
Bir insanın değeri kaç para eder?
Garip bir soru değil mi?
Ama bugün yaşadığımız dünyanın bize sessizce sorduğu soru tam da bu.
Ne kadar kazanıyorsun?
Nerede oturuyorsun?
Hangi arabaya biniyorsun?
Çocuğun hangi okulda okuyor?
Tatilini nerede yapıyorsun?
Hangi marka telefonu kullanıyorsun?
Sanki insan artık adıyla değil, sahip olduklarıyla tanımlanıyor.
Cebindeki para arttıkça değerinin de arttığına inandırılıyoruz.
Daha büyük ev…
Daha pahalı araba…
Daha gösterişli kıyafet…
Daha lüks tatil…
Daha kabarık banka hesabı…
Ve bütün bunların ortasında küçülen bir şey var:
İnsan.
Elbette para kötü değildir.
Çalışmak, kazanmak, yatırım yapmak, birikim yapmak hayatın gerçeğidir. Borsaya yatırım yapan, fon alan veya geleceği için para biriktiren insanın yaptığı iş başlı başına kötü değildir.
Mesele para kazanmak değil.
Mesele, paranın bizi kazanmasıdır.
Para cebimizdeyken araçtır.
Kalbimize girdiğinde ise iktidar olur.
İşte asıl tehlike burada başlar.
Bir noktadan sonra insan parasını yönetmez.
Para insanın kararlarını yönetmeye başlar.
Daha çok kazanmak için daha fazla çalışır.
Daha fazla çalıştıkça ailesine daha az zaman ayırır.
Daha çok kazanır ama huzuru azalır.
Daha büyük eve taşınır ama o evde birbirine ayıracak vakit bulamaz.
Daha fazla tüketir ama daha az mutlu olur.
Sonra bir gün aynaya bakar ve kendisine şu soruyu sorar:
“Ben bütün bunları ne için yaptım?”
Bugünün dünyasında yalnızca zengin olmak yetmiyor.
Zengin görünmek gerekiyor.
Çünkü tüketim artık ihtiyaç olmaktan çıktı; kimlik göstergesine dönüştü.
Telefonun kim olduğunu söylüyor.
Araban kim olduğunu söylüyor.
Giydiğin marka kim olduğunu söylüyor.
Gittiğin restoran kim olduğunu söylüyor.
Sosyal medyada paylaştığın tatil fotoğrafı bile bir statü ilanına dönüşüyor.
İnsan artık yaşamıyor.
Biraz da gösteriyor.
Ve gösterdikçe tüketiyor.
Tükettikçe daha fazlasını istiyor.
Daha fazlasını istedikçe daha çok çalışıyor.
Daha çok çalıştıkça hayatın kendisini kaçırıyor.
Sonra buna “başarı” diyoruz.
Borsa ekranlarında rakamlar yükseliyor.
Fonların getirileri konuşuluyor.
Piyasalar takip ediliyor.
Bunların hepsi hayatın ekonomik gerçekleri.
Fakat bir başka bilanço daha var.
Onu hiçbir finans ekranı göstermiyor.
Vicdanın bilançosu.
Kazandıkça merhametimiz arttı mı?
Zenginleştikçe paylaşmayı öğrendik mi?
Daha güçlü oldukça adalet duygumuz güçlendi mi?
Yoksa paramız arttıkça insanlara tepeden bakmaya mı başladık?
Çünkü servetin asıl imtihanı, ne kadar kazandığın değildir.
Kazandıklarının seni nasıl bir insana dönüştürdüğüdür.
Kur’an’ın ölçüsü ise son derece nettir:
“Şüphesiz Allah katında sizin en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”
(Hucurât, 13)
Dikkat edin…
“En çok parası olanınız” demiyor.
“En güçlü olanınız” demiyor.
“En çok malı mülkü olanınız” demiyor.
Takvayı ölçü olarak koyuyor.
Yani insanın değeri kasasında değil, karakterinde aranıyor.
Bunu hepimiz biliyoruz.
Ama bilmek başka, gerçekten inanarak yaşamak başka.
Bir gün banka hesaplarımızın anlamı kalmayacak.
Borsa ekranları kapanacak.
Kartlar kullanılmayacak.
Arabalar garajda kalacak.
Evlerin kapıları kapanacak.
Ve insan, dünyada “Benim” dediği ne varsa geride bırakacak.
Kur’an o günü şöyle hatırlatıyor:
“O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah’a temiz bir kalple gelenler başka.”
(Şuarâ, 88-89)
İşte insanın bütün hayatı, aslında bu cümlede yeniden anlam kazanıyor.
Çünkü biz malın sahibi olduğumuzu sanıyoruz.
Oysa çoğu zaman mal bizi sahipleniyor.
Bir ev alıyoruz, sonra o evin masrafları bizi yönetiyor.
Bir araba alıyoruz, sonra onun taksitleri hayatımıza yön veriyor.
Para biriktiriyoruz, sonra kaybetme korkusuyla yaşamaya başlıyoruz.
Ve farkına varmadan servetin kölesi oluyoruz.
Kimseye “Para kazanmayın” demiyoruz.
Tam tersine…
Kazanın.
Üretin.
Çalışın.
Yatırım yapın.
Geleceğinizi düşünün.
Ama bir şeyi unutmayın:
Para sizin elinizde olsun; kalbinizde değil.
Çünkü para insanın cebinde durduğu sürece nimettir.
Kalbine oturduğu zaman imtihandır.
Belki bugün kendimize sormamız gereken soru “Ne kadar param var?” değil.
“Param arttıkça ben nasıl bir insana dönüştüm?”
Daha merhametli miyim?
Daha adil miyim?
Daha paylaşımcı mıyım?
Yoksa daha kibirli, daha bencil, daha tahammülsüz mü oldum?
İşte gerçek bilanço budur.
Çünkü bir gün bütün hesaplarımız kapanacak.
Ve o gün kimse bize arabamızı sormayacak.
Evimizin kaç metrekare olduğunu da…
Bankadaki rakamı da…
Markalı kıyafetlerimizi de…
Belki sadece şu soruyla baş başa kalacağız:
“Sana verilenlerle ne yaptın?”
İşte o gün insan anlayacak…
Dünyanın en zengin insanı, en çok şeye sahip olan değil;
sahip oldukları kendisini insanlıktan çıkarmayan insandır.
Çünkü servet, insanın cebini doldurabilir.
Ama insanın değerini belirleyemez.
İnsanın gerçek değeri, sahip olduklarında değil; sahip olduklarıyla ne yaptığı ve sonunda nasıl bir insan olarak kaldığıdır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Erdoğan’dan fon soruşturmaları mesajı: “Hak yiyenleri savunmayız” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen Kabine…
Milli İstihbarat Akademisi’nden Almanya analizi: Aşırı sağ için üç senaryo Milli İstihbarat Akademisi, Almanya’da aşırı…
Yurt Dışındaki Türklerin Konsolosluk Çilesi: Etkin Denetim ve Hızlı Çözüm Çağrısı Yurt dışındaki Türk vatandaşlarının…
MODİ HÜKÜMETİ CAMİLERİ BASKI ALTINA ALDI: ŞAHİ CAMİİ, YIKILMASIN DİYE HALK NÖBET TUTUYOR! Ujjain’de Müslümanlar,…
Emmanuel Todd’dan Batı’ya sert eleştiri: “Avrupa liderleri hayal krallığında yaşıyor” Fransız tarihçi ve sosyolog Emmanuel…
Yahudi asıllı Amerikalı oyuncu Wallace Shawn, İsrail’in Gazze’deki eylemlerini Nazilere benzeterek “şeytani bir kötülük” olarak…