islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
13,4976
EURO
15,2845
ALTIN
770,59
BIST
1.810
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağışlı
15°C
İstanbul
15°C
Yağışlı
Çarşamba Çok Bulutlu
12°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
14°C
Cuma Sağanak Yağışlı
17°C
Cumartesi Sağanak Yağışlı
14°C

Öğrenci andı, herkesin andı olabilir mi?

Öğrenci andı, herkesin andı olabilir mi?

Prof. Dr. Ali Seyyar

Türkiye’de ilköğretim okullarında 1933-2013 yılları arasında her sabah öğrenciler derse girmeden okutulmuş olan öğrenci andı, şahsen ben hayatım boyunca hiç okumadım. Böyle bir öğrenci andının varlığından bile haberim yoktu. Şimdi bana bazıları “kardeşim sen ayda mı yaşıyordun?” diyebilir veya daha da kötüsü çok ilkel bir saldırı türü olduğu için, benim “vatan haini” olduğumu da iddia edebilir.

Efendim, bendeniz çocukluğumdan beri Türk eğitim sisteminden uzak başka bir diyarda (Almanya’da) eğitim almış bir Türk vatandaşıyım veya T.C. vatandaşıyım mı deseydim acaba? Tercihim özel konumum gereği Türk vatandaşı tabirini kullanmaktır. Çünkü ben Türk soyundan gelen bir insanım, lakin bu etnik kökenimin ötesinde ayrıca bir üst kimliğim daha var. Müslüman olmak. Aslında bunun üstünde de evrensel nitelikte ve küresel çapta bir üst kimliğim daha var: İnsan olmak. Yurt dışında hem etnik, hem de dinî yönden azınlık statüsünde olmama rağmen bu iki kimliğimden dolayı hiçbir zaman Alman Milli Eğitim sistemi ile bir sorun yaşamadım.

Çünkü Almanya’da her sabah okula girerken veya hafta sonu okuldan çıkarken, ne Alman millî marşını, ne de herhangi bir öğrenci andı okuduk. Eğitim boyunca Hristiyan din derslerinden muaf sayıldığım gibi Müslüman olduğum için, Ramazan ve Kurban Bayramlarında bana özel izin dahî verildi. Anlayacağınız Alman eğitim sistemi ile bir sorun yaşamadım ama her nedense T.C. vatandaşı olmaktan ötürü Türk Konsoloslarımızla bazı sorunlar yaşadım. Şöyle anlatayım: Türkiye’ye mahsus öğrenci andını okumadım ama içerik olarak bu andın yetişkin T.C. vatandaşları için de geçerli olduğunu bana yapılan resmî muamelelerden öğrenmiş oldum.

Açıklayayım: Almanya’da üniversite yıllarımda kurmuş olduğum öğrenci derneği adına manevî değerlerimizi unutmayalım diye “Gurbette Gençlik” ismiyle çıkartmış olduğum ilim-irfan içerikli dergimizin öğrenci andının ruhuna uygun olmadığı gerekçesiyle derginin yönetim kadrosunda bulunan ve Türkiye’den burs alan öğrencilerimize konsolos eliyle psikolojik baskı uygulandı ve bendenizin pasaportuna da belirli bir süreliğine el konuldu. Bu katı uygulamalar, 1980 darbe sonrasına ait olabilir lakin bugün bile öğrenci andını baş tacı etmiş başta MHP ve CHP olmak üzere belli bir kesimin halen katı Kemalist zihniyet olarak eski Türkiye’yi arzuladığını görmekteyim.

Türkiye’de öğrenci andının ortadan kalkması (2013), bundan rahatsızlık duyan özellikle Kürt kardeşlerimize bir jest olsun diye çözüm süreci ile yakından ilgilidir. Keşke sadece bu gerekçe ile değil de başta pedagojik argümanlarla bu anda son verilmiş olsaydı. Kaldı ki bu öğrenci andı, zaten AB katılım sürecinde de er veya geç hükmünü kaybedecekti. Daha da ilerisini söyleyeyim, Türk siyaset sahnesinde açıkça söylenmese de anayasamızdan Atatürkçülük/Kemalizm de kaldırılacaktır.

Nitekim geçen günlerde bizzat cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan tarafından açıklanan İnsan Hakları Eylem Planının asıl hedefinin yeni anayasa inşa etmek olduğu açıkça ifade edildi. Bu yeni anayasa, sivil, demokratik ve AB normlarına uygun olması gerektiği için, öğrenci andının yetişkinlere yönelik bir versiyonu olan Kemalizm’e sadakat dayatması da ortadan kalkacaktır.

İşte o zaman gerek Türk kökenli, gerek Kürt kökenli, gerekse başka kökenden gelen vatandaşlarımız, T.C. vatandaşı olmaktan dolayı rahatsız olmayacak, bilakis devlet ile vatandaş arasında arzu edilen bir aidiyet duygusu ve bağlılık ruhu söz konusu olacaktır. Şu anda bile ne ben T.C. devletinden, ne de T.C. devleti benden memnun. Çünkü Türk olduğum halde dünya görüşüme, inancıma ters olduğunu düşündüğüm Kemalist ideolojisine kayıtsız şartsız bağlılık göstermem istenmektedir. Böyle olunca birçok vatandaşımız, inanmadığı halde, kerhen de olsa ikiyüzlü bir kimlik sergilemek zorunda kalmaktadır. Şahsen kalben anti-Kemalist olduğunu bildiğim birçok dindar insan tanıyorum, çoğu zaman görevi icabı kendini Atatürkçüymüş gibi göstermektedir. Vatandaşların böyle bir pozisyona itilmesi, devlet-millet kaynaşması açısından son derece sağlıksızdır.

Demokratik hukuk devletinde hiçbir vatandaş, herhangi bir siyasî liderin veya devlet adamının ideolojisinin peşinden ebediyen gitmek zorunda değildir. Daha somut bir ifade ile açıklamak gerekirse; son nefesine kadar CHP genel başkanı da olan T.C. devletinin ilk cumhurbaşkanı olan Atatürk’ün “açtığı yolda, gösterdiği hedefe durmadan yürümek” mecburiyetinde değildir. Bu yolun tek kurtuluş yolu olarak gören kişi, STK veya partiler, elbette kendi tercihleri olarak Atatürkçülük yolunda ilerleyebilir. Ama bu görüşlerini başkalarına dayatamazlar.

Hepimiz, hangi ırktan veya dinden olursak olalım bir insan olarak evrensel ahlâkî bir ilke olması hasebiyle doğru olmak zorundayız. Kim daha çok çalışkan ise elbette bunun karşılığını görecektir. Yeter ki sistem, herkese fırsat eşitliği tanısın. Hepimizin ortak ilkesi, küçükleri korumak, büyükleri saymak, yurdumuzu ve milletimizi sevmek olsun. Yeter ki sevgi ortamını oluşturacak herkese özgürlük, hak ve refah tanınsın. Ülkümüz, hem bireysel, hem de toplumsal olarak maddî ve manevî yönden ilerlemek olsun, amenna.

Ama başka bir dine mensup olan Ermeni, Yahudi veya Rum kökenli bir T.C. vatandaşımıza (öğrencimize) ve hatta aynı dine mensup olduğumuz halde başka bir etnik kökene ait olan bir T.C. vatandaşımıza “Varlığım Türk varlığına armağan olsun.” ifadesini kullandırmayı, birçok yönüyle insanî bulmam. Ha keza “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü de herkes için geçerli bir ifade değildir. Almanya’da ben hiçbir zaman “Ne mutlu Alman’ım diyene!” sözünü sarf etmediğime göre T.C. devletinde de kimse içinden geçmeyen bir sözü söylemek mecburiyetinde olmasın.

Danıştay’ın “Andımız” ile ilgili son kararı, bu açıdan otoriter nitelik taşıyan Kemalist bir rejimden kurtulup demokratik ve çoğulcu bir toplum olma yönünde önemli bir adımdır. Millî kimlik, etnik kimlik ve resmî ideoloji üzerinden kurulamayacağı artık anlaşılmalıdır. Bir devletin millî kimliği, Hak ve fıtrat ekseninde inşa edildiğinde ancak sürdürebilir olur. Benim hakkımı ve özgürlüğümü koruyan bir devletin vatandaşı olduğumda işte o zaman o devleti temsil eden milletin de bir ferdi olurum. İşte o zaman hangi dinden veya ırktan olursa olsun her bir vatandaşımız da kendini hem o devletin, hem de o millettin bir üyesi olarak görür.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.