (7)

Geçen sene bizzat adımladığım, antik tarihin ve vahiylerin en sıcak cephesi olan Mısır toprakları, benim için alelade bir seyahat değil; Fecr Suresi’nin o sarsıcı âyetlerinin ete kemiğe büründüğü canlı bir tefekkür meclisi oldu. Kur’ân’ın binlerce yıl öncesinden önümüze koyduğu o “yerel ve küresel helak yasasını” yerinde incelemek ve ilâhî adalet aynasına bakmak, bir ilim talebesi olarak zihnimde belirgin şimşekler çaktırdı.

Akdeniz’in o mağrur ve Mısır devletinin entelektüel şehri İskenderiye (Alexandria), benim için alelade bir sahil şehri değil; tarihin sarsıcı kırılma hatlarını barındıran canlı bir ibret meclisi oldu. Büyük İskender’in M.Ö. 331’de kurduğu, antik dünyanın en büyük kütüphanesine ve deniz fenerine ev sahipliği yapmış bu kadim merkez, felsefî ve siyasî kibrin (tuğyanın) her asırda biçim değiştirdiği muazzam bir laboratuvardır.

Şehrin İslâm’la tanışması, askerî ve siyasî zekâsıyla meşhur sahabi Amr bin Âs’ın fethiyle olmuş, asırlar sonra Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır seferiyle de İskenderiye adaletli bir Osmanlı limanına dönüşmüştür. Batılı tarihçilerin sömürgeci bir dille “Osmanlı işgali” diye nitelemeye çalıştığı o 400 yıllık dönem, aslında İskenderiye’nin Akdeniz’deki en huzurlu, korsanlardan azat ve mimarî olarak ihya edildiği altın çağıdır. Osmanlı, şehri bir sömürge gibi yağmalamamış, aksine fethi adalet mizanıyla taçlandırmıştır.

İskenderiye’nin Osmanlı idaresinden sonraki süreci tam anlamıyla bir işgaller ve emperyalist hamleler zinciridir. Bu süreçte şehir ilk önce Fransızların, ardından kısa süreliğine tekrar Osmanlı/Memlük çekişmesinin ve nihayetinde İngilizlerin eline geçmiştir. İskenderiye, Osmanlı’nın çekilmesinden sonra yaklaşık 74 yıl boyunca (1882-1956) doğrudan veya dolaylı olarak İngiliz işgali ve baskısı altında kalmış, 1956 yılında bu zinciri tamamen kırmıştır.

İşte bu emperyalist vahşetin en acı vesikası, İskenderiye’de bizzat ziyaret ettiğim Sidi Bişr Türk Şehitliği’dir. Birinci Dünya Savaşı’nda (1915-1918), Sina ve Filistin cephelerinde İngilizlere esir düşen ve İskenderiye’deki esir kamplarında ağır şartlar altında şehit olan binlerce vatan evladımızın aziz hatırası bu anıttadır. 513 askerimizin bulunduğu şehitlikte münferit (tek tek) mezarlar bulunmamaktadır. Askerlerimiz oraya toplu halde defnedilmiştir. Şehitlik alanında bulunan anıt levhada ise ismi tespit edilebilen şehitlerimizin isimleri yer almaktadır. O mermer sütunun önündeki isimleri okurken, batının bugün köpürttüğü “etnik ve dinî ayrılık” yalanlarını yıkan önemli bir hakikatle sarsıldım: Şehitlikte, omuz omuza savaştığımız Osmanlı tebaası gayrimüslim Ermeni vatandaşlarımızın da isimleri kazılıydı! Emperyalist güçlerin karşısında can veren bu fedakâr ruhların önünde Fatihalar okurken, Batının “uygarlık” maskesinin arkasındaki o vahşî, müfsit çehreyi o gün orada iliklerime kadar hissettim.

Resim: İskenderiye Türk Şehitliği (20 Şubat 2025).

Buradan şehrin günümüzdeki en parıltılı yüzü olan modern İskenderiye Kütüphanesi’ne (Bibliotheca Alexandrina) geçtiğimde ise, o dışarıdan modern görünen cam ve granit mimarinin arkasındaki gizli kültürel asimetriyle sarsıldım. Kütüphaneyi içeriden incelerken, Fransa ve Hollanda gibi batılı ülkelerin burayı kendi entelektüel arka bahçelerine çevirmek için, yüzbinlerce kitap hediye ettiğini gördüm; sadece Fransa, tek kalemde 500 bin ve Hollanda, 400 bin adet kitap ve 20 bin adet dergi ile kütüphanenin raflarını parsellemişti!

Buna mukabil, koca bir Osmanlı bakiyesi ve İslâm dünyasının öncüsü olan Türkiye’nin raflardaki Türkçe kitap adeti ise ne acıdır ki sadece 1700 civarındaydı. Batı kendi kültürel hegemonyasını kütüphanelere çakarken, bizim bu sahada ne kadar büyük bir manevî güvenlik ve irşat körlüğü içinde olduğumuzu İskenderiye’de anladım.

Resim: İskenderiye Kütüphanesi (Foto: Ali Seyyar).

Velhasılıkelam; İskenderiye, antik çağın pagan kibrinden, batının sinsi kültürel hegemonyasına uzanan çizgide bize çok şey anlatıyor. Şehitlerimizin kanıyla sulanmış bu topraklarda başta Fransa olmak üzere Batı, yüz binlerce kitabıyla entelektüel bir kibir ve kültürel bir baskı sergilerken, bizim 1700 kitaplık sessizliğimiz hepimize verilmiş bir ödevdir. Eğer yeryüzünde mizanı genişletmek ve adaleti yeniden kurmak istiyorsak, sadece askerî değil, kütüphanelerdeki o fikrî ve kültürel mevzileri de yeniden fethetmek zorundayız. Gelecek yazımızda Mısır yolculuğumuza devam edelim. Niyetimiz halis, ibretimiz kaim olsun…

Prof. Dr. Ali Seyyar

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Hanife Aricioglu dedi ki:

    Yeni yeni ibretlik bilgileri bizlere bulusturduğunuz için sizlerden Allah razı olsun ve nice böyle tarihi yolculuklar da buluşmak duası ile…