
Biz altı ay önce buradan Kudüs’e gittik. Kudüs Meydanı’nda alıkonulmayı ve hapsedilmeyi göze alarak bir açıklama yaptım orada. O Siyonist askerlerle göğüs göğüse itişip kakıştık. Gelecek ay yine buradan Filistin’e bir yolculuk, bir sefer var.
Diyoruz ki: Afrika’da safariye, Filistin’de sefere gidiliyor. Orada insanlar öldürülüyor. Açlıktan ve susuzluktan kıvranan bebek, yaşlı, hasta, yaralı, kadın ve kız demeden; o eşkıya çeteleri, sivil ve askerî eşkıyalar tarafından öldürülüyorlar. En azından, belki bizden utanırlar ve çekinirler. Belki onları dünyaya teşhir eder, “Durun, yapmayın! Ne ediyorsunuz?” deriz.
Onlara Musa Nebi’yi hatırlatırız. Onlara İsa Nebi’yi hatırlatırız. İsa Nebi’yi çarmıha germeye kalktınız da ne oldu? Karası yüzünüzde kaldı. Şu anda beş milyar insan İsa Nebi’ye iman ediyor.
İşte, “İbrahim” deyip duruyorlar; “İbrahimî anlaşma” diyorlar. Önce İbrahim’i anlayın.
İbrahim Nebi buradan oraya yürüdü. Biz de onun gibi İbrahimî bir yürüyüş yapacağız. Daha önce bunu yaptık. Diyeceğiz ki: “Önce İbrahim’i anlayın, Siyonizmi taşlayın; sonra İbrahimî anlaşma deyin.”
İçeride de Siyonistleri hatırlattık. “Siyonist buzağı tapıcılığı neyse, Kemalî heykel tapıcılığı da odur.” dedik. Bu sebeple tutuklandık. Yeter ki suçumuz bu olsun. Bu, Hak ve hakikat katında, Allah katında bizim sertifikamızdır. Hangi Nebi böyle durumlarla karşılaşmadı ki?
İsa Nebi katledilmeye kalkıldı. Musa Nebi’nin başına gelmedik kalmadı. İbrahim Nebi ise tek başına bir kahraman, tek başına bir ümmetti. Urfa’dan Kudüs’e, Kudüs’ten Mısır’a, Mısır’dan Mekke’ye, Mekke’den tekrar Kudüs’e yürüdü ve orada İslam’ın temelini attı; Yahudiliğin değil, hele Siyonizmin hiç değil. Ondan sonra Süleyman Nebi orada İslam devleti kurdu.
Siyonist, Yahudî veya şeytanî bir devlet değil; tam aksine, Süleymanî bir devlet, İslamî bir devlet kurdu.
Biz de diyoruz ki: Aynen o nebilerin izinde, bu haydutların ve çakalların engellemelerine rağmen bir ay sonra yine gideceğiz. Yine gideceğiz. İnşallah her şeye rağmen, herkes kendi boyunun ölçüsündeki alternatiflerle yürüyor. Suriye üzerinden, Lübnan üzerinden, Yunan adalarına gidene kadar Suriye sahillerine… Hiç olmazsa ibadet, ziyaret veya gezinti için yapabildiğiniz kadarını yapın; ama bir şeyler yapın.
Bir şeyler yapalım da sınıfı geçelim, şu imtihanı verelim. Yoksa sınıfta kalacağız, imtihanı kaybedeceğiz ve bütün nimetleri yitireceğiz. Bütün nimetlerin kıymetini şu anda sağlıklı olanlar bilir.
Organlarımızdan biri arızalı olsa bütün vücudumuz sızlanır. Allah’ın en ufak bir nimetini bile parayla satın alamazsınız. Bütün bunların bedelini ödememiz mümkün değilse, bari teşekkür sadedinde Allah’ın şu masum kullarına sahip çıkalım. Buradan ses verelim, bizzat gidip yerinde ses olalım, destek olalım diyoruz.
İbrahimî bir yürüyüş sergilemeyecek miyiz? Musaî bir mücadele vermeyecek miyiz? Şehadet pahasına İsa çilesi iki bin yıl önce Batı Şeria’da yaşandıysa, İsa Nebi’nin çilesi bugün Batı Şeria’da devam ediyor. Biz katılmayacak mıyız? Amerikalı Rachel Corrie orada can vermişken, buna itiraz ettiler; itiraz ettiler ve bu sebeple öldüler, öldürüldüler. Elin Amerikalısı bile böyle davranırken bize ne oldu?
Ama vicdan neredeyse orada, adamlık neredeyse orada. Bir ırktan olmak, bir mirasa konmak kimseyi adam yapmaz. Adamlık, hakka sahip çıkmakta ve Rabb’e saygı duymaktadır. Allah’ın emanetine, Kudüs’e; Kudüs’ün gazilerine ve muhafızlarına; Kudüs’ün muhafızı Gazze’ye sahip çıkmaktadır. Sen Kudüs’e sahip çıkamıyorsan, bari Kudüs’e sahip çıkan Gazze’ye sahip çık.
Filistin’e, Batı Şeria’ya gittik ve gidiyoruz. Orada İsa Nebi’ye yaşatılan çilenin daha fazlası bugün bebeklere, köylülere, yetimlere, kadınlara, kızlara, yaşlılara ve hastalara çektiriliyor.
Onun için Musaî mücadeleyi bizim vermemiz lazım.
Musa Nebi’yi Siyonistlere anlatmamız lazım. “İbrahim Nebi’yi önce anlayın, sonra Siyonizmi taşlayın. Sonra gelin, anlaşmadan bahsedin. İbrahimî anlaşmada şeytanî Siyonizmin paydaşlığı olamaz.” dememiz lazım.
Onun için biz her cuma Eminönü’nde eylemdeyiz. İstanbul’un Eminönü’nde, cuma gününün mübarek zamanından ve mekânından istifade etmek; o mübarekliğin ve bereketin içini doldurmak için oradayız. Altı ayda bir, hatta ayda bir, Gazze’ye ve Kudüs’e İbrahimî bir yürüyüş tertip ediyoruz.
“Duymadık.” demeyin. Allah duyurdu, Dârüsselâm’a davet etti. Yetmedi, biz de duyuruyoruz.
O nebilerin izinde… Öyleyse biz de Allah’ın kulluğuna layık olmak; o şana, insanlığa, vicdana, imana ve İslam’a sahip çıkmak adına sizleri oraya davet ediyoruz. Sosyal medyada da Rabb’den yana olan adreslere davet ediyoruz. Bir ay sonra tekrar çıkacağımız Kudüs seferine ve yürüyüşüne de sizleri bekliyoruz.
Rabbim şehadetlerinizi kabul buyursun. İnşallah bunlar yarın, yevmü’l-kıyamette bizim en azından birer vesikamız olur.
Ya Rab! Biz gidip onları elimizle kurtaramadık. Ama o zalim safta olmadığımızı, Filistin’in, Kudüs’ün ve Gazze’nin yanında olduğumuzu beyan etmek için işte burada ve orada yapılan açıklamalara iştirak ettik. “Destek verdik.” diye belki bu, bizim kurtuluş vesikamız olur, diye düşünüyoruz.
Vallahi, bundan daha ileri bir amel bizzat gitmektir. Daha gerisini geçin. Kapalı kapılar ardında, sırça köşklerde oturup fetva kesmekle bu iş olmaz. Er meydanında, bütün nebiler bu meydanlarda faaliyet gösterdi. Biz de o nebilerin izinde, inşallah, yürüyoruz; sizleri de hayra vesile kılmış oluyoruz. Biz size, siz bize destek oluyorsunuz.
Allah mübarek etsin. Davamızı ve duamızı kabul etsin, inşallah.