
İyilik/erdem, zaman ve mekana bakılmaksızın yaşanan ve yapılan her iyi, doğru ve güzel olan değerlerin ve davranışların tümüdür. O halde erdemi, iyiliği sağda-solda, doğuda-batıda değil; kendimizde, içimizde, hayatımızda arayalım. Zira iyiliğin tohumu içimizdedir ve onu eken Allah’tır.(Şems,91/8; İsra,17/84)
Evet, evet erdem/iyilik pınarı Allah’tan çağlar.(Nahl,16/53)
Ve البر/El-Berr, tüm iyiliklerin mutlak kaynağı olan ve yarattığı her bir şey, iyi olan Allah, iyileri ve iyilikleri gören ve iyileri de koruyandır.(Âraf,7/196)
Peki kötülükler nerden çıkmıştır? İyinin insan elinde yanlış kullanımı veya iyiliğin yok edilmesi sonucu ortaya çıkan kötü ve kötülüktür artık.
İyiliğin, insanda melekeye, insanın da bu meleke ile melekî bir ahlaka dönüşmesi, Bakara suresi 177. ayetini aklına, iradesine, vicdanına, ruhuna yedirerek aktif iyi olmamız ile mümkündür. Özellikle Allah Teâlâ’nın bu ayetteki; 1)İMAN/Allah’a %100 mutlak güven, 2)İNFAK/sosyal denge için yardımlaşma, 3)İBADET/ahlâk ve iradeye destek sorumluluğu, 4)SADAKAT/sözle değil eylemle imanımızı tasdik, 5)ISRAR VE DEVAMLILIK sıralamasına mutlak dikkat ve riayet, bizi iyi insan, daha iyi insan ve üst insan kılacaktır inşallah. Bu nazar ile mübarek ayet ile tanışalım lütfen.
“(Ey Müslümanlar!) Yüzlerinizi (namazda şuursuz ve huzursuz biçimde) Doğu’ya veya Batı’ya çevirmeniz (ve ibadette şekilcilikle yetinmeniz) iyilik değildir. Asıl iyilik; Allah’a, (ve O’na mutlak güvenin gereği olarak) Ahirete, Meleklere, Kitaba ve Peygamberlere (ve onların getirdiği dînî-ahlâkî değerlere samimiyet ve teslimiyetle) iman etmeniz… Sevdiğiniz malınızı, içten gelerek yakınlara, yetimlere, bakanı olmaksızın yaşayamayan engelli muhtaçlara, yolda kalmışlara veya yarım kalmış kamuya hizmet verecek sosyal alanlara, istemeye mecbur kalmış muhtaçlara ve borç altında esir, mahkum olanlara içten gelerek gönüllü vermeniz… Namazı hayatınıza hakim kılmanız, zekât (vergisini) ödemeniz… Anlaşma, taahhüt ve sözleşmelerinizi yerine getirmeniz, (maddi ve manevi) darlık, hastalık ve cihadın kızışma zamanındaki sıkıntılara sabretmenizdir… İşte (iyilik davasında) sadık (ve samimi) olanlar ancak bunlardır… Ve gerçek müttakiler/sorumlu, duyarlı olanlar da bunlardır.”(Bakara,2/177)
Bilmem ki dikkatinizi çekti mi? Rabbimiz iyiliğin temeline, imanı/ Allah’a güveni koydu. Niye? Çünkü iyiliği de iyiliği yapacak olan insanı da var eden Allah’tır. Kaynağı olmayan bir iyilik, iyilik olmaktan çıkar. O halde iyiliğin, kaynağını ikrar ve kabul ile yani iman ile 1) kalıcı olması, 2) âhiret yatırımına dönüşmesi sağlanmış olmaktadır. Peki Allah’a iman etmeyen biri iyilik yapmaz mı, yapamaz mı? Elbette yapabilir. Zira fıtrat, yaratılış kodları, fabrika ayarları ve irade her insana aynı şekilde yüklenmiştir. İyilik de yapabilir, kötülük de.(Şems, 91/8) İmanın/Allah’a güvenin varlığı, iyiliğin sürekliliğine ve âhiret ödülünün ümidine vesiledir.
Çok enteresan imandan hemen sonra namaz, oruç vs. ibadetler değil de İNFAK’ın/yardım ve paylaşmanın önce gelmesi çok dikkat çekici. Allah, insan-toplum hukukunu, insan-Allah hukukunun önüne alıyor. İnfak/Allah için karşılıksız vermek, insan-toplum ilişkisini sağlamakta ve insandan topluma, sosyal denge ve adalet bilinci ve açılımı oluşturmaktadır. Açıkça Allah, kendi hukukunu, insan hukukunun ardına koyuyor. Niçin acaba? Allah rahmandır, rahîmdir ve kuluna çok merhametlidir. Ama insan, insana asla Allah gibi anlayışlı olamaz. Şüphesiz Allah’ın hukuku her şeyden büyüktür. Ama rahmet ve merhameti daha büyüktür.(En’am,6/12,54, Âraf, 7/156)
Bu büyük merhamete yakınlık, ancak bir başkasına yapılan iyilikle sağlanır.
“Allahım! beni, bizi, hepimizi iyilik yaptığında sevinç duyan, kötülük yaptığında üzüntü duyan ve Sen’den bağışlanma dileyen kullarından eyle!”(İbn Mâce,4/721,hn.3818) inşallah.
NURİ ÇALIŞKAN
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-