Peygamberimiz (S.A.V.) Borçluları ve Gizli Yoksulları (Miskinleri) Himayesine Almıştır

Borç Yüzünden 4 Kardeş Siyanür İçerek Hayatını Kaybetti

İstanbul Fatih’te kapısında ‘Dikkat siyanür var’ yazılı not olan bir evde, 2’si kadın 4 kardeş siyanürden ölü bulundu. Yoğun siyanür kokusu olan cesetlere yapılan ön otopside kardeşlerin, siyanür içerek intihar ettikleri ortaya çıktı. Öte yandan evde çok sayıda antideprasan da bulundu. Ölüm sebebinin borç ve yoksulluk sebebiyle intihar olduğu anlaşıldı. Anne-babalarının ölümünün ardından yüklü miktarda borç kaldığı öğrenilen kardeşlerin bundan dolayı bir süredir maddî sıkıntıda oldukları öne sürüldü. Kardeşlerden birinin obezite, diğerinin ise sara hastası olduğu öğrenildi. 4 kardeşin evine giden BEDAŞ ekipleri, 607,16 liralık elektrik faturasının 2 aydır ödenmediği gerekçesiyle elektrikleri kesti. 15 yıldır aynı evde oturdukları söylenen, yaşları 45 ile 60 arasındaki kardeşlerin oturduğu binanın altında bir bakkal dükkânı işleten Yusuf Deniz, BBC Türkçe’ye şunları söyledi: “Her gün 6-7 tane ekmek alıyorlardı…2.260 lira veresiye borçları vardı.”

Peygamberimiz (S.A.V.) Borçluları ve Gizli Yoksulları (Miskinleri) Himayesine Almıştır

Değerli okuyucularım;

Mezkûr haberi okuyunca Medine İslâm devletinin başkanı da olan Peygamberimizin (sav) günümüzün yöneticilerinin kulağına küpe olması gereken şu dikkat çekici sözünü hatırladım:

“Kişinin ölümünde bıraktığı mal, varislerine aittir. Borç ve yoksul aile bırakan kişinin yükü (sosyal himayesi) ise, bize (devlete) aittir.” (Buharî: 1077).

Bu söz, bir sosyal devletin hangi sebepten dolayı olursa olsun yoksullaşmış vatandaşlarına karşı yükümlülüklerini hatırlatan temel bir ilkedir. İslâmî bir toplumda/devlette hiçbir insan yoksulluğundan dolayı maddî ve manevî yönden mağdur edilemez, daha doğrusu yoksulluk riskine karşı her insan korunur. Daha somut bir ifadeyle örneğin borç yüzünden kişilerin yoksulluğa düşmelerine müsaade edilmez. Bunun için İslâm’da bir sosyal güvenlik kurumu olan zekât sistemi vardır ve ödeme gücü yetersiz olan borçlular (el Garimin) da bir Hak olarak zekât kapsamına alınmıştır.

Borçlular, değişik bireysel veya toplumsal risklerin tahakkuku neticesinde parasal yönden zor duruma düşmüş kişilerdir. Bunun yanında gerek kendi ihtiyacı, gerekse toplumun menfaati için (kefil olmak, ara bulmak için diyet vermek vb) borçlananlar, zekâttan yararlanabilmektedir. Yoksulluk sebebiyle veya doğal âfet sonucunda malını kaybeden ve borçlanmış olan kişilerin mağduriyetleri de zekât gelirlerinden giderilmektedir. Geçici olarak borçlanmış veya mal karşılığı olmakla birlikte nakit darlığına düşmüş olan girişimcilere de karz-ı hasen (faizsiz kredi) yoluyla destek sağlamak mümkündür. Önemli olan burada kişinin, sahtekârlık, hile, kumar borcu veya içki ticareti gibi gayri meşru sebeplerden dolayı borca düşmemiş olmasıdır.

Türk Sosyal Güvenlik Sistemi, Borçluları Görmüyor

Türk sosyal güvenlik sistemi maalesef gayri ihtiyari olarak borç batağına düşmüş kişileri ne görüyor, ne de onlara yönelik bir sosyal himaye programına sahiptir. Onun için özel sebeplerden dolayı malını-mülkünü yitiren veya geçici olarak maddî sıkıntılara uğrayan kişiler himayesizdir. Halbuki kendilerini muhafazakâr/dindar olarak tanımlayan siyasetçilerimizden/yöneticilerimizden bu soruna yönelik bir çözüm beklemek, borçluların ve yoksulların hakkıdır.

Bakınız Peygamberimiz (sav) beytü’l-malın (devlet bütçesinin) malî durumu ganimetlerle ve zekât gelirleriyle iyileşmeye başlayınca ödeme gücü çeken Müslümanların borçlarını beytü’l maldan karşılamıştır. Ayrıca ölüp de geriye borç bırakan Müslümanların borcu da yine devlet eliyle ödenmiştir.

Halife Ömer bin Abdülaziz döneminde din ayrımı yapılmaksızın sefahat ve israf dışında borçlu hâle gelen bütün insanların borçları, zekât fonundan ödenmiştir. Halife, valilerine halkın temel ihtiyaçları olan mesken, araç ve gereçlere bakılmaksızın borçlarının ödenmesi konusunda zengin olmayan borçlulara yardımcı olunmasını emretmiştir. 

Türk Sosyal Güvenlik Sistemi, Sessiz Yoksulları (Miskinleri) Görmüyor

Topluca intihar eden dört çaresiz kardeş, maddî yönden zor durumda oldukları halde mahcubiyetlerinden dolayı devletin/belediyenin hiçbir birimine gitme ihtiyacı duymamış. Kuran-ı Kerim, toplumda bu gibi onurlu yoksullukların (miskinlerin) varlığına işaret etmektedir.

“…İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” (Bakara (2): 273).

Kuran terminolojisinde miskinler, onurluluk, dilenmeme, özveri, durumunu başkalarına bildirmekten utanma gibi ahlâkî erdemler ve sosyo-kültürel özellikler taşıyan şahsiyetli insanlardır. Miskinlerin, yoksullardan farklı olarak, en büyük özelliği, maddî yetersizliklerini ortaya koyup herhangi bir merciden yardım talep etmemeleridir. Diğer bir ifadeyle karakterleri ve mizaçları gereği miskinler, fakirliklerini kimseye yük olmak istemedikleri için gizler.

Bu yönüyle miskinler, aslında yoksulluk araştırmalarında genelde gizli veya sessiz yoksullar olarak bilinen fakirler kapsamına girmektedir. Hz. Peygamber (sav) de bu doğrultuda miskinlerin güzel ahlâk sahibi fakirler olduklarını şu hadis-i şeriflerinde beyan etmiştir:

“Miskin, kendini bir-iki hurmanın, bir-iki lokmanın geri çevirdiği (kapı kapı dolaşarak) dilenen bir insan değildir. Miskin, ihtiyaç içerisinde bulunduğu halde istemeyen, durumu halk tarafından bilinmediği için yardım edilmeyen, iffet ve nezâfet (temizlik) sahibi mümindir.” (Riyâzü’s-Sâlihin; I: 30).

Demek ki gerçek yoksul anlamında miskin, ihtiyacını giderecek bir şey bulamayan ve hâlini anlayıp kendisine yardım edecek biri çıkmayan, buna rağmen kalkıp halktan bir şey istemeyen vakarlı bir kimsedir. Bu durumda miskinler, yardıma muhtaçlığın dışında ayrı ve kendilerine has güzel vasıflar taşıyan nevi şahsına münhasır fakirlerdir. Allah, başkalarından hiçbir şey talep etmeyen bu müstağni insanların mağdur edilmelerine razı olmadığı için, onları da zekât kapsamına almıştır.

Ezcümle

İşte görüldüğü üzere Türk sosyal güvenlik sistemi, birçok yönüyle halen eksiktir. Anayasasında sosyal hukuk devleti olduğu belirtilen T.C. Devletinde gizli yoksulların belirlenememesi, borçluların maddî sıkıntılarının giderilememesine bağlı olarak psikolojik sıkıntılara ve buhranlara itilen insanların varlığı, hepimizi derinden düşündürmelidir. Haydi diyelim ki sosyal devletin malî durumundan dolayı bu sosyal kesime yeterince kaynak ayrılamıyor peki yardım yapan sivil toplum kuruluşları, hayır kurumları ne yapıyor? Komşular veya akrabalar ne yapıyor? Neden hiç kimse, çaresizlikten dolayı intihar eden bu kardeşlerin durumuna yönelik bir girişimde bulunmamış?

Çağdaş kent toplumları, modernite ve bencillik afyonu ile kendilerini uyuşturup “nemelazımcılık” sarhoşluğuna sürüklendikçe, kimsesizlerin koruyucusu olduğu iddia edilen Cumhuriyet sistemi de (sessiz) yoksullara yönelik etkin bir sosyal politika konsepti geliştirmedikçe mezkûr habere benzer daha çok acı olaylar yaşayacağız.

Prof. Dr. Ali SEYYAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir