
Yüce Rabbimiz, son ve evrensel Rasûlü (Elçisi-Peygamberi) kıldığı Hz. Muhammed’i, kendisine indirdiği Kur’ân’da şöyle tanıtır:
“Ey insanlar! Gerçek şu ki, size kendi içinizden sizin gibi beşerî özellikler taşıyan pek kıymetli bir Elçi gelmiştir. O Elçi ki, sizin dünyada ve âhirette çekebileceğiniz her acıyı kendi yüreğinde hisseder. Sizlere son derece düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir.” (Tevbe 128)
Allah’ın Rasûlü Hz. Muhammed de kendisini bize elçilik göreviyle insanlığa merhametini harmanlayarak şöylece tanımlar:
“Benim ve sizin durumunuz, ateş yakıp da ateşine cırcır böcekleri ve pervaneler düşmeye başlayınca onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulmaya, ateşe girmeye çalışıyorsunuz” (Sahih-i Müslim, Fezâil: 19; Sahih-i Buhârî, Rikâk: 26)
İnsanların çok önemli bir bölümü Allah’a, Elçisi Hz. Muhammed’e ve onunla tebliğ edilen Kur’ân’a inanmayarak veya azgınlaşan nefislerine uyarak, ya da tağut kimlikli kişileri ve sistemleri ölçü edinerek Hak yoldan sapar ve Cehennem’e atılma yarışına girerler.
Peygamberimiz, Allah’ın elçisi olarak insanları İslam ile karanlıklardan aydınlığa çıkararak Cehennem’den korumaya çalışmakla yükümlüdür. (İbrahim 1) Biz müminler de bu görevini yapmada Peygamberimize yardımcı olmakla görevliyiz. (Ahzab 56)
https://www.mirathaber.com/peygamberimize-salat-ve-selam-fiili-bir-destek-ve-bagliliktir-2/
Daha açık bir ifadeyle nefislerimiz, ailelerimiz yanı sıra ulaşabileceğimiz insanları da İslam’ı tebliğ yoluyla Cehennem azabından korumaya çalışmakla sorumluyuz.
Dün gece rüyamda bir şehir meydanındayız. Meydanın ortasında çevresi ışıklarla aydınlatılmış dairevî bir alan. Yaklaşınca, ağız kısmı geniş, derin mi derin, dibinden harlı bir ateş fışkıran, uçurumsu azim bir kuyu gördüm; dehşetle ürperdim. Bu sırada genç bir adam yüksekten denize pike yapan bir sporcu gibi koşarak alevlere doğru bu gayya (Cehennem) kuyusuna atladı. Onun ateşe çakılışını izledim. Ne oluyor diye korkuyla çevreme bakarken genç bir adamın bu Cehennemi kuyuya düşmekte olduğunu ve kurtulmak için bana sarılmak istediğini gördüm. Ama ben de kayıp düşerim kokusuyla ve can havliyle kendimi kurtardım.
Uyandığımda öyle böyle değil, bayağı korkmuştum; birden aklıma yukarıda aktardığım, Peygamberimizin ateşten korumasıyla ilgili açıklaması geldi. Bu hadisin ışığında rüyamı tabir etmeye çalıştım.
Hz. Yusuf Peygamberimizde örneklendirildiği üzere rüya ve de tabiri Nübüvvet’ten bir cüzdür ve Hak’tır, yani gerçeğe ışık tutar ve geleceği şekillendirebilir.
İrfan ehli okuyucularımız nasıl yorumlar bilemem, ama benim gönlümden dilime dökülenler şöyle oldu:
Yaşadığımız toplumda bir Gayya kuyusunu andıran İslam dışı düzen bize Allah’ı, ibadeti, ölümü, ahireti, Cennet’i, Cehennem’i ve tövbeyi unutturuyor; içki, kumar, zina, eşcinsellik, faiz, kibir, israf-lüks, zulüm, işgal, savaş ve bin bir çeşit sömürü türü haramlara bulaştırıyor. Bir diğer anlatımla bizi Cehennem’e yaklaştırıyor.
Bazılarımız da özgür iradeleriyle Deizm/Şirk tepesinden Cehennem’e pike yapıyor.
Bu durumda elbette kendimizi ve ailemizi Cehennem ateşinden kurtarmaya çalışmamız m gerekir. (Tahrim 6) Ama bu yetmez.
Peygamberimizin kurtarıcılık görevini manen üstlenmemiz, İslam’ı tebliğ ederek ve bizzat örnek olarak insanları da kurtarmaya çalışmamız gerekir. Eğer bu görevimizi yapamazsak çevremizdeki insanlar bizi de Cehennem’e sürükler.
Hulasa, ölüm her an gelebilir. İslam’ı yaşayarak Cehennem’den korunma ve koruma görevimize yapışmalıyız. Sözü Kur’ân ile bağlayalım:
“Ve sakın ola ki, Allah’ı unutan ve bu yüzden O’nun da kendi benliklerini ve kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın. Çünkü onlar, Allah’ı ve Onun emirleri ve yasaklarını göz ardı ederek yoldan çıkmış olan kimselerdir.
Bunun içindir ki, Cennet halkıyla Cehennem halkı asla bir olamaz. Dünyada ve âhirette kurtuluşa erecek olanlar, ancak Cennet halkıdır.” (Haşr 19-20)