islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
13,4726
EURO
15,2894
ALTIN
793,64
BIST
2.011,16
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Karla Karışık Yağmurlu
2°C
İstanbul
2°C
Karla Karışık Yağmurlu
Pazar Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Pazartesi Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Salı Çok Bulutlu
3°C
Çarşamba Çok Bulutlu
3°C

Selim ARGUN: Akademisyenlik Âlimlik Değildir

Selim ARGUN: Akademisyenlik Âlimlik Değildir
01.03.2019
A+
A-

Eğitim Sistemimiz, Ne Zaman Âlim Sıfatı Taşıyan Akademisyenler Yetiştirecek?

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Selim Argun, Düzce Üniversitesi (DÜ) İlahiyat Fakültesi tarafından Cumhuriyet Konferans Salonu’nda düzenlenen “Dünyadaki Son Gelişmeler Işığında İhtiyacımız Olan Âlim/Akademisyen Modeli” başlıklı konferansta öğrencilerle bir araya geldi. “Âlim” kelimesinin tarifi en zor kavramlardan biri olduğunu belirten Argun, şöyle konuştu: “Akademisyenlik âlimlik değildir. İnsanın bilgi yüklü olması onu âlim yapmaz. Her âlim ilim sahibidir, her ilim sahibi âlim değildir.” dedi.

Eğitim Sistemimiz, Ne Zaman Âlim Sıfatı Taşıyan Akademisyenler Yetiştirecek?

Biz, elimizden geldiği kadar ulemâ yani âlimler ile akademisyenleri tefrik ederek, İslâmî bir perspektiften ele almaya gayret göstereceğiz. Âlim, insanlara hakikî ilmin kaynağını gösterebilen âriflerdir. Âlimler, hakikatten ve ilahî muhabbetten haberdar/hissedar olduklarından dolayı Hak üzere konuşur ve Hak’la söyler. Âlimler, Allah’ın bu âlemi muhabbet üzere yaratmış olduğunu ve bu muhabbetin ilahî rahmet ve ilimle kuşatılmış olduğunu bilir. Allah’tan kopuk bir ilim, insanı hakikate eriştiremez. Böyle bir ilim, sadece bilimdir ve bu da tek başına maksûd ve matlûb değildir. Bunu fark edebilen âlimler, rahmetin ve o rahmet içindeki muhabbetin ilimle birleşmesi için gayret gösterir. Bu bağlamda hakikî ilim tahsil görmüş âlimler, hangi konu olursa olsun bilimsel açıklamalarında ilahî rahmet ve muhabbetten bahsederek, bilime manevî bir boyut kazandırır.

Pozitivizmin etkisi altında kalmış olan akademisyenler ise kâinatın böyle vücuda gelmiş olduğunu göremedikleri veya bu bağlamda bir eğitim almadıkları için, Allah’ın cari meşiyet-i ilâhîsinden yani Allah’ın kâinat nizamına yerleştirdiği kaidelerinden de bîhaberdir. Bu idrakî mahrumiyetlerine bağlı olarak bilimsel açıklamaları da zuhuratla sınırlı kalmaktadır. Kaldı ki deizmin veya ateizmin tuzağına düşmüş olan bilim insanları yani maksûdu ve matlûbu Hak ve hakikat olmayan akademisyenler, manevî perdenin ötesini göremezler.

Dünya menfaati veya şan/şöhret davası için akademik unvanların peşinde koşanlar, şirkte olanlar, benlik davası güdenler, bilimsel çalışmalarıyla hakikatin zerresini dahî gözlemleyemeden ilmin periferik alanlarında dolanıp durur. Niyet halis olmayınca bilimsel bulgu ve çalışmalarıyla sadece nefsanî haz içinde gurur ve kibre kapılabilirler. Ne yazık. Bu gibi akademisyenler, velev ki ilahiyat gibi manevî bilimler alanında meşgul olsalar bile manaya dayalı metinleri dahî manasından uzak tahminî/teorik bilgiler yükler. Bilimsel olayın/olgunun sadece resmini gösterebilen akademisyenlere eskiden Ulemâ-yı rüsûm derlermiş. Demek ki dün de bilim camiasında Hak-Bâtıl kapsamında aynı sorunlar yaşanmıştır.

Manevî değerlerden uzak olan akademisyenler, pozitivist bir yaklaşımla her ne kadar olayların mahiyeti (bu nedir? veya bu nasıl olmuştur?) hakkında sorulara cevap ararken, normatif bir yaklaşımla olayın nasıl olması veya olmaması gerektiği konusunda herhangi bir fikir ortaya koymak istemez ve haddizatında koyamazlar da. Çünkü çağdaş akademisyenlerimizin ekseriyeti, zahirini ve bâtınını içine almış, özünde muhabbet, Hak ve hakikat, ilimlerin kaynağı ve merkezi olan İslâm’dan uzaktır.

Ama hakikî ilme âşık olan ve bunu talep eden inançlı talebeler ise ilmî yolculukta mânâ üzerine terakki eder ve hakikat ile aydınlanır ve toplumu aydınlatır. Çünkü Allah, ilmi isteyene verir. Allah rızası doğrultusunda toplumun maddî/manevî faydasına olan ilimle meşgul olan âlimler, Allah’ın rahmet ve muhabbetine nail olur. Böyle âlimler, ilim sahibi oldukları halde yine haddini bilecek kadar mütevazıdir çünkü Kuran-ı Kerim’in buyurduğu gibi, “(İstisnasız) Her ilim sahibinin üstünde (hakikî ilmi) daha iyi bilen birisi vardır.” (Yusuf: 76)

Âlimler, aklın bilgisini kalbin buluşu ve muhabbetiyle birleştirmek suretiyle kendilerini bilimsel tuzaklara düşmekten koruyabilmektedir. Vicdanı ve kalbi devreden çıkararak, sadece akıl ile düşünmek, tefekkür değildir. Akl-i selim merkezli bir düşünce ile tefekkür edilebilir ve hakikate erişmek mümkündür.

Netice-i Kelâm

Pozitivizmi esas alan eğitim sitemimiz, ilm-i zahirle üstün olduğunu düşünen yüzbinlerce akademisyen yetiştirdi ve yetiştirmeye de devam ediyor. Bu şartlar altında yetişen akademisyenlerimizin ekseriyeti kulluk şuurundan mahrumdur, hikmet, marifet ve hakikat gibi kavramların mahiyetinden haberdar olamamaktadır. Halbuki ilim tahsil etmeyen bir insan dahî hikmetsiz yaşayamaz. Akademisyenlerimiz de hikmetleri ilâhî zemine nispet edemedikleri sürece edindikleri bilim de onlara fayda veremeyeceği huzursuzluklarına sebebiyet verecektir.

Akademisyenler, belki doçent ve profesör gibi unvan sahibi olmakla bilim insanı olabilir, ama otomatikman âlim olamaz. Yoksa birçok konuyu yerli akademisyenlerimizden daha vakıf olan gayri-Müslim bilim insanlarına da âlim dememiz gerekirdi.

Gerçek âlim, Allah’ın razı olduğu hissiyata mazhar olmuş, hayatî veya ilmî konulara bir bütünlük içinde yani müspet ve manevî bilimler ekseninde tahlil edebilen hakikat âşığına denir. Eğitim sistemimiz, ilim kisvesi altında malumat yükünden bizleri ne zaman kurtaracak? Eğitim sistemimiz, ne zaman hakikate ve hayra sevk edecek âlim sıfatı taşıyan akademisyenler yetiştirecek?

Prof. Dr. Ali SEYYAR

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.