islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,0346
EURO
55,6083
ALTIN
6.594,60
BIST
11.947,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
21°C
İstanbul
21°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Hafif Yağmurlu
19°C
Cumartesi Az Bulutlu
20°C
Pazar Parçalı Bulutlu
20°C
Pazartesi Az Bulutlu
20°C

Motosiklet Taşıt mı, Yaya mı? Şehirlerde İki Tekerlekli Karmaşa

Motosiklet Taşıt mı, Yaya mı? Şehirlerde İki Tekerlekli Karmaşa
A+
A-

Motosiklet Taşıt mı, Yaya mı? Şehirlerde İki Tekerlekli Karmaşa

Türkiye’de motosiklet sayısı her geçen gün artıyor. TÜİK’in Ağustos 2026 verilerine göre trafiğe kayıtlı toplam taşıt sayısı 34 milyon 911 bin 879’a ulaşırken, bunun 7 milyon 600 binden fazlasını motosikletler oluşturuyor. Motosikletlerin toplam taşıtlar içerisindeki payı yüzde 21,8. Üstelik sadece Ağustos ayında trafiğe kaydı yapılan 171 bin 887 taşıtın yüzde 47,5’i motosikletlerden oluştu.

Bu rakamlar bize şunu söylüyor: Motosiklet artık Türkiye’nin, özellikle de büyük şehirlerin ulaşım hayatının önemli bir parçası.

Ancak sayı arttıkça başka bir mesele de daha görünür hale geliyor: Motosiklet ile yaya arasındaki alan kavgası.

Burada baştan belirtelim: Meselemiz bütün motosiklet sürücülerini aynı kefeye koymak değil. Kurallara uyan, yayaya saygılı, kaskını takan, hız sınırlarına riayet eden ve motosikletini olması gereken yerde kullanan milyonlarca sürücü var.

Fakat özellikle İstanbul gibi yoğun nüfuslu şehirlerde bazı sürücülerin trafik sıkışıklığından kurtulmak için kaldırımlara çıkması, yaya yollarını kullanması, yaya geçitlerinde yayaların arasından ilerlemesi ve hatta yayalara korna çalarak yol istemesi artık göz ardı edilemeyecek bir şehircilik problemine dönüşüyor.

Çünkü burada çok basit bir soru var:

Kaldırım kimin?

Cevap aslında son derece açık: Yayanın.

Yaya geçidi kimin?

Yine yayanın.

Motosiklet ise bir taşıttır. Trafikte otomobil gibi, kamyon gibi, otobüs gibi belirlenmiş kurallara uymak zorundadır.

Nitekim 2026’da yapılan yasal düzenlemeyle bisiklet, elektrikli skuter, motorlu bisiklet ve motosikletlerin yaya yollarında sürülmesine ilişkin yaptırım açık biçimde düzenlendi. Yaya yollarında araç sürülmesi halinde 5 bin lira idari para cezası öngörüldü.

Demek ki problem kanunun ne söylediğinin bilinmemesi kadar, kanunun sahada ne ölçüde uygulandığıdır.

“Kural var ama gerçekten denetleniyor mu?”

Kaldırımdan geçen bir motosiklet yalnızca trafik kuralını ihlal etmiyor. Aynı zamanda yaşlı bir insanın, çocuğun, engellinin veya elinde çantasıyla yürüyen sıradan bir vatandaşın güvenli alanına giriyor.

Daha da önemlisi, yaya geçidinde motosikletlerin yayaların geçişini engellemesi, trafik düzeninin mantığını tersine çeviriyor.

Trafik sıkıştı diye motosikletlinin yayaya ayrılmış alana geçmesi, “ben daha hızlı geçeyim” anlayışının şehir hayatındaki karşılığıdır.

Oysa şehir dediğimiz şey, herkesin birbirinin hakkına riayet ettiği ortak bir yaşam alanıdır.

Motosiklet elbette şehir trafiğinin düşmanı değildir. Aksine doğru kullanıldığında ulaşımı kolaylaştırır, yakıt tüketimini azaltabilir ve trafik yükünün hafiflemesine katkı sağlayabilir.

Fakat özgürlük ile kuralsızlık aynı şey değildir.

Motosiklet sürücüsü de yaya da otomobil sürücüsü de aynı şehirde yaşamaktadır. Birinin zaman kazanması için diğerinin güvenliğinden vazgeçilemez.

Üstelik mesele sadece motosikletlilerin sorunu da değildir. Plakasız, tescilsiz veya kurallara aykırı kullanılan araçların denetimi; trafik polisinin görünürlüğü; yaya geçitlerinin korunması ve şehirlerde trafik kültürünün geliştirilmesi birlikte ele alınmalıdır.

Sonuçta mesele motosiklet değil, ahlak ve kurala riayet meselesidir.

Çünkü bazen birkaç dakikalık zaman kazanmak için kaldırıma çıkan bir motosiklet, bir başka insanın hayatına korku, öfke veya tehlike olarak yansıyabilir.

Şehirlerde herkesin yolu var.

Ama kaldırımın da bir sahibi, yaya geçidinin de bir hakkı var.

Ve trafik kültürünün temel ölçüsü belki de tam burada başlıyor:

“Ben nasıl daha hızlı geçerim?” değil, “Ben geçerken başkasının hakkını ihlal ediyor muyum?”

Mesele Biraz da Kul Hakkı Meselesidir

Müslüman açısından mesele yalnızca trafik kuralı değildir; kul hakkıdır. Kaldırım yayaya aitken motosikletle oradan geçmek, üstelik yayaya korna çalıp yol istemek; yaya geçidinde yayaların arasından ilerlemek, bir başkasının hakkına müdahale etmektir. İslam’da kul hakkı yalnızca mal almakla sınırlı değildir. İnsanların canına, güvenliğine, huzuruna ve haklarına zarar vermek de kul hakkı kapsamına girer. Birkaç dakika kazanmak uğruna başkasının hakkını çiğnemek, “Ben geçeyim de ne olursa olsun” anlayışıdır.

Bu yüzden mesele motosikletli ya da yaya olmak değil, başkasının hakkına saygı göstermektir. Trafik kurallarına uymak sadece cezadan kurtulmak için değil, vicdan ve ahlak gereği olmalıdır. Motosiklet sürücüsü de kendisine şu soruyu sormalıdır: “Ben bu yolu kullanırken bir başkasının hakkına giriyor muyum?” Çünkü bazen kaldırımdan geçirilen bir motosiklet sadece kaldırımdan geçmez; bir başkasının hakkının üzerinden geçer. Ve Müslüman için bunun adı, pekâlâ kul hakkı olabilir.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.