Prof. Üstün Dökmen de cami avlusuna pisledi

Musab SEYİTHAN

Son günlerde, başörtüsü üzerinden, içlerindeki İslam’a olan kin ve nefretlerini dile getirerek “Eceli gelen it cami duvarına işer” atasözünde ifade edildiği gibi, cami avlusuna pisleyen siyasetçi ve akademisyenler sahne almaya başladı.

Geçtiğimiz hafta, Sakarya’da İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından “Rehber Öğretmenlere Seminer” düzenlendi. Seminere Prof. Dr. Üstün Dökmen konuşmacı olarak davet edildi. Ancak seminerin bir yerinde, rehberlik öğretmenliğine ilişkin konuşurken: “Nasıl, bir pilot sarhoş olmamalı, bir Hristiyan psikolog haç takmamalı ise, Rehberlik Öğretmeni de başörtülü biri olmaz! Meslek icra edilirken inşallah, maşallah, hayırlısıyla gibi cümleler sarf edilmemelidir!” dedi.

Bu ne kadar terbiyesizlik, tercihlere saygısızlık! Bu mahlûku konuşmacı olarak davet eden İl Milli Eğitim müdürü başörtülü bir bayan. Orada başörtülü rehber öğretmenler de var. İnancının gereği örtünmüş olan kişilerin gözüne baka baka bayanlara karşı bu kabalık, görgüsüzlük ve haddini bilmemezlik için demek ki üniversite hocası olmak ve isminin başında da Prof. unvanı bulunmak gerekiyormuş. “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” biri olması gerekirken koskoca profesör(!), mantık fukarası olduğunu gösteriyor. Başörtüsünü, pilotun sarhoşluğuna kıyas ediyor. Aralarında hiçbir illiyet bağı olmayan şeyleri hangi akılla birbiriyle irtibatlandırıyor? Anlamak mümkün değil. Besbelli ki, mantık diye bir ilimden hiç haberi yok. Ya da İslam ve sembolleri söz konusu olunca mantık devre dışı kalıyor, bilinçaltındaki “kutsala düşman” kini ve nefreti hortluyor. Bu tür bunaklar, gerçekten akıl fukarası, neslinin son kalıntısı, kullanma tarihleri çoktan geçmiş olan insan suretinde yaratılmış mahlûklardır, belki de daha aşağı…

Arkadaş! İslam’a ve sembollerine inanmak zorunda değilsin. Hak bellidir, bâtıl bellidir. İman bellidir, küfür bellidir. İstediğini tercih edebilirsin. Kişinin cehenneme gitme özgürlüğü de vardır. Ama “inanç özgürlüğü ve inandığını, inandığı gibi yaşama özgürlüğü” diye bir insan hakkı da mevcuttur. İnsan hakları da doğuştan gelen bir haktır. Başkalarının lütuf ve ihsanı değildir. Başkaları, bu hakka saygılı olmak zorundadır. Eğitim görmüş, akademik kariyer kazanmış ve bu uğurda profesörlük seviyesine yükselmiş birinin bedevice ifadeler kullanarak inançlara saygısızlık yapmasını anlamak ve izah etmek mümkün değildir. Bu, Ebûcehilce bir tavırdır. Demek ki “Ebûcehiller ölmedi, kıtalar dolaşıyor.

Konuyla ilgili olarak Eğitim Bir-Sen Sakarya Şubesinin açıklaması da takdire şayandır. “Şer odakları uyumuyor” ser levhasıyla şu güzel ifadeler kullanılmıştır: “Başörtülüsü, başörtüsüzü barış içinde ve kardeşçe yaşadığımız bir toplumda, sürekli ‘başörtüsünden çekiştirmek’ hangi klinik vakanın tarifidir? Ya da 28 Şubat’ta psikolojisi harap edilmiş binlerce kardeşimizin yenmiş hakkı hangi bilimsel tarif ile iade edilebilecektir? Belli ki şer uyumamaktadır, bazen siyasetçi, bazen bürokrat, bazen de psikolog olarak karşımıza çıkmaya ve değerlerimize bazen direkt, bazen de süslü cümlelerle küfretmeye devam etmektedir. ‘Bin yıl sürecek’ denen 28 Şubat’ın zulüm süreci hiçbir zaman hafızalardan silinmeyecektir. Tam da o dönemi lanetlediğimiz günlerde gerçekleşen bu olay, vesayete selam göndermek, zulmü geri çağırmak değil midir?”

Skandal seminerle ilgili Sakarya İl Milli Eğitim Müdürü Fazilet Durmuş da kendisinin 28 Şubat başörtüsü mağduru olduğunu belirterek, o süreçte altı yıl, örtüsü sebebiyle mesleğini yapamadığını hatırlatarak, şunları dile getirdi: “Rehber öğretmenlere yönelik bir seminerdi. Seminer boyunca programda değildim. Programın bitiminde salona geldim. Eğer sarf ettiği sözleri duymuş olsaydım toplantıyı o anda bitirirdim. Değil Üstün Dökmen, kim olursa olsun bu tür konuşmalara prim verecek bir insan değilim.”

Fazilet Durmuş’un bu sözleri de, şecaat arz edeyim derken sirkatin söylemek türünden başka bir garabet. Düzenlediğin seminerde neden yoksun, olmayacağın semineri niye düzenlersin? Keşke olsaydın da “toplantıyı o anda bitirirdim” sözüne bağlı kalarak herkesin huzurunda olaya el atsaydın, sahneden indirseydin, had bildirmiş olurdun. Yaptığın bu çıkışla da dünyaya güzel bir mesaj verirdin. Bize de “oooh çektirerek” ruhlarımızı dinlendirirdin ve tarihe geçerdin.

Müslüman, firaset sahibi olur. Bir delikten elini iki kere ısırtmaz. Bu adamların cibilliyetleri bellidir. Laik, kemalist, seküler insanlardır. Sahneyi bunlara tamamen terk ettiğiniz zaman, yedikleri kaba pisleyenler gibi sizin değerlerinize utanmadan saldırırlar. Çünkü tıynetleri bunu gerektirir. Ya adam gibi adam davet edersiniz, ya da salonda bulunur, zırvalamaya başlayınca hiç gözünün yaşına bakmadan, bir daha aynı haltı işlemesin diye madara edersiniz.

Dökmen denen bu adam, TRT’de yaptığı sevilen eğitici programlarıyla takdir toplamıştı. Hak ettiğinden fazla değer verilmiş olmalı ki, bunun şımarıklığı ile saygı ve görgü sınırlarını çiğneyerek Müslüman mahallesinde salyangoz pazarlamıştır. Müslümanlar, kompleksten kurtularak bu tür İslam düşmanlarına imkân sunmamalıdırlar. Onun sunduğu semineri yapabilecek Müslüman bir akademisyenimiz yok muydu? Bu densizler, bulunmaz Hint kumaşı mıdır? Bunlar, bütün değerleriyle kendilerinden başka herkese aittirler. “Kendi değerlerine düşman, düşmanın değerlerine hayran” kompleksli yaratıklardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here