
“Kurumsal Sünniliğin rehberi Muaviye” genel başlığı altında yazdığım seri yazılarda Muaviye’ye isnad edilen 15 cürmü sıraladım (Kısmet olur da yayınlanırsa kitaptaki bu bölümün başlığını “Kurumsal Sünniliğin Rol Modeli: Muaviye” olarak değiştireceğim):
1. Saray ve debdebe (tefahir ve tekasür). Muaviye’nin Bizans saray siyasetini Nebevi sisteme dahil etmesi, sosyo-kültürel hayat tarzına öykünmesi;
2. Ebuzer el Gıfariye karşı tutumu;
3. Kabile asabiyetini diriltmesi, kan davası gütmesi;
4. Haksız suçlama ve ithamlarda bulunması;
5. Meşru kamu otoritesine silahlı ayaklanmada bulunması (bağy);
6. Kur’an ayetlerinin mızrak uçlarına takılmak suretiyle istismarı;
7. Ammar bin Yasir’in şehadetinden sorumlu tutulması (Bu, ameli kendisinin başlattığı, Hz. Ali’nin yerinde cevap verdiği bir polemiktir);
8. Hilafeti saltanata dönüştürmesi;
9. Siyaset yöntemi – İdeal Politikten kopuk Reel Politik (Zer o zor o tezvir);
10. Hz. Hasan’ın öldürülmesinde azmettirici olduğu iddiası;
11. Hz. Ali ve Ehl-i beyt’e lanet okutturması;
12. Hucr bin Adi’ye verdiği ölüm cezası;
13. Semure bin Cendeb olayı. (Bu kesin değil, İbn Hadid baskın Şii tarafgirliği dolayısıyla ondan gelen bilgi ve habere şüphe ile bakmak lazım. Her üç cürüme de katmadım);
14. Oğlu Yezid’i veliaht tayin etmesi;
15. Mülk’ü temellük etmesi.
Söz konusu cürümleri üç ana gruba ayırmak mümkün: Sosyo politik/hukuki, ahlaki, kelami/felsefi cürüm.
1. Saray ve debdebe (tefahur ve tekasür). Muaviye’nin Bizans saray siyasetini Nebevi sisteme dahil etmesi, Bizans’ın sosyo kültürel hayat tarzına öykünmesi;
2. (Ebuzer el Gıfariye karşı tutumu);
3. Kabile asabiyetini diriltmesi, kan davası gütmesi;
5. Meşru kamu otoritesine silahlı ayaklanma/baği;
8. Hilafeti saltanata kalbetmesi;
12. Hucr bin Adi’ye verdiği ölüm cezası;
14. Oğlu Yezid’i veliaht tayin etmesi.
4. Haksız suçlama ve ithamlar;
6. Kur’an ayetlerini mızrak uçlarına taktırmak suretiyle dini istismar etmesi,;
7. Ammar bin Yasir’in şehadetinden sorumlu tutulması (Bu ameli kendisinin başlattığı, Hz. Ali’nin yerinde cevap verdiği bir polemiktir);
9. Siyaset yapma yöntemi: (Zer o zor o tezvir);
15. Şeytani zekayı rahmani takvanın üstüne çıkarması.
12. Hz. Ali ve Ehl-i beyt’e lanet okutturması;
16. İdeal politikten kopuk Reel politik;
17. Mülk (ümmete ait iktidar ve madde/ekonomik kaynakları) temellük etmesi.
( Semure bin Cendeb olayı bana kesin olarak vuku bulmuş gibi gelmedi. Baskın Şii tarafgirliği dolayısıyla İbn Hadid’den gelen bilgi ve habere şüphe ile bakmak lazım. Bu yüzden Semuri bin Cendeb olayını her üç cürüme de dahil etmedim.)
Sosyo-politik ve Hukuki Cürümlerin Mirası: Reel İslam’da yani bugünkü İslam dünyasında kamudan kişilerin konfor ve çıkarına tahsis edilen gereksiz harcamalar; muhaliflerin susturulması, düşünce ve düşünceyi ifade etme yasağı; yanlış politikaları sürdürenlerin parti dayanışması, rakiplerini ötekileştirip şeytanlaştırmaları; otokrat, monarşik veya dikta/istibdat yönetimlerin tolere edilmesi; gerektiğinde muhaliflerin öldürülmesi-öldürtülmesi; ehil ve liyakat sahibi olmayanların kamuda yer alması veya ehil olmayanların yönetici olabilmesi, nepotizm.
Kötü Ahlaki Miras: Siyasi rakibe karşı her türlü tezviratın, yalan, iftira ve itibarsızlaştırmanın mübah görülmesi; dinin siyasette istismar edilmesi; açık hak ve hukuk ihlallerinin polemiklerle örtbas edilmesi; şu veya bu gayrimeşru yöntemle başarı sağlayan siyasetçi veya liderlerin rol model kabul edilip takdir edilmesi, arkalarında saf tutulması.
Kelami Miras: En yüksek düzeyde olsa bile, ilim, takva ve ahlak sahibi kanaat önderlerin ahlaksız ve ilkesiz siyasetçiler tarafından lanetli addedilmesi; ideal politiğin bir ütopya-hayalperestlik veya maceraperestlik görülüp Makyavelist yöntemlerle siyaset yapma tarzı ve hepsinden önemli Allah’a ait mülkün (iktidar ve servet gücünün), kılıçla galebe çalan veya demokratik yollarla olsa dahi yönetimi ele geçiren popülist-demagog kişiler tarafından temellük edilmesi. Şanı yüce Allah’ın el-Kadir isminden pay alan insanın, kudreti kötü kullanıp iktidarı Nur’a değil, nara/ateşe çevirmesi.
Muaviye, ister Mekke fethinde veya fetihten sonra Müslüman olmuş olsun veya ister sahabe ister vahiy katipliği yapmış olsun, yapıp ettikleri (amelleri) itibariyle diğer Müslümanlarla Hukuk (Şeriat) karşısında bir tarağın dişleri gibi eşit konumdadır. Kişinin sahabi olması onun işlediği suç ve günahın “sahabe” olması dolayısıyla silineceğinin garantisi değildir. Söylediklerimizin delillerine bakalım:
1. Hz. Peygamber, hicret eden kadınlardan biat alırken, Kur’an-ı Kerim, biat alan kimsenin ancak ma’ruf (yani ilahi hükümlere uygun, güzel, hakkaniyetli, herkesçe doğru ve faydalı bilinen) konularda biat isteyebileceği hükmünü koyar (Mümtehine, 60/12). Saydığımız cürümler dolayısıyla Muaviye’nin tolere edilmesi veya ona biat etmeyenlere karşı şiddet uygulaması, öldürtmesi nasıl kabul edilebilir?
Hz. Peygamber, ağır hastalığı sırasında şöyle seslendi: “Ey insanlar! Sizden ayrılma vaktim yaklaştı. Sizden birine vurmuşsam, işte sırtım gelsin, vursun. Birinizin malını almışsam, gelsin hakkını alsın.” Haberin diğer versiyonu: “Sakın hak sahibi, ‘Şayet kısas talebinde bulunursam, Resûlullah bana darılır.’ diye düşünmesin! Bilmelisiniz ki, benden hakkını isteyene darılmak benim fıtratımda yoktur. Benim yanımda en sevimliniz, hakkı varsa, gelip benden onu isteyen kimsedir. Yâhut helâl edendir. Ben Rabbimin huzuruna üzerinde kul hakkı olmadan varmak istiyorum.” (İbn Kesir, Siyer, IV, 257.) Hz. Peygamber dahi “kul hakkı”yla ahirete gitmekten sakınırken, Muaviye’nin sıraladığımız cürümleriyle diğer temiz ashab ile birlikte nasıl aynı mertebede tutulabilir?
Hz. Peygamber “Andolsun, kızım Fatıma da olsa, hırsızlık yapacak olursa, elini keserdim” (Müslim, Hudud, 9) buyururken, reel politik bahanelerle Muaviye nasıl olur da sahabe zırhı altında işlediği cürümlerden muaf tutulabilir?
Cürüm Allah’ın haklarına (Hukukullah) karşı işlenmiş ise, merhameti bol Allah affedebilir ama ihlal kul hakları (Hukuku’libad)’a ait ise, Allah affetmez, mağdur kul ancak hakkından sarfı nazar eder.
Cürüm işleyip de hiç işlememiş gibi muamele görmek, hiçbir Müslüman’a bir imtiyaz olarak tanınmış değildir. Muaviye de diğerleri gibidir.
2. Bir veya birden fazla sahabenin cürüm işlemesi, onları sahabe olmaları dolayısıyla ayrıcalıklı kılmadığı gibi, diğer sahabe-i kirama ve sahabe kavramına halel getirmez. Herkes kendi amelinden sorumludur.
İslam tarihinin en şerefli ve örnek alınacak rol model sahabedir. Fakat sahabeler de insandır, suç ve günah işler, imtihana tabi tutulurlar. “Sahabe vasfı” dolayısıyla sahabeleri her türlü eleştiriden muaf tutmak, sahabeyi masumlaştırmakla aynı şeydir. Şia 12 imamı masumlaştırırken, kurumsal Sünnilik sahabenin tamamını masumlaştırmaktadır. Sahabeyi masumlaştırıp her türden kritiğin dışında tutarsak, tarihten doğru ders çıkaramayız. Kurucu mezhep imamlarımızı –mesela Ebu Hanife- içtihatta “Sahabe kavli”ni esas alırken, gerek dört halife gerekse diğer sahabelerin görüş ve içtihatlarından birini seçip diğerlerini dışarıda bakma hakkına sahip olduğunu söylemiştir ki, bu, sahabeden sadır olan her şeyin hakkı ve hakikati ifade etmediği anlamına gelir.
3. Muaviye’nin cürümlerini meşru görmek, bugün Müslüman dünyanın altında inim inim inlediği monarşileri, diktatörlükleri, otokrat yönetimleri meşru görmekle aynı şeydir.
4. Şii olsun Sünni olsun, sahabeye küfretmek, lanet okumak, sövmek, sebbetmek affedilir, hoşgörülür bir cürüm değildir. Kim sahabeye küfrediyorsa, ağır bir günahın altına girmiş demektir.
5. On binlerce sahabe ve sahabe çocuğunun hayatını kaybettiği savaşa sebebiyet vermek “içtihad farkı”na dayandırılamaz. Onbinlerce kişi ölür/öldürülür, bir o kadar kadın dul kalır ve arkada kat kat fazlası çocuk yetim bırakılırken, “Bu bir içtihat farkıydı, Muaviye içtihadında belki isabet etmedi ama yine de 1 sevap kazandı” demek, Şeriat’e, fıkha, fıkıh usulüne, fakihlere, kısaca dine hakarettir. Bu nasıl bir içtihat ki, Müslüman kanı döküyor, her türlü hile ve desise yolunu kullanıyor, saltanat kuruyor ve bu cürümleri işlerken yine de sevap kazanıyor? Bugün Suud Prensi Selman, müçtehit olduğunu iddia edip, içkiyi, güzellik kraliçesi seçimini, diskoyu kısaca her türlü fısk ve fücuru Suud’un reel politiği adına serbest bırakırken “içtihat” ettiğini söylüyor. Selman da iki veya beğenmiyorsanız bir sevap kazanmış mı oluyor?
Bu tarihi miras, bugün bölgenin tüm zalim ve zorbalarına “dini/tarihi meşruiyet” tedarik etmektedir. Muaviye’nin yaptıkları cürüm değil de bir sevabı hak eden içtihat ise, bugünkü monarşiler, otokratlar ve diktatörler de cürümlerine bu türden “fetvalar/fıkhi cevazlar” bulabiliyorlar; nitekim dini kurumları ve saray uleması bu meşruiyeti tedarik etmekte hiç kusur etmiyorlar.
6. Muaviye’yi haksız yere savunurken “Evet, Ali haklıydı, ama” diyenler –belki iyi niyetli ve samimi olabilirler- lakin tutarlı değildirler. Tutarlı olmadıklarından o gün yaşasalardı, kendilerine şunu sorsunlar: “O gün yaşıyor olsaydım ben, Hz. Ali’nin ve Hüseyin’in mi, Muaviye ve Yezid’in safında mı yer alırdım?”
7. Bugün Ehl-i Sünnet adına mezhepçilik yapanlar ya cahildirler ya da kasıtlıdırlar. Çünkü Ehl-i Sünnet’in kurucu imamları (Ebu Hanife, İmam Şafii, Ahmed ibn Hanbel, İmam Malik) Muaviye ve Yezid’e zerre miktarı prim vermiş değildirler, aksine gerek Muaviye gerekse Emevi ve Abbasi iktidarlarına karşı Ehl-i beytin yanında yer almışlardır. Bu yüzden, yazı serisinde “Kurumsal Sünnilik” tabirini kullandım. Asıl doğru referans ve sahih isimlendirme “Kurucu İmamların Sünniliği”dir, son yazıda bu konuyu ele alacağım, inşallah!
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: “Körfez’deki savaş, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün kontrolü için çıkarıldı. Rusya…
Tahran’da Sürpriz Slogan: Cuma Namazında "Yaşasın Türkiye" Sesleri TAHRAN – İran’ın başkenti Tahran’da her…
KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ Yüksek veri aktarım hızına sahip 5G teknolojisi, ülkemizde 1 Nisan 2026…
Papa XIV. Leo’dan sert mesaj: “Dünya bir avuç zorba tarafından harap ediliyor” Katolik dünyasının ruhani…
‘‘YA DEĞİŞİM YA ÇÖKÜŞ!: YARIN DEĞİL! HEMEN ŞİMDİ!’’ CENAZE ORTA YERDE VE ARTIK HİÇBİRİMİZ MASUM…
SUSMA ORUCU: “YA HAYIR SÖYLE, YA DA SUS!” Öncelikle şu hususun altını kalın çizgilerle çizeyim:…
View Comments
Allah razı olsun hocam, şeytani zeka, seytan ve iktidar ve güce tapan müşrik insanlar daima olmuştur, olmaya devam edecektir. Dünya perest insanların yolu ve yöntemi aynınıdır. Kardeş katli mantığı aynı yolun ürünüdür. Allah yolu tek ve tertemizdir, o yolu arzu edeni alemlerin rabbi o yola sıratı mustakime ileteceğine söz veriyor, o ki verdiği sözden caymaz. Alemlerin rabi olan Allah müminlerin yar ve yardımcısı olsun. İmanımız duru ve daim olsun. Selam ve dua ile .
Ali Bulaç hocamıza sonraki makaleleri için başlık önerileri:
Ümeyyeoğulları’nın Dönüşü ve "Emevi Dindarlığı"nın İnşası
Cemel Vakası: Sahabe Masumiyeti Efsanesi ve Siyasi İhtiras
Akrabalık Asabiyeti ve Emanetin Zayi Olması
Kureyş Aristokrasisinin İki Sütunu: Nebevi Devrimden Bürokrasiye Geçişin Mimarları
Sakife’den Saltanata: Şura İlkesinin İlk Kırılmaları
Vahyin Emaneti ve Kemale Eren Yol: Siyasi İradenin İlahi Sınırı