
SABIR TEKNESİNE BİNEN ÇOCUKLAR
Ramazan’ın gelmesine günler kaldı. Evlerde tatlı bir telaş, çocukların gözlerinde ışık…
Yeni nesil ebeveynler bir konuda gerçekten başarılı:
Çocuklara Ramazan’ı sevdiriyorlar.
Yılbaşı süsleri vitrinleri doldurduğunda kapıyı kapatmıyor,
“Sabret… Bizim de ayımız geliyor.” diyorlar.
Ve o ay geldiğinde evler değişiyor.
Hilaller, fenerler, mahyalar…
Ben de oğluma çok istediği şeyi Ramazan hediyesi olarak alacağım.
Ama önce şunu söyleyeceğim:
“Bu ay kalbimizi temizlemek için daha çok çabalayacağız.
Daha az kıracak, daha çok paylaşacağız.”
Çünkü Ramazan sadece aç kalmak değildir.
Ramazan, kendini tutabilmektir.
İstediği hâlde bekleyebilmektir.
Evlerimizde yaşanan her küçük Ramazan pratiği çocukları sabır teknesine bindirir.
Tekne orucu…
Farz olmayan ama sabrı öğreten ilk adım. İftar saatini soran çocuk çoktur. Ama o vakte kadar dayanabilen çocuk sadece açlığa değil, hayatın gecikmelerine de hazırlanır.
Çocukluk ilk haz dönemidir. Bebek beklemez. İster ve hemen olsun ister. Büyümek ise beklemeyi öğrenmektir.1970’lerde yapılan meşhur deney bunu gösterdi. Walter Mischel çocukların önüne bir şeker koydu:
“Beklersen bir tane daha kazanacaksın.” dedi.Bekleyebilenler yıllar sonra stresle baş eden, hedeflerine yürüyen, kendine güvenen bireyler oldular. Çünkü mesele şeker değildi. Mesele kendini yönetebilmekti.
Ve Haz öteleme;kaybedince oyunu bırakmamaktır, çağrılmadığında küsmemektir, zorlanınca vazgeçmemektir. Bugünün çocukları her şeye çok hızlı ulaşıyor.
Bir tıkla video, bir kaydırmayla eğlence, bir siparişle kapıda mutluluk…Ama hayat böyle değil.
Hayat bazen bekletir. Bazen geciktirir. Bazen de “hayır” der.
İnce bir çizgi var:Ramazan’ı çocuklara sevdirirken onu bir şenliğe dönüştürme tehlikesi…
Işıklar, süsler, hediyeler…Elbette güzel. Ama sadece bunlardan ibaretse de eksik. Çünkü Ramazan kutlanacak bir eğlence değil, derinleşilecek bir maneviyattır.
Şatafatlı sofralar kurmak değildir Ramazan. Lokmayı bölüşmektir. Çeşit çeşit ikramlar hazırlamak değildir. Aç olanı hatırlamaktır.
Ramazan biraz yavaşlamaktır. Biraz içe dönmektir. Biraz düşünmektir.
Tefekkürdür.
Şükürdür.
Hamd etmeyi yeniden öğrenmektir.
Ve en çok da rıza kapısına varabilmek için daha çok çabalamaktır.
Çocuk bunu sadece kurduğumuz cümlelerden değil, yaşadığımız hâlden öğrenir. Eğer Ramazan bizim evimizde daha az tüketmek, daha çok paylaşmak, daha çok sabretmek; hatalara, imtihan vesilesi olaylara karşı kalbimizi genişletebilmek demekse işte o zaman sabır teknesi gerçekten yol alır. Biz anneler de o süreçte dönüşürüz.
Uzayan iftar saatlerinde “Su versem mi?” diye içimizden geçen o anda, açlığa karışan baş ağrısına rağmen çocuklarımızın gürültüsüne, bitmeyen sorularına anlayışla karşılık verebildiğimizde…
Sabır sadece çocuk için değil, bizim için de başlar. Ve çocuk için Ramazan biraz da hatıradır. Evdeki hazırlıklar, aldığı küçük sorumluluklar,
kendini büyük hissettiği o ilk oruç denemeleri…
Bu yıl Millî Eğitim Bakanlığı’nın okullara gönderdiği Ramazan yazısını bu yüzden çok kıymetli buluyorum. Çocukların camiyle buluşturulmasının ve Ramazan’ın ruhunun anlatılmasının tavsiye edilmesi aynı hakikati işaret ediyor:
Ramazan öğretilmez, yaşatılır.
Belki de anneliğin en kıymetli hâli; her isteğini hemen karşılamak değil, yanında durup beklemeyi öğretmektir.
Çünkü sabır sadece aç kalmak değildir.
Sabır, aynı istikamete bakabilmektir.
Ve o istikamette birlikte yürüyebilmektir.
Şeyma Demircan Namazcı
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube