
Son yıllarda hayatımıza hızla giren nakitsiz toplum ve dijital para kavramları, modernleşme ve kolaylık vaadiyle sunuluyor. Ancak bu dönüşüm, sadece bir ödeme yönteminden fazlasını ifade ediyor. Bu makalede, kağıt paranın yerini dijitalin almasının ardındaki görünmeyen tehlikeleri ve potansiyel tuzakları ele alacağız. Merkez bankalarının dijital para (CBDC) projeleri ve bankacılık sisteminin yeni gelir kapıları olarak görülen bu dönüşümün, halkı ve devleti nasıl bir kölelik düzenine doğru sürüklediği, mevcut ekonomik sistemin ne kadar kırılgan olduğu ve bu durumun neden bir uyanış gerektirdiği inceleyeceğiz.
Nakitsiz topluma geçiş, beraberinde dijital faizciliği getiriyor. Günümüzde bankacılık sistemi, sanal kredilerle halkı borç batağına sürüklerken, nakit kullanımının ortadan kalkmasıyla bu sistem daha da derinleşiyor. Artık her ticari işlem, bankaların ve finans kuruluşlarının uygulayacağı komisyonlar ve faizlerle kontrol altına alınıyor. İnsanlar, “kayıt dışı ekonominin önlenmesi” gibi masum görünen bahanelerle bu sisteme entegre olmaya teşvik ediliyor. Ancak bu, aslında yeni bir borç ve faiz düzeninin kapılarını aralıyor. Dijital paranın cazip kılınması için sunulacak olan düşük faizli krediler, halkın bu sisteme hızlıca alışmasını sağlayarak, daha büyük bir tuzağın zeminini hazırlayacak.
Tamamen dijitalleşen bir para sistemi, sadece ekonomik işlemleri değil, hayatımızın her alanını kontrol altına alma potansiyeli taşıyor. Dijital varlıklar üzerinden yapılacak her işlem, küresel finans elitlerinin ve onlara eklemlenmiş yerel aktörlerin denetimine geçiyor. Böyle bir sistemde, size verilen dijital parayı reddetme hakkınız kalmıyor. Eğer sisteme boyun eğmezseniz, finansal hareketleriniz kısıtlanıyor, mevcut tüm imkanlarınız engellenerek adeta elleri kolları bağlı bir tutsağa dönüşüyorsunuz. Bu, modern bir kölelik düzeninin dijitalleşmiş hali olarak karşımıza çıkacak.
Mevcut borca dayalı para sistemi, ne halkı ne de devleti refaha çıkarabiliyor. Aksine, dönemsel krizlerle nefes aldırıp tekrar borç batağına sokuyor. Dijitalleşme süreci de bu kısır döngüyü pekiştiriyor. Bu durum, toplumun ve aydın kesimin bir araya gelerek toplu bir direniş başlamasını, iktisadi bağımsızlığı kız için zorunlu kılıyor.
Anayasaya aykırı kararlar alarak nakit ödemeyi reddeden kurumlar, aslında halkın aleyhine işleyen bu sistemin bir parçası. Halk, kendi aleyhinde kurumsallaşmış faizci yapıları sorgulamalı ve bu faiz düzeninin lağv edilmesi için harekete geçmelidir.
Siyasi partilerin ve liderlerin, bu faiz düzenine karşı net bir duruş sergilemesi, milli bir politika izlemesi gerekiyor. Halk bu konuda parti liderlerine baskı yapmalı. Aksi takdirde, milletin ve devletin kaderi, küresel finans sisteminin ve bankaların insafına terk edilmiş olacak.
Bu büyük dönüşüm, sadece ekonomi veya teknoloji meselesi değildir. Bu, özgürlük, egemenlik ve insan onuru meselesidir. Mevcut düzenin en büyük tehlikesi olan faizcilik, farklı isimler ve yöntemlerle dijital çağda da karşımıza çıkıyor. Bu gerçeğin farkına vararak, toplu bir uyanış hareketi başlatmak, milletimizin geleceği için kaçınılmazdır. Aksi halde, “yağmurdan kaçarken doluya tutulma” riskiyle karşı karşıya kalacağız.
Yunus EKŞİ
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILLARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ