
16 Eylül 1982… Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta, Filistinli mültecilerin sığındığı Sabra ve Şatilla kampları kana bulandı. Üç gün boyunca süren katliamda, kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı gözetilmeden 3 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusunun gözetimindeki Falanjist milisler tarafından gerçekleştirilen bu katliam, insanlık tarihinin kara sayfalarından birine yazıldı.
Bugün üzerinden 44 yıl geçmeye yaklaşırken soruyoruz: Bu katliamın hesabı neden hâlâ sorulmadı?
Sabra ve Şatilla, sıradan bir savaş hadisesi değildi. Evlerinden edilmiş, Lübnan’a sığınmış savunmasız insanların topluca katledilmesiydi. İsrail ordusunun bölgedeki varlığı ve Falanjist milislerle ilişkisi, katliamın arka planında önemli bir yer tutuyordu.
İsrail’in kurduğu soruşturma komisyonu, dönemin Savunma Bakanı Ariel Şaron’u katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler ise 16 Aralık 1982’de yaşananları kınayarak soykırım olarak nitelendirdi.
Peki sonra ne oldu?
Adalet mekanizması işletilmedi. Şaron, hakkında hesap sorulamadan 2014 yılında hayatını kaybetti. 2001’de Belçika’da açılan dava ise ABD ve İsrail’in baskıları sonrasında yasal değişikliklerle yetkisizlik gerekçesiyle düştü.
İşte burada uluslararası sistemin gerçek yüzü ortaya çıkıyor: Güçlü olanın yanında duran, mazlumun adalet arayışını ise yıllarca bekleten bir düzen…
Bugün Gazze’ye baktığımızda, Sabra ve Şatilla’nın acısı yeniden yüreğimizi yakıyor.
Gazze’de çocukların, kadınların, yaşlıların, hastaların ve yerinden edilmiş insanların yaşadığı dram; dünyanın gözleri önünde devam eden büyük bir insanlık sınavına dönüşmüş durumda. Evler yıkılıyor, hastaneler zarar görüyor, insanlar temel ihtiyaçlara ulaşmakta zorlanıyor. Filistin halkı, yıllardır süren işgalin ve saldırıların ağır bedelini ödemeye devam ediyor.
1982’de mülteci kamplarında yaşananlar ile bugün Gazze’de yaşananlar arasında tarihsel bir bağ kurmak mümkündür: Filistinlinin hayatının değersizleştirilmesi, uluslararası toplumun etkisizliği ve güçlü aktörlerin hesap vermekten kaçabilmesi.
Elbette her olayın kendi şartları, sorumluları ve hukuki değerlendirmesi vardır. Ancak mazlumların yaşadığı acılar karşısında sergilenen çifte standart değişmediği sürece, tarih tekerrür etmeye devam edecektir.
İşte insanlığın cevaplaması gereken en ağır soru budur:
Bu dünyaya Filistinliler mi çok?
Çocukların yaşamasını istemeyen, ailelerin evlerine dönmesini engelleyen, bir halkın özgürlük ve güvenlik talebini yıllardır yok sayan bu düzen; insanlığın hangi değerleri üzerine kurulmuştur?
Bu İslam ve Müslüman düşmanlığı değilse nedir?
Bu soruyu sorarken bütün bir dini veya halkı suçlamak değil, Filistin halkına karşı uygulanan ayrımcı politikaları ve çifte standartları sorgulamak gerekir. Çünkü adalet, kimliğe göre değişmez. Bir çocuğun gözyaşı, hangi dine mensup olduğuna göre farklı değerlendirilemez.
Kur’an-ı Kerim’in şu uyarısı, bugün insanlığın vicdanına yöneltilmiş bir çağrıdır:
“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun. Bu, takvaya daha yakındır.”
(Mâide, 5/8)
Sabra ve Şatilla’nın hesabı sorulmadan Gazze’de yaşanan acıların sona ermesi mümkün müdür?
Sadece ateşkes ilan etmek, sadece yardım göndermek veya sadece kınama mesajları yayımlamak yeterli değildir. Gerçek barış; işgalin, ayrımcılığın ve cezasızlığın sona ermesiyle mümkündür.
Filistin halkı, dünyanın vicdanına emanet edilmiş bir halk değildir. Onların da yaşama, özgürlük, güvenlik ve kendi kaderini tayin etme hakkı vardır.
Sabra ve Şatilla’yı unutmamak, Gazze’yi unutturmamak demektir. Çünkü unutulan her katliam, yeni katliamlara cesaret verir.
Bugün insanlık, tarih önünde bir kez daha sınanmaktadır. Ya adaletin yanında duracak ya da gücün hukuk yerine geçtiği bu düzene ortak olacaktır.
Mirat Haber olarak soruyoruz: Filistinlilerin hayatı neden dünyanın geri kalanından daha değersiz görülüyor?
Bu dünyaya Filistinliler mi çok?
Bu İslam ve Müslüman düşmanlığı değilse nedir?
İSLAMİ HABER “MİRAT”
SAHİPSİZ HAYVAN SORUNUNDA SONA DOĞRU İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 30 büyükşehrin 27’sinde sahipsiz hayvanların toplanmasına…
“AİLEM GÜVENDE”DEN KİM NİÇİN RAHATSIZ OLDU? İki kelime söylendi. Yalnızca iki kelime. "Ailem güvende." Bir…
ATATÜRK ATEİST MİYDİ? ASIL MESELE BU MU? Atatürk’ün ateist veya deist olup olmadığı, yıllardır tartışılan…
Avrupa’nın Çifte Standartik Politikalarına Sert Tepki: Türkiye'nin İçişlerine Müdahale Haysiyetsizliğidir! Yedi Avrupa ülkesi, Türkiye’nin sivil…
KLÂSİK MARKSİZM’İN GEÇİRDİĞİ EVRİM KARŞISINDA İSLÂM’IN KURUCU UFKU: ELEŞTİREL TEORİ VE NEO-MARKSİZM’İN SINIRLARI Batı dünyası,…
Türk Ermenisi Arsen Nişanyan: Türkiye her şeyden önce güçlü bir ülke olmak zorunda Harvard Üniversitesinde…